Postmodern karakterli yeniden paylaşım savaşı bütün dünyada yeni boyutlar kazanarak derinleşiyor. Bu çekişmenin zeminlerinden biri de elbette Birleşmiş Milletler(BM). 

Uzun zamandır sorun çözmekten çok, birden fazla ülkede varlığı soruna dönüşen, dönüştürülen (özellikle BM barış güçleri-askeri birimler) BM’nin hali doğal olarak tartışma konusu yapılıyor. Fakat herkes sorunu kendi meşrebince tarif ediyor. Örneğin Trump, “BM, bürokrasi ve kötü yönetim nedeniyle potansiyelini ortaya koyamadı. 2000 yılından bu yana BM’nin normal bütçesi yüzde 140, personel sayısı ise iki katından fazla artmasına rağmen bu yatırımla orantılı neticeler göremiyoruz” derken, aslında BM yerine adeta doğrudan kendi kontrolünde bir ticari kuruluş görmek istediğini söylüyor. Elbette bu da bir “akıl”. Fakat mesele “akıl”a gelmişken, aklıma da benim bir iki soru takıldı. Hani geçen hafta yazmıştık İrma Kasırgası(Maalesef bu kez de Maria Kasırgası Karayipler’de atakta.) gibi felaketlerle karşı karşıya kalınca mülkiyet düşkünü Amerikan umumunun zihnine dayanışma yerine yağma geldiğini. Bu yüzden sual etmeyi unutmuş olabileceklerini varsayarak onların yerine biz soralım: 9-10 gündür Florida’nın önemli bir kısmını elektriksiz bırakarak nasıl dünyanın bir numarası ve süper devleti olunuyor, yoksa orada da mı bir takım köklü değişimler lazım ne dersiniz Sayın Trump?

Bu hafta başı 72. Dönem BM Genel Kurul çalışmaları için New York’a giden Erdoğan’ın gevelediği “reform” talebi de iyi niyetten uzak. Kendini dev aynasında görmekte ısrar eden Erdoğan rejimi maalesef yeterince sorgulanmıyor. Burada en büyük problem elbette dünyanın önde gelen ülkelerinin politikalarına hakim olan “paranın aklı”. BM’nin ülkedeki insan hakları ihlallerine dikkat çeken raporlarını, uyarılarını kulak arkası eden rejimin bir numarası, BM çalışmalarına yaptıkları katkıdan bahsedip, “İstanbul'un BM merkezi olmasını teklif ettik” derken, BM Güvenlik Konseyinde ise “müslüman” ülkeler adına yer talep edebiliyor. 

New York’taki yeni  “Türkevi”nin temel atma töreninde Erdoğan’ın talep ettiği bu şeyler maalesef mevcut paylaşım savaşının zemininde şöyle ya da böyle “olumlu” karşılık bulabiliyor. Nitekim Türkiye ile ilgili yapılan tartışmalarda ABD elitlerinin tutumu “stratejik çıkarlar” gereği Erdoğan rejimiyle ilişkileri koruma yönünde. Rusya’nın S-400 hamlesine rağmen sürdürülen bu pozisyonun zaman zaman eleştirel yaklaşımlarla  desteklenebileceği, Zarrab Davası’nın ise bir sopa mahiyetinde elde tutulacağı görülüyor. (Rusya’nın NATO-TC ilişkilerini sarsacak yeni köklü hamleleri ancak bu durumu değiştirebilir.) Amerikan siyaseti Erdoğan rejimine sadece kendi cephesinde değil AB ile ilişkilerde de “müzakerelerin sürdürülmesi” çağrısı yaparak destek olmaya devam edecek.

AB ile münasebetlerde belki de ABD’nin çağrısını da gerek kalmayacak. Almanya ile ilişkiler ne kadar gerilse de rejimin temel finans konularında (örneğin TANAP) AB finans kurumlarının hala destekçi olduğu görülüyor. Bunun da ötesinde Fransa yönetimiyle geliştirilen akçeli işler ve Macron’un Erdoğan’a S-400 desteği görünür sonuçlar vermeye başladı. Bunlardan biri Barzani yönetiminin açtığı zemini birlikte yağmalamak adına gösterdikleri ortak politik tavır. Öncelikle Barzani’yi referandumdan vazgeçirip, daha sonra Bağdat yönetimiyle ara buluculuk önerip, Güney Kürdistan’ın petrol kaynaklarını kontrol altına altına almak diye özetlenebilecek bir politika. Barzani'nin, Bağdat'ın bağımsızlık müzakerelerine girmesi halinde oylamayı erteleyebileceklerini söylemesi ve peşinden Çavuşoğlu’nun garantörlük teklifi bu politikalara zemin arayışının sürdüğünü gösteriyor. Tabii burada birçok güç ve farklı arayışlar da devrede. Örneğin önceki gün Rus şirketi Rosneft’in KDP ile doğal gaz boru hattı anlaşması yapması dikkat çekici. Yine de Erdoğan rejiminin bütün beklentilerini Fransa ile birlikte kuracağını düşünmek yanlış olur, fakat önemli bir ortak olarak yanında tutmak isteyecektir. Her şeye rağmen bu ilişkinin bir işe yaradığını da söylemek mümkün: başkalarının rehinliği sürerken, 7 haftadır hapis olan Fransız gazeteci Loup Bureau geçen Cuma serbest bırakıldı.

Jeopolitik üzerine kalem oynatan insanların çoğunun bugünlerde adeta fal açar gibi yazılar yazdığının sanırım siz de farkındasınızdır. Bu normal, çünkü köklü değişimlerin yaşandığı bir dönemden geçiyoruz. Farklı bir karakterde de olsa adı üzerinde bu bir paylaşım savaşı. Bu alt üst oluşa ve artan militarizme dur diyecek ne bir BM, ne büyük güçleri baskılayacak Bağlantısızlar Hareketi, ne de “reel sosyalizm” var. Bu yüzden daha uzun zaman fala bakmaya devam edeceğiz anlaşılan.