Çok önemli günlerden geçiyoruz. Siyasal mücadele boyutlanıyor ve sertleşiyor. Taksim Gezi Parkı direnişi sonuç almışken, bir de AKP’ye hamle yapma fırsatı veriliyor. Halkın iradesini ortaya çıkaran konferanslar devam ediyor. Çözüm sürecinde yeni aşamaya geçmek gerektiği konusunda PKK Lideri uyarıyor.

Aslında Gezi Parkı etrafında gelişen direniş sonuç almıştı. Ciddi bir süreklilik ve yaygınlık durumu yaratmıştı. İçte ve dışta çok önemli bir destek bulmuştu. AKP Hükümetini ciddi biçimde sarsmış ve zorlamıştı. Bu sonuçları koruyabilmesi için farklı biçimlerde devam ettirilmesi gerekiyordu.
Fakat öyle olmadı. Gereken esneklik ve yaratıcılık gösterilemedi. Sonuçta AKP Hükümetine saldırma ve ucuz kahramanlık yapma fırsatı verildi. AKP “Son vuran” yapıldı. AKP polisinin faşist saldırganlığı ile direnişin sona erdiği görüntüsü verildi. Direnenlerde aşırı yıpranma ve kırılma durumu yaratıldı.
Halbuki böyle olmamalıydı. Daha güçlü hamle yapmak için kısmen geri çekilme olabilirdi. Farklı yöntemler ve zeminler kullanılabilirdi. Ama olmadı. Elbette nedenleri üzerinde bu işi yapanlar gereken değerlendirmede bulunacaktır. Fakat sonuca pozitif bakmak, direnenlere moral vermek ve AKP’nin tekçi despotizmine karşı direnişi daha da geliştirebilmek önemlidir.
Bununla birlikte Amed’de “Birlik ve Çözüm Konferansı” hafta sonunda yapılmıştır. Bu, Kürtler tarafından yeni çözüm süreci için öngörülen dört büyük konferanstan ikincisi olmaktadır.
Birincisi 25-26 Mayıs’ta Ankara’da “Barış ve Demokrasi Konferansı” adıyla yapılmış ve çok geniş bir kesim katılmıştı. Amacı Türkiye toplumunun demokratik programını ve iradesini ortaya çıkartmaktı. Bu doğrultuda başarıyla sonuçlanmış ve önemli bir yankısı olmuştu.
Şimdi bu satırlar yazılırken hala devam etmekte olan “Birlik ve Çözüm Konferansı“ Kuzey Kürtlerinin iradesini ve demokrasi programını ortaya çıkarmayı hedefliyor. Bu temelde Kürtlerin çözüm sürecinde daha geniş bir birlik yaratarak aktif rol oynamasını öngörüyor.
Konferansa “Birlik ve Çözüm” isminin verilmesi anlamlı oluyor. Belliki Kürtler ancak birleşerek çözüm üreteceklerine inanıyorlar. Aynı zamanda Kürt sorunu çözüldüğünde ancak halkların birliğinin olabileceğini ortaya koyuyorlar. ‘Birlik’ ve ‘Çözüm’ kavramları böylece çok önemli bir hale gelmiş bulunuyor.
Aslında Kuzeyli Kürtler kendi birliklerini önemli ölçüde yaratmış durumdalar. Zaten çözüm güçlerinin artmış olması da bundan kaynaklanıyor. Fakat yine de bazı aykırı sesler ve birliğe gelmeyen tutumlar var. Bunlar az da olsa, yine de sorunun çözümünde çok olumsuz rol oynuyorlar. Kültürel soykırım rejimine umut verip onlar tarafından kullanılıyorlar.
Kürt sorununun çözülememesinin önemli bir nedeni bu oluyor. Kürt direnişine karşı uluslararası komplo bu temelde geliştirildi ve halen de buna dayandırılarak sürdürülmek isteniyor. Bu nedenle çok değişik küresel ve bölgesel güç Kürt bölünmüşlüğü üzerinden politika yapabiliyor.
Eğer Kuzey’de ve genelde Kürt siyaseti tam bir birlik olsa, o zaman hiçbir güç böyle bir politika yapamaz. “Ben de Kürtlerle ilişkiliyim” diyerek kimseyi kandıramaz. Karşılaşacağı tek Kürt iradesini kabul etmek zorunda kalır ki, bu da Kürt sorununun çözümünün önünü açar.
