Araştırmacı-yazar ve tarihçi Mehmet Bayrak, Âşık Temeli’nin anılarından oluşan ‘Söz Kısa Kalsın’ kitabından yola çıkarak âşıklar atışmasını yazdı. Temeli’nin kitabında geçen ve Mehmet Bayrak’ın da dikkat çektiği 1978 yılında Köln’de Temeli ve Mahzuni arasında gerçekleşen atışma, toplumcu sanatın inceliğini ve taşıdığı güçlü mesajları anlamak açısından iyi bir örnek.
MEHMET BAYRAK
Âşık Temeli’nin anılarından, anlatımlarından ve şiirlerinden oluşan görsel bir anlatı kitabı çıktı: Söz Kısa Kalsın/ Anılarım; Aryen yay. Ank. 2020.
Akraba ve yaşıt olmamız dolayısıyla çocukluğundan beri yakından tanıdığım Temeli’nin küçük yaşlardan beri şiir yazdığını biliyordum ama bir doğaçlama ve atışma/ deyişme/söyleşme ustası olduğunu yeterince bilmiyordum. Daha ben ortaokulun ilk yıllarındayken, kendisi ilkokulu yeni bitirmiş ve dağda kuzu otlatırken birlikte şiir düzdüğümüzü ve karşılıklı söyleştiğimizi hatırlıyorum. Sonraki yıllarda yollarımız ayrılmış ve yeterince görüşemez olmuştuk.
1972’de yedek subaylık dolayısıyla İstanbul’da bulunduğum ve Kartal/Maltepe’deki Askeri Hapishane’de, geçmişten tanıdığım Âşık Mahzuni’yi ziyaret ettiğim yıllarda Temeli ile yeniden görüşmeye başlamıştık. Çünkü kendisi de çalışmak için İstanbul’daydı. Ancak, 1973’te evlenerek Almanya’ya gitmesi üzerine yeniden ilişkimiz kopmuş fakat 1980’li yıllardan itibaren mektuplaşma tarzında devam etmişti.
Nitekim, 1984’te yayımlanan ilk şiir kitabı “Bin Yıllık Hasret” (Türkü yayınları, İstanbul), o yıllarda İstanbul’da gazetecilik yapan ve Mahzuni’ye ilişkin ilk kitabın yazarı olan arkadaşım Süleyman Yağız’ın; ikinci kitabı “Sınırları İstemiyom Kardeşim” (Yorum yay. Ank. 1987) ise benim Önsöz’ümle yayımlanmıştı. Daha sonra, Almanya’da yayımlanan “Namirim” (1998), “Kurdîa Me Rih û Rîçikên Me” (2009), “Zimanê Me Derûna Me” (2009) adlı kitapları tümüyle Kürtçe şiirlerden oluşuyordu. Bu yıl yayımlanan Anılar kitabından önceki son kitabı ise “Hesreta Sed Salan” (2008) adlı Kürtçe ve Türkçe yazı ve şiirlerden oluşan yarı- anısal bir kitaptı.
Âşıklık Geleneğinde Atışma/ Söyleşme/ Deyişme/ Karşılama
Doç. Dr. Erman Artun, atışma/ deyişme geleneği konusunda şunları söylüyor: “Yörelere göre çeşitli adlar altında toplanan sistemli deyişmeler en az iki âşığın dinleyiciler huzurunda veya herhangi bir yerde karşı karşıya gelerek birbirlerini sazda ve sözde belli prensipler içinde denemeleri esasına dayanır. Âşığın tanınması ünlü bir âşıkla atışıp onu yenmesine bağlıdır. Atışmalar, ezgilerden ve icra geleneğinden ayrılmaz.” (Bkz. Âşıklık Geleneği ve Âşık Edebiyatı; Akçağ yay. Ank. 2001, s. 213).
Bu geleneğin, geçmişte daha çok âşık kahvehanelerinde yürütüldüğü biliniyor. 1960/70’li yıllarda ise Dr. Cemşid Bender’in (Mehdi Halıcı) ağabeyi, eski Senatör Fevzi Halıcı öncülüğünde “Konya Âşıklar Bayramı” adıyla Konya’da icra edildiğini ve İçtoroslar’dan Kul Ahmet ve Kul Hasan gibi âşıkların yanı sıra Temeli’nin babası dayım Haydar Bayrak’ın da sadece deyiş icracısı olarak bu etkinliğe katıldığını hatırlıyorum. Aslında, toplumcu şair, âşık, ozan ve müzik icracıları mecbur olmadıkça böylesi şematik geleneklere itibar etmezler. Ancak, onlar zorlandıkları zaman bu tür atışmalara değil de, hesaplaşmaya girerler. Sözgelimi, İçtoroslar’da “Hakikatçılar’la Softalar Arasındaki Şiirsel Düello” bu türdendir.
