Fransa Gündemi


Paris Salı günü Monte La Jolie Mureaux karakolunda görev yapan emniyet müdürü ve eşinin DAİŞ tarafından katledilmesinin gölgesinde büyük bir greve tanıklık etti. Yüz binleri ağırlayan 7 sendikanın çağrısıyla gerçekleşen eylemin basına yansıyan yanı ise polisin ve hükümetin istediği tarzdaydı: Bir çocuk hastanesinin camları kırıldı!

Çalışma Yasası tasarısına karşı 9. grev günü. Saat 11.00'den itibaren Paris'i çevreleyen kentlerden 650'yi aşkın otobüs Place Italie'ye giriş yapmaya başladı. Ellerinde flamaları ve önlükleriyle alanı dolduran işçiler, görkemli bir güne hazırlanıyordu. Metro çıkışında polis üst araması, çantalar derken gözaltına almaya çalıştığı gençleri duvar diplerine çekmişti çoktan. Polis bir önceki gün öldürülen iki polisin gerginliğini eylemciler üzerinden adeta bir lince dönüştürmüştü çoktan. Demiryolu işçileri büyük cüsseleriyle kol kola girmiş polis bariyerini aşa aşa alana girmeyi başarıyor. Diğer taraftan öğrenciler, kendi gençlik tatlarında döviz ve hükümetin temel isimlerini hedef alan şarkılarıyla alana toplu girişlerini sürdürüyordu. Eylem alanı ve yürüyüşün yapılacağı cadde hınca hınç dolmuş, eyleme katılım giderek büyüyordu. Bu ana kadar her şey yolunda gibi gözüküyordu. 

Ara sokakların tamamı çevreleyen sokaklar yani 10 km alan bütünüyle polis araçları ve çevik kuvvetle doldurulmuştu. Yürüyüş kolu hareket etmeye başlar başlamaz, ara sokaklarda polis ile eyleme katılan özellikle anarşist grupların bulunduğu noktalarda küçük çaplı arbedeler yaşanmaya başladı. Havayı bir gaz bulutu kaplamıştı. Eylemciler bütün bunlara rağmen ne coşkularından ne de sloganlarından bir şey kaybetmeden yürümeye devam etti. Eylemin en önünde iki sıralı halde çevik kuvvet adım adım geriye giderek yürüyüş yapanların önündeydi. Küçük çatışmalarla Montparnasse Garı'na yaklaşan kitleye polisin tutumu giderek sertleşiyordu. İşte senaryo tam bu noktada yazılmaya başlanıyordu. 

Çocuk hastanesinin bulunduğu alanda önü kesilen eylemcilere yaklaşık yarım saat gaz sıkılmaya devam edildi. Nefes almak neredeyse mümkün olmamaya başladığında eylemcilerin arasından gençleri gözaltına almaya çalıştılar. İşte bu anda çatışmanın seyri değişti. O ana kadar sadece bütün saldırı ve provokasyonlara karşı sakin kalmayı başaran kitle, burada kaldırım taşlarıyla polisin gazı altında sıkıştırıldıkları çemberi yarmak için taş ve etrafta bulduklarını fırlatmaya başladı. 

Gazın dozajı giderek yükselirken, atılan taşlardan bir kaçı da hastane camlarına denk geldi. Çünkü tam da polis hastane camlarının önüne siper almıştı.   

İstenen imaj yaratılmıştı çoktan. Polis bu aşamadan sonra şiddetin dozunu arttırmış, yerlerde onlarca yaralı insanın yardım almasını bile engeller konuma gelmişti. Bir polis şefi etrafta bulunan bir yaşlının tepkisine karşılık, "normal dün iki arkadaşlarını kaybettiler. Öfkeli olmaları normal. Yastalar ve çalışıyorlar." 

DAİŞ iki arkadaşlarını katletmiş onlar da kendi hakları için alana çıkmış yüzbinlerden öfkelerini çıkarıyorlardı. Polisin uyguladığı şiddetin dozu bu kez ilk defa alana getirilen TOMA ile taçlandırıldı. Paris'e TOMA inmiş, kitleye su sıkıyordu. 

6 saat süren eylemde, yüzbinler alanlara inmiş, hayatı durduran bir grev yaşanmış ama basının ve hükümetin dilinde hastahanenin kırılan üç camı vardı. 

Onlarca insanın başı kırılmış, gözü ve yüzü dağılmış, en kitlesel gösteri yaşanmış bunlar gündem değildi. Sağlık Bakanı, camların çatladığı çatışmanın yarım saat hemen sonrasında sosyal medya aracığıyla, sendikaları vandalizmle suçlayan açıklamalarda bulunuyordu. 

Paris'e TOMA inmiş, senaryo polis ve hükümet, bakanlar eşliğinde çoktan yazılmıştı! Bir yasanın çıkarılma senaryosu böyle yazılıyordu.