
Millet ve milliyetçilik tanımları ve tanım geliştirme girişimleri genelde keyfidir. Yani subjektiftir. Bu tip tanımların genelde iktidar ve iktidar karşıtlığıyla ilgisi vardır. Bu giriş birçok tarihsel olayla, devletleşme ve uluslaşma süreçleriyle izah edilebilir. Sanırım Antonio Negri ve Michael Hardt’in “İmparatorluk” kitabını önerip işin içinden çıkacağım, zira patrimonyal devletlerin (imparatorluk devletleri) modern ulus devletlere evirilmesi, tarihin en bunalımlı dönemlerinde ortaya çıkan yeni uluslar, yeni devletler yeni yurttaşlara dair doyurucu savlara ulaşmak mümkün. Günümüzde uluslaşma ve ulusal özgürlüklerini kazanma hedefini en yoğun biçimde yaşayan topluluk herhalde Kürtler… Haliyle Kürt milliyetçiliği birkaç yönüyle incelenmeye değer.
Her milliyetçilik zararlı değildir, lakin her milliyetçilik de etnik toplulukları kolektif özgürlüklere ve sosyal haklara götürmez. Özgün şartlara bağlı olarak toplumların gelişmesi, özgürleşmesi bir süreç işidir. Kimi toplumlar farklı etno ve dinsel kimliklerle bir arada yaşamayı esas alırlar. (İsviçre, Amerika, İspanya örneklerinde olduğu gibi… Daha çok topluluklar arası eşitlik, yurttaşlık haklarının anayasal güvencesine dayanır. ) Kimi toplumlar, baskın etno kimliği bir iktidar ve sömürü paradigması yapıp kendilerini başka toplulukların yokluğu ya da kırılmışlığı üstünde var ederler. (Türkler, Araplar, Farisiler vs.) Batı uygarlığı ikinci önermeyi uzun çatışmalar ve savaşlardan sonra idrak edip demokratik ulusu merkeze alırken, Doğu toplumları için devlet ve iktidar hala başka bir ulusu, dinsel mezhepsel kimliği ezerek tek tip uluslar yaratma endişesinde… Türk, Arap ve Fars hükümetleri en bariz tek tip ulus ucubeliğine örnek olarak sunulabilir.
Kürt politik milliyetçiliği:
Tüm Kürdistanlı ulusal ve dinsel toplulukların bir arada eşitlik ilkeleri temelinde statülü yaşamasını arzulayan Kürt hareketleri olduğu gibi (PKK, bunun en görünür yüzü) sadece baskın bir kimliğin iradesi ve keyfiyetiyle devletleşmek isteyen Kürt hareketleri de vardır. Bu, doğal bir sonuç. Devletleşme aynı zamanda bir iktidarlaşma sürecidir. Güç kazanmış ekonomik ve siyasi sınıflar kendilerini baskın kimlik üstüne var ederek iktidar gücünü pekiştirmek isterler. Modern milliyetçiliğin hemen hemen şaşmaz gereğidir bu. Yalnız mevcut Kürt milliyetçilikleri arasında kendisini böyle tanımlayan hareketler olmasına rağmen üç parça Kürdistan’ı görmezden gelerek Hewlêr-Süleymaniye merkezli bir iktidar devleti kurma arzusu daha güçlü bana göre. Zira Hewlêr-Süleymaniye merkezli Kürt devletinin sadece bu parçaya odaklanmış olması düşman-dost kavramlarının da doğasını tersyüz ediyor. Hali hazırda Kürt, Kürdistan hayalini bastırmada en kaygı verici olan TC ve Iran’ın siyasi konumu PKK için düşmanken KDP ve YNK için dost… Zaman zaman basın açıklamalarıyla bu dostlukları pekiştiren ruhsal-psikolojik argümanlara da tanık oluyoruz. Ekonomik arka planı ise zaten herkesin malumu. Günlük propagandaya da yansımakta. Siyasi rakiplerini öcü bücü diye itham ederken TC ve Iran’a toz kondurmayan mevcut Hewlêr ve Süleymaniye merkezli Kürt milliyetçiliği tüm siyasi hesaplaşmasını Kurdistanî halklar için eşitlik isteyen PKK ile yapmak üzerine kurmuş. TC, Iran ve Suriye devletleriyle bu hesaplaşma ya ajandalarında yok ya da unuttular. (Suriye için haklarını yemeyelim, ÖSO ve cihatçı gruplarla Türk egemenliğini pekiştirecek fikirleri ve siyasi partileri mevcut ama bunlar da daha çok Sünni Arap milliyetçiliğine yedeklenmiş.) Irak’ın düşman iktidarıyla hesaplaşıldı, bu devletle federe bir sisteme gidildi. Bu milliyetçiliğin en büyük başarısı bu. Umarım kazanımlar heba edilmez.