Aslında, bu hesaplaşmanın köklerini çok eskilerde bulabiliriz. Söz gelimi, Yaresan Kürt Edebiyatı’nın en eski temsilcilerinden olan Balulî Dânâ’nın devamcısı kabul edilen Anadolu’nun bilge ozanı Kaygusuz Abdal’ın bu türden bir şiiri şöyle:
Dost senin yüzünden özge, ben Kıble-yi can bilmezem,
Pîrin hüsnünü severim, ben gayrı imân bilmezem.
Bana derler ki, şeytan senin yolun azdırır,
Ben şu hileci kişiden gayrı şeytan bilmezem.
Ol Şâh-ı hüsnün aşkına özümü viran kılmışım,
Kaygusuz Abdal’dır adım, cübbe ü kaftan bilmezem.
Söz Kul Ahmet’ten açılmışken, onun atışma ustası Dersimli Âşık Davut Sulari ile atışmasına değinmeden olmaz. Davut Sulari, Temeli’nin ve başka ozanların deyişiyle “dil otu yemiş” usta bir atışmacı... 1965 yılında İstanbul’da Beşiktaş Açık Hava Sineması’nda Davut Sulari ile Kul Ahmet atışır; bakalım neler söylemişler:
Davut Sulari:
Sana bir sorum var dinle Kul Ahmet
Gökte kaç yıldız var bilir misin?
Bütün denizleri yüzüp geçtin mi?
Kaç tane balık var bilir misin sen?
Kul Ahmet:
Ben yıldız saymadım balık saymadım
Bu kadar inceyi elemem Davut
Gökte kaç yıldız var bir Allah bilir
Bu sırr-ı hikmeti bilemem Davut
Davut Sulari:
Dertlerini Hak derdine kattın mı?
Yunus gibi deryalara battın mı?
Kürre-i arz kaç kilodur tarttın mı?
Dünya kaç kilodur bilir misin sen?
Kul Ahmet:
Dertlerimi dost derdine katarım
Yalan söyleyene her dem çatarım
Bir terazi oldum ins-cin tartarım
Ben bu ağır yükü alamam Davut
Davut Sulari:
Davut Sulari der Kul Ahmet ersin
Bazı talip oldun bazen de pirsin
Ben de şu dünyada ustayım dersin
Kaç tane kapısı var bilir misin sen?
Kul Ahmet:
Kul Ahmet’im bizden Hakkın yapısı
Tanrı’nın elinde dünya tapusu
Bir kapı bilirim dostun kapısı
Varıp her kapıyı çalamam Davut.
1978 sonu, 79 başlarında Almanya’nın Ausburg şehrindeki böylesi bir atışmadan Temeli de, Anılar’ında söz ediyor. Davut Sulari, daha çok din ve felsefe üzerinden gittiği için, kendisinin de M. İşçimen’le (Ozan Düşküni) ile işbirliği yaparak, 500-600 kişinin karşısında kendisini siyasal ve sosyal gelişmeler üzerinden nasıl köşeye sıkıştırdıklarını ve sonunda Sulari’nin pes ettiğini anlatıyor (s. 119).
Mahzuni – Temeli Kapışması
1964/65’te tanıştığımız Mahzuni ile ilgili ilk yazılardan birini yazan (1975) bir yazar olarak, kendisini olumlu ve olumsuz yönleriyle değerlendirmiş; son yazımda ise kendisinin bir âşık ve ozan olarak etkinliğini dile getirmiştim (Bkz. İçtoroslar Hakikatçı Aleviliğinde Mahzuni İzleği; Yeni Özgür Politika, 30 Aralık 2019). Burada dile getirdiğim “Mahzuni şiirleri” kuşkusuz onun üstüne yazılanların sadece bir bölümüydü. Söz gelimi gerek Nurhaklı gerekse diğer İçtoros ozanlarının kendisi üstüne yazdığı ağıtlama-şiirlerin tümüne yer verememiştim. Örneğin Ozan Dursun Özdil’in, “Mahzuni Baba” şiirinin ilk ve son dörtlükleri şöyle;
Berçenek’tan doğdun güneş misali
Bir geldin pir gittin Mahzuni Baba
Daha nice yıllar özleriz seni
Bir geldin pir gittin Mahzuni Baba (...)
Dün söz verip ikrarından dönenler
Senden ilham alıp yola gelenler
Özdil’im Mahzuni ölmez erenler
Bir geldin pir gittin Mahzuni Baba.
