Berlinale günlüğü /  FEHMİ KATAR


Ekran alıştığımızdan daha fazla beyaz kalınca teknik bir arıza çıktı sandım ama kurt köpeklerin arkasından kar arabası süren adamı görünce gördüğüm beyazlığın kar olduğunu anladım... Yerliler sineması, Berlinale’nin bu yıl ağırlık verdiği temalardan biri.

“Nativ” (Yerli) başlığı altında, Alaska’da yaşayan yerlilerin yaşamını konu alan ve kendine has bir sinema dili olan filmler yer alıyor. Yerlileri ya egzotize eden ya da uygarlaşmamış halklar olarak gösteren “uygar batılılıların” yerlilerle ilgili filmlerinin daha tanıtım yazısında oryantalizm fark ediliyor. Bu bana, Ortadoğu’ya gelen sarışın Avrupalı insanın misafir olduğu köyde köylülerin sırf sarışın Avrupalı diye gösterdiği abartılı ilgi ve misafirperliği gerçekmiş gibi sunması gibi geliyor bana.

Yerli yönetmenlerin çektiği filmlerde ise izleyici, evde olan bitenleri sadece pencereden görebiliyor; oradaki yaşam, onun etkisi olmadan, bütün çelişkileriyle akıp gidiyor.

Kunuk’un ilk kurgu filmi

Yıllardır yerli sineması yapan, kendisi de yerli olan Zarachias Kunuk, yapımlarında yerlilerin yaşamını içinden anlatan yönetmenlerden biri. Şimdiye kadar hep Alaska yerlilerinin yaşamını konu alan ve daha çok drama yoğunluklu belgeseller çekmiş olan yönetmen, ilk defa bir kurgu filmi, “yerli westerni” ile beyaz perdede: Maliglutit.

Yönetmen, küçüklüğünde aile çevresinden sık sık “kız kaçırma” ve hatta erkeklerin birbirlerinin eşlerini kaçırmasıyla ilgili öyküler duyduğunu ve bu öykülerin verdiği ilhamla filmini yaptığını söylüyor. Filmin konusu, belki bize de tanıdık ama filmin geçtiği coğrafya ve anlattığı yaşam, oldukça öznel.

Filmin hikâyesi

Uzun süredir beraber takılan dört erkek avcı... Kuanana, oğluyla beraber Ren geyiği avındayken, ailesinin kaldığı “igloo”ya (kardan yapılmış çadır) saldırıp erkek çocuğunu ve babasını öldürdükten sonra kızını ve eşini kaçırıyorlar. Avdan dönen Kuanana, karşılaştığı manzara karşısında isyan ediyor. Babasının ona verdiği yardımcı ruhu olan Kalullik yardımıyla eşini ve kızını kurtarmaya çalışıyor.

Film, 1913’te, bugün Kanada’nın doğusunda bulunan Nunavut (Türkçesiyle “vatan”) bölgesinde geçiyor.

‘Başka yaşam mümkün’ sineması

İnsanın gözüne sonsuz gibi gelen beyaz örtüde, en az ile yaşayan insanların yaşamını konu edinen yerli sineması, başka bir yaşamın mümkün olduğunun da sineması biraz. Çok az ile çetin şartlarda yaşayan, doğa ile iç içe geçmiş insanlar... Her şey sadece o anki ihtiyacı karşılayabilecek kadar; yarının ne getireceği, ne olup biteceği belirsiz. Ama doğayla inanılmaz bir iç içelik, doğaya inanılmaz bir güven var.

Aile reisi, “rehber taşı” Apisaaq ile bir gün yürüyüş uzaklığındaki Ren geyiğinin hangi yönde olduğunu buluyor, kısa sürede Igloo denilen çadırlar inşa ediliyor ve günlerce sadece donmuş başlık ile besleniliyor. Böylece sürüp gidiyor yaşam.

Yönetmen, o yaşamı kesinlikle çoğu Avrupalı yönetmenin yaptığı gibi özenilecek bir yaşam olarak işlemiyor. Ama konformizmin bütün dünyanın dini haline getirilmeye çalışıldığı, kaynakların küçük, elit, çoğu beyaz ve Avrupalı bir kesim tarafından doymaz bir iştahla tüketildiği bugünde, yerküreyi kurtarabilecek tek kültürün yerlilerin en az ile yetindiği, doğayla barışık yaşadığı kültür olduğunu göstermeye çalışıyor.

Yoksa alternatif, Avrupalı hippilerin milyon Dolarlık filmlere konu olan birkaç aylık serüvenleri mi? Yönetmen, hiç böyle düşünmüyor gibi görünüyor.


Festival alanında eylem hazırlığı!

Berlinale, hep politik oldu. Hatta açılış konuşmasını yapan festival koordinatörü Dietrich Dieter Kosslich, Berlinale’nin en politik festival olduğunu iddia etti.

Eh, madem bu kadar politik, Türkiye ve Kürdistanlı sinemacılar da bu platformu kullanarak memlekette yaşananlara tepki göstermeye karar verdi. Kreuzberg’de önceki gün akşam saatlerinde bir araya gelen bir grup sinemacı, yapılacak eylemin şekli ve içeriği üzerine tartıştı. Son dönemdeki kıyımlardan sonra akademinin de muhaliflerden arındırıldığı tespitini yapan sinemacılar, özellikle akademisyenlere sahip çıkmanın bütün sinemacıların ahlaki görevi olduğunu belirtti.

Bu yazı yazıldığında sinemacılar, festival alanında broşür dağıtmaya hazırlanıyordu. Önümüzdeki günlerde ise farklı eylemler, etkinliklerle memleketin hâlini Berlinale’den dünyaya duyurmaya uğraşacaklar.