Devlet kararıyla (AKP iktidarı eliyle) işlenen toplu cinayet, evrensel hukuka göre, sivillere karşı işlenmiş insanlık suçudur.
İktidar, suçunu gözden kaçırmak için, daha ilk gün yalan, dolan ve entrikaya sarılmış, olayı 12 saat boyunca gizlemiş, bu süre içinde yalandan kılıf dikip, örtü uydurmaya çabalamıştı.
Dindarlığını sevdiğim dinciler bula bula “teröristlerle çatışma” yalanını uydurabilmişlerdi. Medya, bu yoldan giderek, “sızmaya çalışan terörist grup“ yalanını parlatmıştı. Ancak, Türk ordusu sızıntıyı önlerken, çatışma çıkmış, bu arada bölgede bulunan mazot kaçakçıları arada kalmıştı. Kaçakçıların kötü talihine bakın ki, kurşun isabet eden mazot bidonları patlamış, çıkan yangında katırlar telef olmuş, kaçakçılar kayıplar vermişlerdi.
Medya suçu uydurup, gerekçeleriyle birlikte ilan ettikten sonra Başbakan Erdoğan dindarlığının bütün haşmetiyle televizyonda görünüyor, AKP katliama sahip çıkıp suçu övüyor, tetik çekme emri veren generalleri de kutluyordu.
Fakat yalanlar örgüsü tutmuyor, katliamın üstü örtülemiyordu. Çünkü, katliamdan sağ kurtulan vardı. Ayrıca köylüler, askerlerden önce bombalanan alana varmış, parçalanmış çesetleri görmüş, onlara gerilla üniforması giydirip, yanlarına birer tüfek bırakma imkanlarını ortadan kaldırmışlardı.
Ama iktidar, bir yıl sonra katliam kararı alan ve emir veren katillerin kimliklerini saklı tutuyor, ancak bütün taklalarına rağmen, katliamın planlı, programlı olduğu gerçeğine, inandırıcı bir kılıf geçiremiyor, suçlunun telaşlı çaresizliği içinde, gündemi değiştirme entrika gergefleriyle olayı örtbas etme, kanlı eli saklama, unuturma çabasındaydı.
Başbakanın Orta Doğu Teknik Üniversitesine musallat olup, savaş ilan etmesi de, entrika gergefinin son motifiydi.
Son motif çünkü, yara kanıyor, kanamaya devam edecektir. Her çırpınışın gerisinde katilin yüzü biraz daha belirginleşiyor.
Hürriyet gazetesinin yazarı Sedat Ergin bile katliam yıl dönümünde, olayın planlı olduğunu işliyordu. Ergin, sınır ticaretinin gizli, saklı olmadığını, 34 ölü veren kafilenin yola çıktığı an olan saat 18,39’dan itibaren, havadan takibe alındığını yazıyordu. Ticaret yerine ulaşmaları, katırların yüklenmesi ve geri dönüşleri dahil, sınır tacirleri tastamam üç saat boyunca takipte tutulmuştu.
İktidar gücü bu arada karar alıyor ve Diyarbakır’daki uçak filosuna hücum emri veriliyordu.
Ha katliam nedeni mi?
Kürdistan davasının söndürülmesine çare olarak, bugüne kadar baş vurulmadık devlet terörü kalmadı. Evden, iş yerinden alınanlar, yolu kesilerek kaçırılanların öldürülmesi, yangın ve yıkımlar, halkın mücadeleye katılımını önleme terörüydü.
Başbakan Erdoğan, birinci yılında hala katliama sahip çıkıyor, katilleri haklı gösterip övüyor, generalleri de başarılarından ötürü kutluyordu.
Bu arada Kürtçe olduğu için Roboskî adının kullanılmasını yasaklıyor, katliamı sorgulayarak gündemde tutan Kürdistan hareketini aşağılayarak suçluyordu. Yakınlarının beden parçacıklarını kayalardan kazıyan, yerden toplayan köylüler tehdit ediliyor, kimileri tutuklanıyor, böylece Kürdistan’ın kopuşu hızlanıyordu.
Kürdün kağıt üzerinde seçme ve seçilme özgürlüğü var, fakat gerçek hayatta, hak kullanmak resmen ilan edilmemiş suçtu. 11 bin 400 Kürt, bu yüzden hapisteydi.
Sokağa çıkıp zalimin zulmünü bağıran Kürtler coplanıyor, kaçan arkadan kurşunlanıyor, zemheri soğuğunda ıslatılıyor, zehirli gaz bulutuna tutuluyorlardı. Kürt, kendi ülkesinde esir muamelesi görüyordu.
Ertuğrul Kürkçü, bu nedenle baştan başa Roboskîleşen Kürdistan’a bakıp, Kürtlerle Türklerin aynı çatı altında barınmalarının imkansızlaştığını söylüyordu.
Roboskî katliamından bir yıl sonra, genel manzara böyleydi.
Bir yıl oldu
Roboskî Katliamının üstünden, bir yıl geçti. Bir sene, bir gün oldu, bugün.