Başbakan Yardımcısı ve Çözüm Süreci masasında oturan zat, Yalçın Akdoğan, geçen gün şöyle konuştu: “Burada bir kaç sıkıntı olan mahalle var. Elbet ortada bir duyarlılık var. Sivil kayıp olmasın isteniyor. Açıkça bir şans veriliyor. Bu şans acziyetten verilmiyor. Sayın Başbakan’ımız da söyledi, ‘biz bunlara müsaade etmeyiz’ ve devlet gerekeni yapacaktır. Siz ne kadar iyi niyetli olursanız olun, sivil kayıplar olabiliyor istenmese de. Bakın Paris’te müdahale oldu ve bir terörist etkisiz hale getirilirken 4 rehine hayatını kaybetti. Bu tartışıldı mı? Bu temenni edilecek bir şey değildir ama bu tür operasyonlarda bunlar olabiliyor.”
Cizre’de ilk sorduğum soru bu “birkaç sıkıntı olan mahalle”nin “kaç kişilik mahalle” olduğu oldu. Başbakan yardımcısı, “marjinal bir grubun”, “birkaç mahallede sıkıntı yarattığı” algısını yarattığı için, bu “birkaç sıkıntı olan mahallenin” nasıl mahalle olduğunu öğrenmek elbette önemli bir meseleydi.
Çünkü düşünün Cizre yüz mahallelik bir yer olsa, bu mahallelerin “üç-dördü”nde “sıkıntı” adı verilen “hendekler” ortaya çıksa, derdim ki, Cizre’deki olaylar “marjinaldir”
İlk karşılaştığım Cizreliye sordum: “Sizin şu olay çıkartan birkaç mahalleniz neresi?”
Yanıt Başbakan Yardımcısı için şaşırtıcı olacak: “Cizre’nin yüzde sekseni...”
Hendek kazılan dört mahalle var.
Nur Mahallesi 35 bin... Cudi Mahallesi 55 bin... Sur Mahallesi’nde 13 bin ve Yafes Mahallesi’nde de 14 bin nüfus yaşamakta...
Geriye kalan ve çoğu işyerlerinin yoğunlukta olduğu mahallelerde ise nüfusun ancak yüzde otuzu yaşamakta. Demek ki, Cizre’de “birkaç sıkıntı olan mahalle” yok... Sıkıntı olan Cizre var...
Ve bu Cizre’nin çok önemli bir sorunu var: Halk bir katliam kaygısıyla yaşıyor ve ilk zamanlarda bu “hendeklere” şüphe, endişe, hatta öfkeyle bakarken, şimdi “hendekleri kaldırmayın çünkü devlet katliam yapacak” diyor. İlk izlenim bu.
Halkın kaygısı nereden geliyor?
Bunu anlamak için, yukarıda sözlerini verdiğimiz Başbakan Yardımcısı ve Çözüm Süreci masasında devlet adına oturan Yalçın Akdoğan’ın sözlerini yeniden hatırlamak yeterli olacak:
“Sayın Başbakan’ımız da söyledi, ‘biz bunlara müsaade etmeyiz’ ve devlet gerekeni yapacaktır. Siz ne kadar iyi niyetli olursanız olun, sivil kayıplar olabiliyor istenmese de. Bakın Paris’te müdahale oldu ve bir terörist etkisiz hale getirilirken 4 rehine hayatını kaybetti. Bu tartışıldı mı?”
Şu ana kadar, hiçbir cunta başı bile “sivil ölümleriyle” ilgili böyle bir tehditte bulunmamıştı. Demek istiyor ki, “o birkaç sıkıntı olan mahalleye gireriz, sivilleri tıpkı Paris’te olduğu gibi katlederiz, sonra da hiçbir şey olmaz...”
Olur...
Birincisi, burası Paris değil.
İkincisi, o “mahallelerde” teröristler yok.
Cizre olaylarına, Kürt Özgürlük Hareketi büyük bir sabır, soğukkanlılık ve sorumlulukla yaklaşırken, hükümetin tutumu tüyler ürpertici...
Soruyoruz: Sen o mahallelerde “sivil kayıplarını” neden “göze alıyorsun...”
Diyorlar ki, “kamu güvenliği, asayiş” için...
Cizre’de sorun “kamu güvenliği, asayiş sorunu” değil. Kürt sorunu.  Hükümetin “asayiş sorunu” dediği şeyin sebebi de bu...
O nedenle, Cizre’de sorunları çözmek, gerçekte “çözüm masasında ciddi ve inandırıcı tutum alındığı” zaman gerçekleşir.
Bunun tersi bir uygulama, Cizre’ye karşı “sivil ölümlerini göze alarak” girişilecek bir silahlı saldırı, çözüm sürecine karşı girişilmiş bir saldırı olur.
Bunun sonuçları da çok ağır olur.
Yapılacak iş çok açık: Cizre halkının güvenini kazanmak devletin sorumluluğudur. Cizre’ye Dink cinayetinin bir sanığını getiren, ardından HDP’li vekillere, belediye yetkililerine verilen güvenceden sonra hendekler kapatılır kapatılmaz, Cudi Mahallesi’ne saldıran ve 14 yaşındaki Ümit Kurt’u katleden devlet tarafı, “asayiş sorufnunu” değil, Cudi halkının “güven sorununu” çözmek zorundadır.
Çünkü o hendekler bu gidişle, Türklerle Kürtler arasında kapanmaz bir uçurum haline gelecek...