“Kiralık katil" de denilen “paralı asker" uygulaması, ilk defa Roma yönetiminde ortaya çıktı. Bunlar, düzenli ordunun yetişmediği alanlarda faaliyet gösteriyor, çetecilik yapıyorlardı.
Romalılar, bu kiralık çetecilere, “condatta” adını verdikleri sözleşmeye atıfla, bu kiralık adamlara “Condottieri” diyolardı.
Zamanımızda, her kültürde farklı sesle nitelenseler bile, aynı yola çıkan anlam gereği, “sözleşmeli personel” deniyor, onlara.
Romalı “Condottieri"ler, son derece süslü, şık giyiniyor, heybet yüklü gösterişle, ölümün efendisi olarak, ortalıkta geziniyorlardı. Ancak, hayata metelik vermeyen görüntünün altında, uykularını kaçıran “barış" korkusu sessizlik içinde yatıyordu.
Aradan yüzyıllar geçmesine rağmen, silah kuşandıkları ilk gün paralı askerlerin yüreğine yerleşen barış korkusu, günümüzde hala yerli yerinde duruyor. Çünkü barış, savaşın bitimi, bu da iş ve işlev ile ücretin sonu demektir.
Başlangıç kadrolarında sayısız çeteciye yer veren Türk devleti, barışa düşmanlığı “vatanseverlik" sayıyor, Ece Ayhan’ın dizesindeki gibi, “ne zaman/ barış adına bir sigara atmışsak denize/ sabaha dek yandı durdu" oluyordu.
Üçüncü Cumhurbaşkanı Celal Bayar, “Komitacı" (çeteci) olarak ün yapmıştı. Ermeni Soykırımının çetebaşları, TC döneminde maaşa bağlanarak ödüllendirilmiş, Karadeniz Rum ve Ermenilerin malını talan eden, cinayetler işleyen Topal Osman bu “şöhreti"yle, Atatürk’e baş muhafız olmuş, ancak milletvekili cinayeti işleyince öldürülmüş, yıllar sonra “itibarı iade“ edilerek, Giresun’a heykeli dikilmişti.
Buna karşılık Barış Derneği, (1940’lar ve 1980’de) iki kere yasaklanıp yöneticileri “vatana ihanet" suçlamasıyla yargılandılar. 2128 Akademisyenin, 11 Ocak 2016 tarihinde yayımladığı “Kürtlerle barış" bildirisi Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından “vatan ihanet" sayıldı. Tutuklama ve üniversitelerden atılmalar, ardından geldi.
Çetecilik, 1950’den itibaren Genelkurmay başkanlığında, “Özel Harp Dairesi" adıyla örgütlendi. Örgütün liderlerinden General Sabri Yirmibeşoğlu’nun İstanbul ve İzmir’in talanı olan 6-7 Eylül 1955 olayları “ilk mükemmel faaliyeti" oldu.
“Cuntacılık" denilen askeri darbeler de, çetecilik faaliyetiydi. Kıbrıs olayların çeteciliğin ihracıydı. İçeride ise bu çeteler, muhalefete karşı kullanıldı, çetecilik. 1984 yılında Kürt silahlı hareketi başlayınca, içinde Mafya’nın, kiralık katiller, davasından pişman olmuş Kürtler ve sabıklıların da yer aldığı farklı çeteler faaliyet göstermeye başladı. Bunlar, devlet yönetiminde paralı çetelerdi. İçlerinde en kanlısı, Kürt sivilleri hedef alan JİTEM’di. Devletin bütün gücünü ardına alan, bu korku çetesinin cinayetleri, “faili meçhul" olarak örtülüyor, Afganistan’dan gelen uyuştucunun, Avrupa’ya nakline dokunulmuyor, fidye, haraç toplama faaliyetleri himaye ediliyordu.
1996 yılında, çetenin faaliyetleri bir kaza sonucu gözler önüne serilince, soruşturma açıldı. Ancak, AKP iktidarı adli süreci zamana yayarak geçiştirdi. İpliği pazara çıkmış JİTEM’in üstü örtüldü.
Ancak, Mağrip’ten Ortadoğu’ya Arap dünyasının düzenlenmesi olan kargaşa baş gösterince Türk devleti, çeteciliğe yeniden keskin dönüştü yaptı. Suuddilerin finanse ettiği İslamcı çetelerle ittifaklar kurdu. Onlara yardımlar sunmaya başladı.
Eli, ayağı ve bütün gövdesiyle Suriye sınırlarından içeriye daldı. Çetelerin savaş araç, gereçleri tedarikçisiydi. Çetelerin soygun mallarının başlıca alıcısı, yani ticaret ortağıydı.
İki yüzlülüğün en çirkin haliyle Amerika’yı da idare ettiğini sanıyor, Amerika ise yutma rolü oynuyordu. NATO’da Amerika ile müttefik olan TC, Suriye’de onun savaştığı İslamcı çetelere personel tedarik üssü görevi görüyor, onları silahlandırıyor, değişik isimler altında yeni çeteler kurup cepheye sürüyordu.
Amerika, olanları görmezlikten, oyunu anlamazlıktan geledursun, Suriye’de kullanılan kiralık katillerin ardılları, kuzeyde Kürtlerin üstüne salınıyordu.
Sakallı, Türkçenin dışında tuhaf kelimelerle konuşan, vahşi görünüşlü adamlar Türk JÖH’ler POH’larla geziyor, dini naralar haykırıyor, 1990’larda tetikçi (cellat), işkenceci, köy yakan kibritçi olarak kullanılan JİTEM’cilerin işlevini görmek üzere öne sürülüyorlardı:
AKP Müslümanı katillerin Allah u ekber haykırışlarıyla saldıran bu katiller önce Varto’da görüldüler. Sonra Cizre’de soyguncu, bebek, kadın katili ve insanları diri diri yakan vahşiler olarak yüzlerini gösterdiler.
Kiralık katil taburlarının neferleri bunlar. En son, Lice’nin Mehle Köyünde 34 kişiyi diri diri yakma teşebbüsünde görüldüler.
Ancak kim olduklarını kimse bilmiyor. Kimine göre, IŞİD’den devşirme Afganistanlı, kimine göre Çeçen, Moğol, Çin’in Uygur bölgesinden ithal…