Kültürel milliyetçilik:
Daha çok dil, müzik, sanat çalışmalarını esas alan bir alan. Ama siyasi hayattan kopuk oldu mu sadece birkaç grubun ya da derneğin ya da kişinin üstünden bol bol aforizma üreteceği sinik bir alan olarak kalıyor. Hatta Kürtlere düşman devletlerin kimi zaman siyasi alandan kopması karşılığında desteklediği de bilinen bir durum. TC’nin PKK karşıtı ya da PKK’ye mesafeli olması kaydıyla resmi devlet kurumlarından bu alanı istihdam ettiğini biliyoruz. En son Erdoğan’ın elde Kur’an ile Kürtçe meal, diye meydanlarda “böğürmesi” bunun bir sonucu. Devletin ve hükümetin iyilik, güzelliğini anlatmayı esas alan TRT 6 (Kurdi) de bu sahanın mühim araçlarından. Kürtçeyi anayasal güvenceye almak ise PKK ile yürütülen diyalogun ana meselelerinden biri oldu. Türk devleti bunun olması halinde devlet paradigmasının çökeceğinden korkuyor. Kendisini kurnaz sayan bir TC hükümeti, Kürtlere kültürel özgürlüğü getirebilecek araçları (Kısaca PKK, PKK bileşenleri ve paradigmasını) Kürtlerin elinden almak için PKK karşıtı birçok minik Kürt grubunu desteklemekten geri durmuyor. Kürtçeyi, Kürt kültürünü sanatını, akademiyasını getirecek şartları yok etmek için kendi araçlarını kullanıyor. Bu yaklaşımın bülbülleri de oluşmuş durumda. Bana göre Kürtler için umutsuz ev meczupları ya da abartılı şarlatanları...
Sembol, simge, şekil milliyetçiliği ise ayrı bir yazının konusu olabilir. Zira erken başlamış bir tartışma. Meclislerin, özgür meclislerin yapacağı bir tartışmayı AKP yanlısı kimi Kürtler varlık yokluk savaşına çevirme niyetindeler. AKP’nin Kürdistan’daki siyasi varlığını pekiştirmek için yerel secim çalışmalarına bile KRG bayrağı ile tüm akıl almaz coşkunluklarıyla destek veren kimi KDP tandanslı gruplar ise bu milliyetçiliğin hayal kırıklıkları… Türk milliyetçiliğinin bir dönem komünizm karşıtı davranışlarını taklit ederek Kürdistanlı olduğunu varsayan bu beyin fukaraları sadece gülünç. Kendilerinin TC ve onun Kürdistan’daki varlık biçimlerine karşı üretebildikleri tek slogan: Kahrolsun halkların kardeşliği… Acınası durum.
Kürdistanlılar ve Kürtler kendilerine hak olanı istiyorlar. Başkalarına hak olan yaşam alanlarını yok etme üstüne bir idari model kurmayı esas alamazlar, zira böyle bir lüksleri, zamanları yoktur. Bunun savunulacak yönü de kalmamıştır. Düşmanına benzeşmeyle açıklanabilir ama sadece kurbağanın şişinmesi realitesiyle…