Bizim solcularımız. HDP’lilerimiz, ÖDP’lilerimiz, DHKP’lilerimiz, MLKP’lilerimiz ve özellikle her renkten Alevilerimiz bir deklerasyon yayınlasa...
“Taksim’e çıkacağız, ancak. Bu defa öncülüğü CHP’nin, İP’in, Ergenekon’un, MHP’nin, “ülkücülerin”, Hüda-parcıların, ulusalcıların, milliyetçilerin, Atatürkçülerin, Envercilerin, Talatçıların, varsa unuttuklarımızın yapmasını istiyoruz. Artık ‘PKK’nin kuyruğuna takılmayacağız’, sizin kuyruğunuza takılacağız, öyle ya, her zaman Kürtler ‘kuyruklu’ olacak değil ki... Yani hepimizin önüne siz geçin. Kuyruğunuza takılmayan ölsün. Taksim’e doğru yürüyün. Sizde yoksa biz molotoftu, fişekti, ses bombasıydı verelim... Lazımsa ‘keleş’ de bulunur. Sıka sıka, ata ata yürüyün, TOMA dinlemeyin, gaz demeyin. Vurun kırın. AKP devletini ‘püskürtün’, madem Mustafa Kemal’in askerlerisiniz, Tayyip’in askerlerini denize dökün, çıkın Taksim’e, Anıt’ın etrafını zaptedin, bu defa Gezi Parkı’nda Dumlupınar savaşından kalma çadırları siz kurun... Ey Gezi’ye sahip çıkanlar, ey Gezi’ye çıkmadığı için Kürtlere küfredenler, haydi görelim sizi, önden buyurun.
Çıkın ve biz de sizin peşinizden yürüyelim. ‘Ölün deyin, ölelim…’ Köyün bir delisi biz değiliz yani anlayacağınız. Biraz da siz delirin.”
Emin olun, böyle bir “manifesto”, Marks ve Egels’in “Manifestosundan da”, Atatürk’ün “Nutuk”undan da, Tayyip Erdoğan’ın tam 12 yıllık “seçme konuşmalarından” da kıyaslanmaz ölçüde ve dünya çapında büyük bir etki yapar.
Diyeceksiniz ki, bütün bunları nasıl oldu da Aslı Aydıntaşbaş’ın yazısını okuyunca aklına düşürdün.
Şu cümle yüzünden:
“Nevruz’da Diyarbakır halkına gösterilen hoşgörü, belli ki 1 Mayıs’ta İstanbul’da olmayacak.”
Çok müthiş bir cümledir bu. İnsan soruyor: Neden acaba? Daha önce İstanbul’un Taksim’inde 1 Mayıs gösterisine AKP’nin gösterdiği “hoşgörü”, Amed meydanlarında Kürt halkına gösterilmemişti. Kürt halkına “hoşgörü” gösterilmeyince ne olmuştu?
Kürt halkı da, kendisine “hoşgörü” göstermeyenlere karşı “hoşgörü” göstermemişti. Ortada ne TOMA, ne biber gazı, ne polis, ne asker, ne de devlet kalmıştı; Newroz alanları dolup dolup taşmıştı... Taksim’den vazgeçeceğinize siz de böyle yapsanıza...
Haydi bakalım sevgili Aslı Aydıntaşbaş ve bütün AKP karşıtı Türk liberalleri, sosyal demokratları, ulusalcıları, millicileri, kuvvacıları, cemaatçileri, Ergenekoncuları, Hüda-parcıları, ülkücüleri, Bozkurtçuları, “Bozkurt selamı” veren Kılıçdaroğlucuları... Dersim’in “mümtaz ve muhterem” Kamer Genççi “Kızılı pembeleşmiş“ Kızılbaşları...
Siz Taksim’e “önden buyurun”, biz sizin peşinize takılalım. Siz “bir ölün”, biz “bin ölelim”... Ama mutlaka “birlikte ölelim”... Birlikte gaz yiyelim. Cop yiyelim; boyalı ve gazlı su içelim... Yani anca beraber, kanca beraber...
Ey Kılıçdaroğlu, ey Baykal, ey Sarıgül... Hocaefendi yoksa, ey Gülerce, Gülerce cemaati kesmiyorsa, ey Ekrem Dumanlı... Madem “darbe” yapacak halin, takatin kalmadı, ey İlker Başbuğ... Birleşin! Başımıza geçin! Taksim’e yürüyün, Molotof atın. Fişek sıkın, ses bombası patlatın...
Siz bunları yapın, hemen arkanızdan sizin “kuyruğunuza” takılan bizimkiler “atom bombası“ patlatmazsa, ben ne olayım...
Eh, işte “bizimkiler” bu ve benzeri bir “çağrı“ yapsa, daha sonraki “Taksim meydan muharebelerinde” taarruzun başında bulunmak için, bu defa hepsi kortejin en gerisinde “mevzilense”...
Sovyet “iç savaşının” efsanevi komutanı Çapayev, yardımcısına sormuş: Kızılordu taarruza geçtiği zaman sen nerede olursun? Cevap: “En önde olurum”. Çapayev yine sormuş, “Kızılordu ricat ederken sen nerede olursun?” “En arkada olurum”.
Çapayev şöyle demiş: Sen “tarihe geçecek” bir kahraman olabilirsin, ama “komutan” olamazsın; çünkü “ölü bir komutan komutan değildir.” “Kahraman olduğumuz yeter” diyeceğim, ama yine de “kahramanlık” kutsal bir mertebe...
Biraz da gülelim ya da ağlayalım
Aslı Aydıntaşbaş’ın yazısını okuduktan sonra, aklıma bir “hinlik” geldi.