Parti mi?

Komedi değil de nedir bu, söylemek zor doğrusu. Ya da kolay ama bunun için önce aklı, mantığı hatta zekayı bir yana bırakmak zorunluluktur. 

MHP’nin içinde bulunduğu politik ruh halini başka türlü anlayabilmek mümkün mü? Biliyorum, politik bir kavram değil ama, "kafayı yemişler" desem, yetmez, her türden değerleri de kaybetmişler. Sokakta Çinli turistlere saldırarak milliyetçilik yaptığını; IŞİD’e karşı Türkiye’yi de savunan YPG’ye küfrederek yurtseverlik sergilediğini; CHP’yi dinsiz, imansız; HDP’yi yok hükmünde diye adlandırarak kendini milletin partisi olarak tanımlayabilen beyin yoksunu bir parti mecliste. Beyin yoksunu ve milletin aklıyla dalga geçiyor. 

Bilim insanı mı?

Basite almayalım. CHP’yi dinsiz imansız diye tanımlayan Hallaçoğlu isimli meczup, bir profesör. Ve bir zamanlar Türk halkına resmi tarihinin belgelerini hazırlayan devlet kurumunun (TTK) başkanı. Ermeni düşmanı, Kürt düşmanı, Rum düşmanı… Özcesi insana düşman bir profesör. Seçimle gelmiş bir partiyi yok hükmünde kabul eden liderleri ise, bir zamanlar üniversitede doçent. 

Cehaletin bu derecesi ancak eğitimle kazanılabilir sözünün gerçeği buymuş. 

İktidar mı?

Şimdilik beklemekteyiz. AKP ile CHP’nin koalisyonu tek olasılık. Ama "koalisyonların yürümediğini" kanıtlayarak bir an önce erken seçime gitmek hevesindeki taraflı Cumhurbaşkanı’nın ülke çıkarlarını hiçe saydıracak güçteki iktidar hırsıyla, sonu savaşlara gebe bir geleceğe doğru hızla sürüklenen Türkiye. 

Yaklaşık iki yıl önce zamanın Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, Dışişleri Müsteşarı Feridun Sinirlioğlu ve Genelkurmay 2. Başkanı Yaşar Güler MİT müsteşarı Hakan Fidan ile birlikte bir tele-konferans yaparak Suriye’ye savaş açmak için yapılabilecekler üzerine konuşuyorlar. Suriye tarafındaki Türkiye’ye ait olan Süleyman Şah Türbesi’nin MİT tarafından bombalanarak olayı Suriye’nin üzerine atmak ve bu gerekçeyle savaşı başlatmak görüşünde buluşuyorlar. Türkiye’nin Suriye’ye defakto bir savaş açmasını istemeyen ABD, bu görüşmeyi dinleyen Amerikan Ulusal Güvenlik Ajansı’nın (NSA) kayıtlarını deşifre ederek planı engelledi. 

Şimdi o Dışişleri Bakanı Türkiye’nin başbakanı. O zamanki başbakanın şimdi cumhurbaşkanı. O zamanki Milli Savunma Bakanı şimdi Meclis Başkanı, o zamanki MİT müsteşarı şimdi yine MİT müsteşarı. 

Masada oturacak dörtlü tamamdır. Şimdi sıra oyunun başlamasına geldi. 

Kim hangi serveti kazanacak bilinmez, ama kaybedecek tek tarafın Türkiye olacağı açıktır. 

Polis mi?

Adam sivil. İstanbul Mecidiyeköy’de halk otobüsüne binmek istiyor. Otobüsün şoförü doğal olarak bilet soruyor. Sivil, "ben polisim" dedikten sonra başlıyor halk otobüsü şoförünü yumruklamaya. Yetmiyor, çekiyor silahını, otobüsün içinde sıkmaya başlıyor. 

Sonra vatandaş müdahalesi, sonra polis teşkilatı devreye giriyor. Yumrukçu polis ve bilet soran halk otobüsü şoförü birlikte gözaltına alınıyor. Sonra polis serbest, şoför tutuklu. 

Adaletini sevmiyorum Türkiye. 

Balık baştan koktu. Bütün Cumhuriyet döneminde halkların değil iktidarların yanında olan yargı, artık adaletsizliğe yasallık kazandıran bir çete kurumun adıdır. 

Halkların yaşam içinde güvenliğini sağlaması gereken polis kurumunun artık şiddetin ana kaynağını oluşturması gibi.

Asker mi?

Halkın seçtiği bir Milletvekilini tartaklayan, darp eden, üzerinden ateş eden bir askeri birlik? Olmaz mı? 

Süleyman Şah Türbesi’ni bombalayalım mı Bakanım?

Evdeki milyarları sıfırlayalım mı babacığım?

Koktuk be! Baştan dibe, leş gibi bir ülkede, ahlaken koktuk.