Hayatımda ilk defa TBMM’deki yemin törenini neredeyse baştan sona televizyonda izledim. İlk aklıma gelen; "cehennemde yansın bu dilim, bir yemin ettim ki dönemem" şarkısı oldu.
Halk tarafından seçilmiş, koskoca bir ülkeyi yönetecek 550 milletvekilinin bir yemin etrafında toplatılması ve kekelememek, şaşırmamak için nasıl gerim gerim gerildiklerini görmek trajik-komik bir durumdu.
Hani diyorum; nasıl olsa en yaşlı milletvekillinden seçilen geçici meclis başkanı ilk yemini ediyor, diğerleri de el kaldırarak "arkadaşa katılıyoruz" deseler olmaz mı? Ya da meclis başkanı yemini okusun, diğerleri de tekrarlasın. Deli mi bunlar aynı yemini 550 kere okutuyorlar.
Adı üstünde; yemin etmek.
İslamiyete göre, bir insan bir işi yapmak üzerine yemin içerse ve bilerek yeminini bozarsa kefaret vermelidir. Yani günahlarını tanrıya bağışlatmak umuduyla verilen sadaka veya tutulan oruç. Tab,i bazı günahlar vardır ki, onların kefareti ömür boyu ödenmez.
Salı günü mecliste edilen yeminin içinde geçen bazı maddeleri, özellikle "hukukun üstünlüğü, toplumun huzur ve refahı, adalet anlayışı, herkesin insan hakları ve temel hürriyetlerden yararlanma ilkesi" cümlelerini okuyan bazı milletvekillerini görünce onların kefaretlerini düşündüm. Öde öde bitmez. Çünkü birçoğu o yemini inanarak okumuyordu. Çünkü birçoğu zaten o yemini daha önceki milletvekilliklerinde okumuş ve o yemin ettikleri hiçbir maddeye uymadıkları gibi suç işlemişlerdi.
Çocuklar mızıkçılık yaptıklarında bir ayağını havaya kaldırırlar ya da başparmak ile işaret parmağını birleştirerek mızıkçılıklarını sürdürürler. Mecliste yemin eden birçok milletvekili de böyle yapmış mıdır acaba! Gerçi o kadar masum olduklarını da düşünmüyorum.
Ha bu arada, "Türklük" üzerine dayalı yemini, Ermeni, Süryani, Êzîdî, Kürt milletvekillerine okutma zorunluluğu da ayrı bir kefaret olsa gerek.
Bir de bazı milletvekillerinin yemin töreni görüntülerini sosyal medyada paylaşma yarışı vardı. Zafer kazanmış bir komutan edasında, "ben daha güzel yalan söyledim", pardon "yemin ettim" dercesine…
İnsanın "Allah’ın sopası yok" diyesi de geliyor. Êzîdî milletvekili Feleknas Uca, bilmediği bir dil olan Türkçe yemini eksiksiz okurken, Türk milliyetçiliği ile bilinen hatta ırkçılığı ile nam yapmış olan Efkan Ala kendi ana dilindeki yemini tek seferde okuyamadı. Eeee, etme bulma dünyası…
Milletvekillerini neden yemin etmek zorunda bırakırlar? Laf ağızdan bir kere çıkmaz mı? Milletvekillerinin verdikleri sözler yeterli değil mi?
Aslında çocuklukta başlar bu yemin ettirme mevzusu. Ebeveyn çocuğunun yaptığı bir hatayı bulmak için önce çocuğu bir duvar kenarına sıkıştırır, çocuğun "ben yapmadım" demesine bir türlü ikna olmaz. "Yemin et, yoksa çarpılırsın" der ve çocuk ilk yalanını söylemeye başlar.
Sonrası da devam eder bu yemin ritüelleri… Okulda, askerde, evlilikte, işe girerken. Neyse konumuz bu değil; gelelim meclisteki yemin törenine.
Meclisin en genç milletvekili sıfatıyla HDP’li Dilek Öcalan meclisin ilk açılışı vesilesiyle divana geçti. Bakan, daha doğrusu eski bakan Faruk Çelik, yemin sonrası Sayın Öcalan’ın elini sıkarken yüzüne dahi bakmadı. Siyasi fikir ayrılığını bir kenara bırakalım, insani açıdan ele aldığımızda bile saygısızca bir durum. Acaba Faruk Çelik, Rıza Zarrab’a ödül verme şerefine nail olmadığı için mi bu kadar kızgındı? Olur mu olur yani!
Parlamento, 25. dönemde de yeminle açıldı. Dilerim 26. dönemde bu yemin komedyası sona erer ve kocaman insanları boncuk gibi dizip, gülünç duruma düşürmezler.