Şiirin ablası Sennur Sezer’i kaybedeli tam bir yıl oldu.
O sadece iyi bir şair ve yazar olmakla kalmadı. Bu kimliklerin gerektirdiği aydın sorumluluğunun da bilincinde oldu hep. Sosyalist hareketin ve işçi sınıfı mücadelesinin bir parçası olmaktan hiç geri durmadı. Gençliğinde tersanelerde çalışırken başladığı politik mücadelesini ömrünün sonuna kadar sürdürdü.
Çoğu yazarın mesafeli durduğu Kürt sorununda da başından itibaren örnek olabilecek bir aydın profili çizdi ve bu duruşunu sonuna kadar sürdürdü.
Bir bilgi ve sevgi birikiminden Sennur Sezer’den söz ediyorum:
“İnsanın insandan korkmasına karşıyım
İşte bunun içindir
Bütün yazıp
Altına imza attıklarım" diyen bir duyarlıktı O. İmza attıkları eserleri geniş bir külliyat oluşturur. Şairliğinin yanı sıra deneme, anlatı, seçki, çocuk kitapları ve edebiyat tarihi alanında da birçok eser verdi. Yaşamı boyunca birçok alanda çalıştı. Memur oldu, düzeltici olarak çalıştı, metin yazarlığı, program yapımcılığı, sendika yöneticiliği yaptı. Ne söylense hep eksik kalacak. Bu eksiği tamamlayacak cevabı da yine kendisi verdi sanki:
”Bir sözle kuruldu dünya
Hep o sözü aradım ve buldum" diyordu. Buldum dediği sözcük ”Emek”ti…
Ve evet. Her karesi emekle örülmüş bir ömürdü Onunkisi.
***
Ezilenin, hor görülenin dostu, emeğin ve emekçinin yoldaşıydı. İleri yaşına rağmen işçilerle grev çadırlarında, Kürt illerinde etkinliklerde, barış mücadelesindeydi.
Çocukluk ve gençlik yılları zorluklarla geçti. Okulu bırakıp çalışma yaşamına geçti. Edebiyata erken yaşlarda başladı, ilk şiiri lisedeyken yayınlandı. Üretken bir yazar profili çizdi, birçok ödül aldı. Şiirleri çeşitli dillere çevrildi.
“Şiir çağının yankısıdır, çağının seslerinin yankısını taşır: Sevinçler, çığlıklar, ıslıklar. Aşk şarkılarına çocuk sesleri karışır. Çok sesli bir korodur şiir” diyordu. Ona göre şair gereksiz süslemelerden kaçınmalı. Şiir, türkü ya da ağıt ya da marş olmalı. Ya yaşama sevinci ve direnç vermeli ya da öfkeyi tazelemeli. Ayrıca tutanağı olmalı yaşanılanların. İnsana kıyımın, kıtlığın ağırlığı altında özgür olmadığını duyumsatmalıydı.
***
Son dönemde Evrensel Gazetesi’nde şairlere, yazarlara “Perşembe Mektupları”ı adı altında açık mektuplar yazdı. Bana yazdığı açık mektubun sonunda:
“…Diyarbakır’da bir çay bahçesinde kolunda bir çılgınlık, aşktan başı dönmüş delikanlılar görmeyi özledim. Küçük çocukların çalışmadığı bir Diyarbakır. Bir kürsüye oturup çayın tadını çıkaracağım bir iklim. Sevgi emzirilmiş bir gençler kuşağı. Sanki bir müjde verir gibi mırıldanan bir merhabaya bağlı her şey. Bir şenlikte seninle şiir okumayı özledim. Barışı özledim. Sipahiler Çarşısı’ndan bir yemeni al bana, alı al moru mor olsun. Govend çekeceğim beklediğim barış haberi geldiğinde.” Demişti mektubunun sonunda.
Canım ablam. “Kolunda bir çılgınlık, aşktan başı dönmüş delikanlılar”ın şimdilerde vurulup vurulup düşmelerine dayanmadı yüreğin. Özlemle  beklediğin o barış iklimine dair haberler gelmeden gittin. Ama barış mücadelesinde de, o barış iklimi geldiğinde çekilecek govendin içinde sen de olacaksın tüm dostlarınla.