Kimi ölümler vardır farklı olur acısı, uzun süre etkisinden kurtulamazsınız. Bir yakınınızın ölümü gibi şok etkisi yaratır.

Geçenlerde kaybettiğimiz modern Kürt şiirinin önde gelen isimlerinden Şêrko Bêkes’in ölümünün de birçok insanda böyle bir etki yarattığını düşünüyorum.
Çünkü Bêkes; hem şairliği, hem aydın duruşu, hem de militan kimliğiyle yalnızca Güney’deki Kürtlerin değil diğer parçalar ve dünyanın her tarafında yaşayan Kürtlerin mücadelesini destekleyen bir figürdü.
***
1940 Yılında Süleymaniye kentinde dünyaya gelen Şêrko Bêkes, ünlü Kürt şair Faik Bêkes’in oğluydu. Faik Bêkes aynı zamanda bir öğretmendir, birçok kenti, köyü dolaşması sayesinde küçük Şêrko yıllar sonra şiirlerinde yer edecek coğrafyasının doğasıyla tanışır.
Babasını kaybedince küçük Şêrko’yu annesi Şafiqe Hanım, şiirler ve masallarla büyütür. Annesinin Kürtçeyi ve şiiri sevmesindeki katkısını hep anlatacak Şêrko Bêkes, 17 yaşındayken ilk şiiri “Jîn” gazetesinde yayınladı.
Bağdat’da üniversite eğitimini tamamlayan Bêkes ilk şiir kitabını da 1968 yılında yayınladı. 1965 yılında pêşmerge saflarına katıldı. 1987 yılına kadar da pêşmerge olan Bêkes, yıllarca Güney Kürdistan hareketinin ‘Dengê Şoreşê’ adlı radyosunda çalıştı. ‘Dengê Şoreşê’ (Devrimin sesi) dağların arasında, bir mağarada yayın yapıyordu. Radyo Güney Kürdistan’ın, pêşmergenin tek sesiydi. 1965 yılında “Lêre dengê şoreşê ye” (Burası devrimin sesidir) diyen genç bir pêşmerge şiirler de okumaya başladı. Dağlarda yankılanan o ses Şêrko Bêkes’in sesiydi. Ve yıllar boyunca Kürdistan’da devrimin de, şiirin de sesi oldu. 1986 yılında İsveç’e giderek mülteci olan Bêkes, 1987’de bu ülkede Kurt Tuckholsky edebiyat ödülüne layık görüldü.
1991 yılında Güney Kürdistan yönetiminin kurulmasından sonra ülkesine dönen Bêkes, ilk seçimlerde Hewlêr Parlamentosu’na seçildi ve 1,5 yıl Kültür Bakanlığı yaptı. Bir süre sonra özgürlüklerin kısıtlanmasını ve insan hakları ihlallerini protesto etmek için “Şiirimin bir dizesini otuz bakanlık koltuğuna değişmem” diyerek görevinden istifa etti. Bu tutumu hem aydınlar hem de Kürt halkı tarafından takdirle karşılandı. Onun için özgürlük hem duruşunda hem şiirde varoluşun olmazsa olmazıydı;
Ji nav şiirên min gûl bavejin devre / ji çar werzan werzekê min dimire / eger yar bavejin derve duduwe min dimirin / eger nan bavejin derve sisiyen min dimirin / eger azadî binin der sala min dimire û ez bi xwe ji dimirim. (Şiirimden gülü çıkarırlarsa / Yılımın bir mevsimi ölür / Eğer şiirimden sevgiliyi çıkarırlarsa iki mevsimim ölür / Eğer ekmeği çıkarırlarsa üç mevsimim ölür / Eğer özgürlüğü çıkarırlarsa bütün yılım ölür ve ben de ölürüm.)
***
73 yaşında yaşamını yitiren ve Kürt şairlerinin başında anılan Bêkes’in Kürt şiiri ve dilinin uluslararası alanda tanınmasında önemli katkıları oldu.
Sadece Kürtler değil İsveçliler ve diğer ülkelerden aydınlar da Bêkes’i modern Kürt şiirinin en önde gelen temsilcisi olarak gördüler.
Şiir kitapları Arapça, İngilizce, Fransızca, Almanca, Türkçe, İsveççe ve Yunanca’ya çevrilen Bêkes’in şiirleri ABD ve Kanada’da lise ders kitaplarında da yer aldı.
“Biz yeni kuşak olmadan hiçbir şey yapamayız, ilerleyemeyiz. Şimdi her şey yeni kuşağın elinde, edebiyat da, siyaset de sanat da yeni kuşağın elinde. Yaşamda onların ağırlığı var. Bu yüzden biz büyüklerin gençlere çok daha önem vermesi ve onları anlaması gerekiyor” diyordu.
O, her zaman özgür, eşit ve demokratik bir yaşam için mücadele etti, Kürtlerin ulusal birliğinden yanaydı.
2 yıl önce vasiyetnamesini kaleme almıştı. Taziyesinde sadece müziğin olmasını isteyen Bêkes; “Beni Süleymaniye’deki Azadî parkına, 1983 şehitleri için kurulan anıtın yanına gömün. Orada nefesim kesilmez. Genç kadınlar, erkekler, sevgililer misafirim olur” demişti. Dediği oldu ve Bêkes vasiyet ettiği gibi müzikler eşliğinde Azadî Parkı’ndaki Şehitler Anıtı’nın yanına defnedildi.
Şiiri ve duruşuyla büyük bir miras bıraktı. Emeğine selam olsun.