Almanya Gündemi
Geçen hafta Perşembe günü Almanya Federal Meclisi'nde (Bundestag) Sol Parti (Die Linke) tarafından 'PKK yasağının kaldırılmasına' yönelik verilen önerge görüşüldü. Hıristiyan Birlik Partileri (CDU/CSU), SPD ve Yeşiller (Birlik 90/Yeşiller) adına söz alan parlamenterlerin görüşleri, genel itibari ile PKK yasağının devam etmesi gerektiği yönündeydi. Aslında bu konunun takipçisi olanları çok ta şaşırtan bir oturum olmadı, zira partileri temsilen konuşan parlamenterlerin güçlü referansı Anayasayı Koruma Teşkilatı'nın 2013 Raporu idi.
Kısaca hatılatırsak; Teşkilat raporunda, PKK'nin Almanya'da 13 bin dolayında üyesinin bulunduğunu ve taraftarlarını hızlı bir şekilde mobilize edebildiğine vurgu yapmış, aynı zamanda güvenlik için tehdit oluşturan gruplar arasında yer verdikleri PKK'nin, değişen politikalar çerçevesinde şiddeti stratejik bir element olarak kullandıklarına dikkat çekilmişti.
Yapılan konuşmalara baktığımızda, Sol Parti'nin belirttiği üzere özellikle 'PKK'nin Kobanê ve Şengal'de sivil insanlara yardım etmesi' de konuşmacıları, dolayısıyla temsil ettikleri partileri pek ırgalamamış gibi görünüyordu. Konuşmalarda en sert çıkışı CDU yaptı dersek haksızlık etmiş oluruz. Gerek SPD, büyük oranda Yeşiller adına konuşan parlamenterlerin konuşmaları da bir o kadar netti: 'PKK yasağı devam etmeli'. Yine kısaca hatırlatırsak, CDU'lu Clemens Binninger yasağın devam etmesi gerektiğine gerekçe olarak, PKK üyelerine karşı, 2004'ten bu yana 4 bin 500'den fazla bulunan ceza davalarını gösterdi. Kobanê işgali sırasında Almanya'da yapılan eylemleri, şiddetin bir versiyonu olarak değerlendirdi. SPD'nin oturum temsilcisi Uli Grötsch ise konuşmasının başında; burada söz konusu olanın Almanya'da yaşayan 800 bin Kürt, Türkiye'deki Kürtler, gelenekler, kültürleri veyahut entegrasyonları değil, 'politik mücadelede şiddet ve PKK'nin nerede durduğu' konusu olduğunu belirtti.
Sözü uzatmadan PKK'nin son yıllarda şiddet konusunda değişmediğini ve adı geçen rapor verilerine göre, PKK'nin şiddeti bırakacağına inanmadıklarını söyledi. Yeşiller adına konuşan Irene Mihalic ise PKK'nin ortak düşmanı IŞİD ile savaşmasının yasağın kaldırılması için yeterli olmadığını, PKK'nin şiddet boyutunda 'kendisine göre' ikna edici kanıtların bulunmadığını belirtti. Konuşmasının sonunda ise doğal olarak PKK'ye bir şans verilmesi gerektiğini ama PKK'nin bu konuda inandırıcı olmasını istedi. Aslında bu konuşmasından sonra lütfetti. Konuşmaların gidişatından anlayacağımız üzere, Alman Federal Meclisi, yasağın kalkmasına pekte sıcak bakmıyor. Önümüzdeki günlerde Almanya'nın bu konuda nasıl bir strateji benimseyeceği ise muamma. Kobanê ve Şengal pratiği açısından Kürt Özgürlük Hareketi dünya kamuoyunda ilgi uyandırırken, Alman Federal Meclisi'nde bunun görmezlikten gelinmesi tamamen politik bir karardır. Ayrıca HDP ve hükümet yetkililerinin ortak birer açıklama yaparak müzakere boyutuyla yeni bir döneme girmesi ve Kürt tarafının devletin de 'samimi' davranması halinde üstüne düşenleri harfiyen yerine getireceğini beyan etmesinin Almanya'yı nasıl etkileyeceği, yine Türkiye'nin atacağı adımlarla ilgili.
***
HDP ile hükümet yetkililerinin açıklama yaptığı gün, Toroslar da masalcısını kaybetti. Türkiye edebiyatına büyük katkıları olan, gördüklerini ve yaşadıklarını kültürel belleğe miras bırakan büyük usta Yaşar Kemal Hakk'a yürüdü. Romanlarında yarattığı karakterler, yanıbaşında yaşanan toplumsal gerçekliklerin bir aynasıydı aslında. Yanyana yaşayan halkların yaşadıkları trajedileri yalın ama güçlü bir anlatımla, doğaya tutunarak aktaran Yaşar Kemal, aynı zamanda sınıfsal temelli çelişkileri de yine abartıya kaçmadan yazım sanatıyla usta bir dille aktardı. O yüzdendir ki, ilk romanlarından haksızlıklara karşı başkaldıran sosyal eşkiya İnce Memed, insanların gözünde roman karakterinden bağımsız (ki gerçek bir karakterden yola çıkılarak kurgulanmıştı) bir halk kahramanına dönüştü.
İnce Memed romanı Yaşar Kemal'in yıllarını almış, fakat onu dünyaca tanınan bir yazar yapmıştı. Doğa adete Yaşar Kemal'in romanlarında canlanıyordu. Hiç unutmam; Ada dörtlemesinin ilki 'Fırat suyu kan akıyor baksana' yeni çıktığı zamanlar. Sabahın çok erken saatleri... Bulunduğum zamanla bağlarım kesilmiş halde, kitaptaki dünyaya dalmıştım. Yaşar Kemal doğayı öyle güzel betimlemişti ki, o çiçeklerin kokusu, deniz, balıkçılar, balıklar... İnsan kendisini o adada buluyordu. Birden daldığım dünyadan güçlü bir balık kokusuyla silkindim, pencereyi açtım, koku dışardan gelmiyordu. Mutfağı kontrol ettim koku oradan da gelmiyordu. Sonra farkettim ki, balık kokusu Yaşar Kemal'in kelimelerinden sızarak odaya dolmuştu.
Yaşar Kemal hakkında 1995 yılında haftalık dergi Der Spiegel'de yayımlanan 'Yalanlar Seferi' adlı makalesinden dolayı DGM'de dava açılmıştı. Orada Kemal, Genelkurmay Başkanı Doğan Güreş'in ünlü: 'Balıkları yakalamak için gölü kurutmalıyız' sözlerini hatırlatmıştı. O ormanları yaktılar ama o balıklar hiç yakalanmadı... Çukurova, Çukurova'yı saran Toroslar bağrına bastığı bu evladını unutmayacak...