Bunu düşünmüş olacaklar ki, Kürtler bu konferansta birleşerek çözüm gücü olmayı öngörmüşler. Kürt tarafında çözüm önündeki tüm engelleri kaldırmak istemişler. Ulusal-demokratik Kürt birliğinin kabul edilir program ve prensiplerini ortaya çıkarmayı hedeflemişler.
Tabi Amed konferansının Türkiye’nin birliği konusunda da önemli mesajları var. Demokratik birliğin ancak Kürt sorununun çözümü temelinde gerçekleşebileceğini ortaya koyuyor. Böylece Kürt sorununu çözmeden birlik yaratma peşinde koşanlara “Bunun olamayacağı” mesajını veriyor.
Bu konuda da kendi çözümü net ve açık: Eğer birlik istiyorsanız, o zaman buyurun sorunu çözelim! Kaldı ki Kürt sorununu yaratan da Kürtler değil. Parçalı, örgütsüz ve zayıf duruşlarıyla yirminci yüzyılın en tehlikeli sorununun ortaya çıkarılmasına zemin olmuşlar. Fakat sorunu yaratanların şoven-milliyetçi kapitalist modernite güçleri olduğu açık.
Şimdi elbette sorunu yaratanlar kendi çözümlerini de ortaya çıkarmak durumunda. Bu tür güçler eğer Kürtlerle birlikte yaşamak istiyorlarsa, o zaman birliği bozan ve yok eden sorunu çözmek zorundalar. Yoksa ‘Birlikte yaşam’ deyimi bir demagoji ve baskı aracı olmaktan öteye geçmez.
Belliki Amed konferansı da başarıyla sonuçlanacak ve kendi çözümlerini net bir biçimde ortaya koyacak. Katılımın genişliği ve tartışmaların içeriği bunu gösteriyor. Büyük direniş kenti Amed, hafta sonunda demokratik çözümün ve birliğin ilkelerini tartışıyor.
Bu konferansla birlikte Kuzey Kürtlerinin çözüm programı ortaya çıkmış olacak. Ardından yurtdışındaki Kürtlerle diğer parçalardaki Kürtlerin iradelerini ortaya koyan konferanslar yapılacak. Böylece tüm Kürtlerin demokratik çözüm sürecindeki ortak görüşleri netleştirilmiş olacak.
Kuşkusuz bu çalışma çözüm süreci açısından çok önemli. Ankara’daki konferans Türkiye toplumunun çözüm iradesini ortaya koymuştu. Diyarbakır ve diğer konferanslar da Kürt toplumunun iradesini ve çözüm programını yaratıyor. Böylece demokratik çözüm programında ortaklaşma gelişiyor. Toplumun sürece katılımı ve hükümet üzerinde siyasal baskı oluşturma durumu artıyor.
PKK Lideri Abdullah Öcalan da BDP heyetiyle yaptığı görüşmede bu çağrıyı yapıyor. Türkleri ve Kürtleri sürece aktif katılarak siyasal baskı oluşturmaya çağırıyor. Böylece ikinci aşamaya geçilebileceğini ve sürecin ilerleyebileceğini belirtiyor.
Kritik günler büyük düşünme ve olağanüstü çaba istiyor. Ancak bununla günlerin kazanılabileceği ortaya çıkıyor. Yoksa her şey yeniden kötü olabilir. Yeniden tarihsel kaybetme yaşanabilir. Hiç kimse hata yapmamalı. ‘Artık böyle olmaz’ dememeli. Geçmişteki gibi olmamasının, tarihin tekrarlanmamasının tek koşulu, ondan doğru dersler çıkartıp gereğini pratikte yapmaktır. Gerisi kuru laftan öteye bir değer taşımaz.
Bu duygularla Amed konferansını selamlıyor ve alacağı tarihi kararların tam bir başarıyla zamanında hayata geçirileceğine inanıyoruz. Bu konuda herkesin sorumlu davranarak üzerine düşen görevi yerine getireceğine dair umudumuzu ifade ediyoruz!