Sarız/ Çağşak’lı Ozan Abbas ise “Ozan’ın Ardından” şöyle yakınıyor:
Bir akşam üzeri güneş batıyor
Ağlayarak herkes toprak atıyor
Çağın Pir Sultan’ı burda yatıyor
Bizim sevdamızı yazan Mahzuni.
Tabii, bunlar daha çok Mahzuni Hakk’a yürüdükten sonra yazılmış şiirler ve ağıtlama-türküler. Mahzuni hayattayken, onun kimi tutum ve yaklaşımlarını eleştiren kimi şiirler de var ki, bunlara de “İçtoroslar’da Alevi- Kürt Aşiretler” (1997) ve “Dersim- Koçgiri” ( 2. Bas. 2012) gibi kimi geçmiş çalışmalarımızda değinmiştik.
İşte, Temeli de 1978 yılında Almanya/ Köln’de bir tanıdık evde Mahzuni ile karşılaşıyor ve kendi deyimiyle kapışıyor... Mahzuni ve Temeli, geçmişte birbirlerini tanıyor ve izliyorlar. Bu nedenle, tabir- caizse birbirlerinin yumuşak karnını biliyorlar. Dolayısıyla, her biri karşıdakinin hassas noktasından giriyor. Söz konusu atışma, Anılar’ın 93- 105. sayfalarında anlatıldığı için burada ayrıntısına girmeye gerek yok; bu nedenle bazı kısa kesitler vermekle yetineceğiz.
Girişi, sazı- sözüyle Mahzuni yapıyor:
Baksana sana söylerim canım Temeli
Senin temelini sor yavaş yavaş
Kolay kolay dost gözüyle görünmez
Adam gibi bizi gör yavaş yavaş.
(...)
Baban bilmiyor ki sağ ile solu
Nereden öğrendin böyle bir dili
Girmesin araya bir kara çalı
Güllerin dalında dur Temel, Temel
(...)
Bir ip bile olsa korurdu yurdu
Senden evvel sana ne sordu
Vallahi bilmiyom Azadî –Kurdî
Bana insanlığı ver Temel, Temel.
Âşık Temeli:
Kavga asırların kavgası dostum
Bugün neler ile örtülmüş üstüm
Seni yormak değil sevgidir kastım
Bilirim benimle gelir Mahzuni
(...)
600 yıldır ki Kürtler ezilir
Kurşun ile bombalara düzülür
Diri diri mezarları kazılır
Bunları bilirsin kurban Mahzuni
(...)
Senin davan birdir benimki iki
Muş’ta kazıklara oturtulan kim ki
Sen Temeli dostunu iyice bil ki
Tüm dünyanın halkı birdir Mahzuni
Yeniden Mahzuni alıyor sözü ve Temeli’yi “Kürtlük” üzerinden sıkıştırmaya çalışıyor:
Kurban Temeli başta Allah
Kürd mü idi Türk mü idi
Madem ki Âdem’i vermiş
Türk mü idi Kürd mü idi.
Mahzuni, devamında Nuh, İlyas, Davud, İbrahim, İsa, Ali, Eba Müslim, Hacı Bektaş,Lenin, Marks, Atatürk gibi nebileri-uluları ve ideolojik-siyasi kimlikleri sıralayarak, sorusunu tekrarlar.
Temeli bunun üzerine; “Bir nefer savaşa girdiği zaman/ Uyum ile savaşını bilmeli/ Kavga bir oyuncak değildir dostum/ O hizmet ettiğin halklar gülmeli” sözleriyle başlayan uzunca bir cevap-şiirle onu yanıtlar ve Mahzunî, yenilgisini kabul ederek, sazını Temeli’ye armağan eder...
1995 yılında kurduğumuz Kürt Sanat, Kültür ve Bilim Merkezi etkinliklerinde tanık olduğum hususlardan biri de, Temeli’nin irticalen yani doğaçlama şiir söyleme ustalığıydı. Dahası, sadece doğaçlama şiir söylemekle kalmıyor; başkasına ait dörtlük tarzındaki şiirleri de ustalıkla başka bir dile yani Türkçeden Kürtçeye, Kürtçeden Türkçeye anında ölçülü ve kafiyeli olarak çevirebiliyor ve saz eşliğinde icra edebiliyordu. Onun bu özelliğine tüm üye arkadaşlar tanıklık etmiş ve şaşırmışlardı...
Demem o ki, Âşık Temeli atışma/ deyişme/ söyleşme ustalığının yanında; doğaçlama şiirde ve ezgili–çeviri söyleyişte büyük bir ustadır ve bu, onun yeterince bilinmeyen önemli bir özelliğidir...