İnsan içine doğduğu halkın kaderini paylaşır” derler. Ana rahmine ilk düşülen ‘an’ tohumun toprağa düşüşü gibidir… Ana rahmi, dolayısıyla ananın üzerinde bulunduğu yurt, kaderin belirlendiği yer olur. Daha 23 kromozom halindeyken, yani tamama erişmek için eksik yarıyı bulma yolundayken tüm yaşanacakların haritası adeta çizilmiş gibidir. Yirmi üç kırk altıya tamamlandığında ona yoldaş olacak, yolculuğunda ona sır tutacak ve de rızk olacak bir ‘heval’ yaratılır. Kendisi mi ‘heval’i, heval mi kendisini bulur beli değil. Kim bilir belki de ikisi de aynı anda yaratılır ve aynı anda bir olur. Bu yüzden olsa gerek anlarımız ona hevalzarok (yani çocuğun arkadaşı, yoldaşı) ismini vererek ikisini aynı oranda onurlandırır. 

Dokuz ay on gün hevalzarok (plesanta)  çocuk ile bir bütündür. Biri olamadan diğerini düşünmek, tanımlamak mümkün değildir. Yani bir olmanın ilk hali gibidir. Bir ömür boyunca peşinde koşulan bütün olma hali ilk burada yaşam bulur. Birdir, tekdir, bütündür…

Sonra ana karnından ana yurduna doğulduğunda, bir ömür boyu sürecek ayrılığın ilk işareti gelir; göbek bağı kesilip insan yarısı toprağa verilir. Zarok artık hevalsizdir! Hevalzarokun gömüldüğü yer bir ömür boyu bütün olmanın pusulası gibidir. Yolunu kaybeden insanın yönünü döneceği bir kıble taşıdır. KIBLE artık yitik insan yarısıdır. Oradadır… bekler. Bir ömürlük sabırla bekler. İnsan nereye giderse gitsin, ne yaparsa yapsın nihayetinde huzura ereceği, yarımken tam olunacağı yerdir. Atomun çekirdeği gibi göbek bağının kesilmesiyle etrafında hareketlenen insanı kendine çeker, sımsıkı bağlar, bulunduğu toprağı ona yurt kılar. Yaşlılarımızın “gözüm toprağı çekiyor” söylemi de bunun dile gelmiş hali olsa gerek. Toprak, yurt; hevalzarokun gömüldüğü yerdir, bulunduğu yerden durmadan insan olan yarısını kendine çağırır gibidir.

 Dedim ya insan doğmadan kaderi belirlenmiştir. Kürt’dür, Alevidir, Ezididir, kadındır, yoksuldur, yoksundur…  Oysa bunların hiç birini dünyaya gözünü açan hiç kimse seçmemiştir. Sorulsa belki hiçbir zaman tercih etmeyecektir. Çünkü bazı “kaderler” omuzlanmayacak kadar ağır mı ağır bir yüktür.

İnsan içine doğduğu toplumun tüm çelişkilerini, çatışmalarını, yarım kalmışlıklarını, mücadelesini de bir miras gibi devralır. Bırakıp gidemez, sırtını dönemez. Ya altında ezilir, bir kul gibi silikleşir yada her an bir oluş haliyle özgürlüğün kavgasını verir. Sadece kendisi için değil, aynı zamanda Hevalzarokun yurt diye gösterdiği yerde birde onun adına mücadeleyi yükseltir. Kuşkusuz kölelik, esaret, yoksunluk, boyun eğmişlik iyi bir miras değil. Hevalzarokun kendi insan yarısına tasvip edeceği yol da bu değil.  Bu nedenle geriye mücadele etmek, yarımlıktan kurtulmak ve tüm olma çabasından öteye bir seçenek yok gibidir.

Halkların- toplumların doğasıda tıpkı insan gibidir. İnsan mı toplumları toplum mu insanın bu serüvenini takip etti bilinmez. Belki de iç içe geçen, bir birini koşullayan karmaşık bir dizi ortak süreçtir… İnsanlar gibi halkların da hevalzarokları vardır. Birlikte can bulduğu, var olduğu, onsuz iken yarım onunlayken tam olduğu… 

Bana sorulsa Kürtlerin hevalzaroku DAÐ’dır derim. Çünkü ilk toplumsallaşmayı, insanlaşmayı onun koyukların da yaratmıştır. İlk toplumsal doğuşunu orada yapmış, doğuş halindeyken yarısını oraya saklamıştır. Yani orası tam olmanın, bir olmanın, özgür olmanın kıblesidir. Bundan olsa gerek ismini ilk Ondan almıştır. KURTİ yani dağlı, dağda doğan, oralı olan halk. (Kur (dağ) ti (aidiyet eki))

Tahılı ilk burada keşfetmiş, hayvanlara ilk burada ad vermiştir. Her ad veriş bir kutsama ve kimliğe kavuşturma olmuştur. Bu nedenle tüm kutsallıkları, toplumsallığın ilk oluş halini ana kadın etrafında burada yaratmıştır. Sonuçta insan yarattığı değerler ve üzerinde yaşadığı coğrafyayla kimlik kazanır. Varoluşu bununla mümkün, bununla anlam kazanır.

Kürtler ilk oluşunu dağların kavislerinde, ana rahmini andıran şıkeftlerinde gerçekleştirmiştir. Bu nedenle dağsız Kürt yarımdır, dolaysıyla özgür ruhunu yitirmiş bir kul, bir bendedir. Dağ derken sözü edilen sadece mekânsal anlamda bir dağ değildir. Onun ruhu, onun yaratımları ve de onun yaşam hakikatidir esas olan. Bu nedenle olsa gerek tüm peygambersel çıkışlar dağ merkezli yapılmıştır. Dağın derinliklerinde toplumun ilk olma halinin sesi duyulmaya çalışılmış, yönünü yitiren insanlara burada duyulan sesle çağrı yapılmıştır. Bu nedenle Kürtler dağlarla bir ve tek olmuş, dağlara sırtını döndüklerinde ise belaların gazabına uğramaktan kurtulamamışlardır.

Dağlar Kürtler için hem hevalzarok hem anarahmidir. Bu dağların rahminde insanlık yaşam bulmuştur. Hevalzarokun gömülü olduğu bu dağlarla buluşunca ancak kendisi yani XWEBUN olabilir, tamamlanabilir. Bu nedenle hakikat arayışında dağlar hep kıble olmuştur Kürtler için. Kürdün varlığını dağsız düşünmek mümkün olmadığı gibi bir gerillayı da DAÐ’sız düşünmek mümkün değil. Çünkü dağlar, insanın toplumsallaşırken doğa ile göbek bağını kesip gömdüğü yerdir... Yani kayıp yarının bütüne ermek için sabırla beklediği yer, ana rahmidir.