1 Kasım aslında bir seçim değil, bir savaştı. Devletin bütün kirli yöntemleri bu savaşta seferber edildi. Amaç; HDP’yi baraj altında bırakmak, milliyetçi oyları toplamak, tek adam sisteminin kılıfı olacak oy oranına ulaşmaktı. Katliamlarla, 6-7 Eylül’ü andıran yağmalarla, faşist saldırılarla, yangınlarla, tutuklamalarla, medyaya ambargo koyarak, kamuoyu manipüle edilerek, istikrarsızlık paranoyası yaratılarak oylarını yüzde 50’lere çıkarttılar. Kazandı mı demek lazım şimdi bunlara? Cebirle, şiddetle, darbeyle elde ettikleri bir sonuç bu.

Nereye başımızı çevirsek yaşanan darbe koşulları hiç olmamış gibi görmezden geliniyor, HDP’nin nasıl da yenildiğinden bahsediliyor. HDP mağluplar arasında sayılıyor. Peşinen söylemek lazım, 'galip sayılır bu yolda mağlup’. 

Bir kere böylesine büyük saldırılar karşısında HDP’nin yüzde on barajını geçmeyi başarması bile çok büyük bir başarıdır. HDP halklarımız için ekmek ve su kadar önemli olan barış mücadelesinde en önde direnerek bu kazanımı elde etti. Katliamlara, saldırılara, sansüre boyun eğmeden, onurlu bir duruş sergiledi. İlkelerini terk etmedi; barışı, hak ve özgürlükleri savunmaya devam etti. 

Bugün demokrasi güçleri HDP’yi bir şans olarak görüyor. Gerçekten de iyi ki HDP var. Faşist, ırkçı, militarist sömürü düzenini dayatanlar karşısında; korkutarak, baskı ve şiddet ile itaat bekleyenlere karşı hiçbirimiz yalnız değiliz. Ve birlikte, dayanışma içinde direneceğiz.

Şu anda 90’ları ve 12 Eylül’ü kendine örnek almış bir kirli savaş iktidarı Kürdistan coğrafyasında direnen halklara kan kusturuyor. Batıda öğrencileri yerlerde sürüklüyor, demokrasi güçlerini tutukluyor. AKP Devleti markasını riske etmemek adına; valiyi, kaymakamı, yerleşik kolluğu kirli işlerine direkt sokmadan bu eylemlerini gerçekleştiriyor. Yaka numarası olmayan kayıt dışı, taşeron keskin nişancıları, JİTEMvari çeteleri sivillerin üstüne sürüyor. Cizre JİTEM davasındaki katillerin beraat etmesi gibi, bu katiller de ilerde cezasız kalsın, kimse devleti suçlamasın diye...

90’ların medyası da geri döndü diyebiliriz. Medya hepimizin tanık olduğu faşizan uygulamalarla sindirildi. Ana akımda bildik yöntemlerle yaşananlar çarpıtılarak aktarılıyor. Gerçekler halktan gizleniyor. Savaş bilançosunu teşhir eden Nokta dergisinin yayını ise durduruldu ve gazeteciler hapiste.

Nokta dergisi, savaşa aktarılan bütçenin bir yıl öncesine göre kat kat artırıldığını yazmıştı.

"2014 yılının tamamında Diyarbakır’a giden gaz bombası miktarı 4500 adet iken 2015 yılının ilk üç ayında bu miktar 7150 oldu. Artış oranı yüzde 180.

Hakkari’ye geçen yıl gönderilen gaz bombası sayısı 2330. Yılın ilk dört ayında gönderilen gaz bombası sayısı 10 bin 950.  Yüzde 400’lük artış…

2014 yılında Şırnak’a yollanan gaz bombası 10 bin 550 iken, bu yılın ilk dört ayında gönderilen miktar 15 bin 800 olmuş. Artış, yüzde 150…"

Ekonominin tıkandığı, işsizliğin patladığı, eğitimden, sağlığa hizmetlerin bireylerin sırtına yüklendiği, emekçilerin borç batağında olduğu bu ülkenin kaynakları nasıl da savuruluyor. O ünlü "En uzun MGK" toplantısından sonra halklarımızın bütçesi daha çok silah baronlarına aktarıldı. 2015’in ilk 8 ayında savunma harcamaları adı altında 1,8 milyar lira, 'örtülü ödenekten’ de 1,1 milyar lira harcandı. TOMA, gaz bombası, gaz maskesi, zırhlı iş makineleri, solüsyonlar gibi şehir merkezlerinde kullanılacak malzeme kalemlerinde, 2015’in ilk 4 ayında yapılan alımın, önceki yılların tamamında yapılan alımlardan kat kat fazla olduğu görülüyor. Kürt coğrafyasında kullanılacak 'çelik yığınaklar’ için, TOMA ordusu kurmak için ve polisin zırhlanması için tek kalemde 625 milyon lira para harcandı. Ekmek, süt, sağlık, eğitim değil de gaz bombası düşünce bir insanın payına, devletin ne kadar cömert olduğuna da böylece tanık oluyoruz.

Seçim vaatlerinde yer alan asgari ücretin artırılması meselesi bu devlete dert olmuştu ya, sormak lazım bir TOMA kaç asgari ücret eder?