Sevgili okurlar, yeni bir yıla giriyoruz. Ne yapacaktım, ne yaptım ve ne yapacağım diye düşünüyor insan. Giden zamanın geri gelmiyeceğini bildiği için hüzünleniyor.
Sırası mı şimdi acemi hüzünler kuşanmanın? Neylersin ki, reyhan renkli acılar-özlemler sardı yüreğimi yine. Yalnızlığımı koyulaştırmak istedim belki de. Kendimden kendime çok yol varmış meğer. Yolumun suyunkinden uzun olduğunu çok geç anladım. Size anlatacak, sizinle paylaşılacak o denli çok şey var ki. Tüm tadı tuzuyla sizlere anlatamamaktan korkuyorum. Çünkü yaş 72, ikindiye doğru yol almaktayım. Bir hocamız, "Yaşamın her alanını sevmek ve dolu dolu yaşamak gerekir, zorluklara teslim olmadan” derdi.
Türkiye’nin köy adresli tek edebiyat dergisi Akköy’de Şair Hayrettin Geçkin, "Geleceğe inanç taşımayan, dünyayla hesaplaşmayan, itiraza ve başkaldırı özelliği göstermeyen şiirler yazmayacağım” demiş. Bir şairden beklenen bir davranış. Dergiyi (sayı: 82 yıl: 15 Kasım-Aralık-Ocak 2014-15) üç-dört kez eledim, bu özellliği taşıyan bir dize bulamadım. Dergide, Êzîdîler ve Kobanê halkıyla ilgili ne tek dize ve ne de tek satır vardı.
Her gün kendimizi yeni düzeyde örgütleyemezsek, çıkacak genel sorunlar karşısında yönümüzü teyın edemeyiz. Okuduklarımızı, yaşamımızla bütünleştirdiğimiz oranında başarı grafiğimiz yükselme gösterir.
İnsanoğlu, içinde bulunduğu yaşamı ileriye dönük değişimi tasarlarken, bilinç düzeyi yeterli değilse, günlük yaşıyorsa ve sağlam ilkelere dayanmıyorsa, örgütlü halkıyla bütünleşmemişse hedefine varır mı?
Avuçlara sinmiş vatan hasretini tattınız mı? Mantığın imbiğinden damıtılmış acılara paydaş oldunuz mu? Coğrafyanızın kan ve barut kokan acı diyarlarına daldınız mı, bir suyun akışında?
Vatan toprağın sevdasına yaslanarak, kaya diplerinde uyudunuz mu? Düşünüzde bile olsa Şengal dağına çıkıp, Êzîdî Kürtlerin çektiği çileye tanık oldunuz mu? Baba toprağından zorla uzaklaştırılıp naylon çadırlarda yaşam mücadelesi veren Kobanê halkına misafir olup bir yürek kıpırtısını hissettiniz mi?
Ya oralarda kirpiklere asılı kalan düşlerin başka baharlara ertelendiğine tanık oldunuz mu? Peki geleceğe dair umutlarımızı kahvaltı niyetine Kobanê sınırında mayınlara sundunuz mu?
Örgütsüz, öz bilinçten yoksun, hayal gücü olmayan ve vicdanın gücünden nasiplenmeyenler geleceğine yön verebilir mi?
Yaşamamızın sağlamasını yapabiliyor muyuz; doğru yolda mıyız? Yaptığımız işin sonunda ezilen halka ne verebiliyoruz? Yaraların sarılmasında, acıların hafiflemesinde katkı sunabiliyor muyuz?
İnsan çevresinden hiç ayrılmadan da tüm evreyi algılıyabilir. Ama bir şartla; alt yapısı sağlamsa. Yazılı ve görsel basınla tanışıklığı varsa ve kültür sofrasında yeterli nasibini almışsa....
Hergün üstümüze üstümüze yıkılan dünyaya, bozuk düzene karşı duruşumuz nasıl olmalı? Gemiyi kurtaran kaptan mı olacağız? Bunun için da utanmaz bataklıklara mı dalacağız? Yoksa, yaşanan acılara ortak olup, onları bal eylemeye mi uğraşacağız? Gelecek kuşakların tiksinerek bizden söz etmesini istemiyorsak ikinci yolun yolcusu olmalıyız bence.
Toplumun görmeyen gözü, duymayan kulağı olup, Ceyhan, Dicle ve Fırat nehirlerindeki akıntı misali iyi ve güzel olan şeyleri günümüze taşıyabiliyor muyuz?
Yaşamın gerçekleriyle insanlık değerleri arasındaki uçurumu görebiliyor muyuz?
Onurlu olmak, ahlaklı olmak ve doğrunun yanında ölümüne olmak için bir çaba içerisinde miyiz, yoksa yüzümüz kızarmadan hasta çocuğunu parasızlıktan doktora mı götürememiş, işkeceydeyken ırzına mı geçilmiş, ya da Ali, Veli, Berkin Elvan gibi sokak ortasında, Maho gibi faili meçhul bir şekilde mi öldürülmüş... ''Sana ne be kardeşim, el için yanma, yak çubuğunu bak sefana” mı diyeceğiz?
Ve bir ülkede bunlar yaşanıp, milyonlarca halk açlık sınırının altın yaşam mücadlesini verirken, Cumhurbaşkanı Erdoğan, büyüklük egosunu tatmini için bir saray yaptırdı. Öylesine bir bütçe harcadı ki. TOKİ diyor ki: "Sarayın maliyeti açıklanırsa, ülke ekonomisi zarar görür."
Son olarak küçük bir hikayeyle yazımı noktalayayım: Günün birinde ağanın biri, sırf keyf almak için köylünün evini ateşe verir. Duyduğu zevki çay yudumluyarak tadarken, şiddetli bir rüzgar ters istikamette eser, ağanın konağını, ağılını ve samanlığını da kül eder. Yangın hep başladığı yerden durmaz/durmuyor.
Kimbilir, zaman neyi gösterecek...