Birleştirdikleri için idam edildiler

Dosya Haberleri —

5 Mayıs 2021 Çarşamba - 23:00

  • Devleti, egemenleri asıl korkutan, öğrencilerin siyasallaşmış hareketi ile işçi ve köylülerin toprak ve ekmek  mücadelesinin  birleşmesiydi. O büyük  toplumsal muhalefeti bastırmak için arkadaşlarımızın idamı  neredeyse kaçınılmaz görülüyordu. Kanunsuz olarak idam edildiler. 

MASİS HESKÎF

 

Bugün Türkiye Halk Kurtuluş Ordusu’nun önder kadroları Deniz Gezmiş, Hüseyin İnan ve Yusuf Aslan’ın 6 Mayıs 1972’de idam edilmelerinin 49. yıl dönümü. Yazar Aydın Çubukçu, ‘Üç Fidan’ın mücadele arkadaşıydı; bugün de sosyalist mücadelede yer almayı sürdürüyor. Denizlerin idamının ardında devletin, öğrenci hareketi ile işçi-köylü kitlelerin birleşme eğiliminden duyduğu korkunun yattığını belirten Çubukçu, “Büyük toplumsal muhalefet hareketini bastırmak için arkadaşlarımızın idamı neredeyse kaçınılmaz görülüyordu” dedi.

68 Kuşağı’nın Türkiye’deki önderleri ve THKO’nun kurucuları Deniz Gezmiş, Hüseyin İnan ve Yusuf Aslan, 12 Mart 1971’de ilan edilen askeri cunta rejimi tarafından idam edildi. Ulucanlar Cezaevi’nde, 6 Mayıs 1972 günü sabaha karşı idam edildiklerinde Deniz Gezmiş ve Yusuf Aslan 25, Hüseyin İnan ise 23 yaşındaydı.

Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının idam kararının verildiği Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde o dönem 323 milletvekili oylamaya katılmış, 273 milletvekili idama ‘evet’ derken, 48 milletvekili ise karşı oy kullanmıştı. Adalet Partisi, Cumhuriyet Halk Partisi, Demokrat Parti, Milliyetçi Hareket Partisi ve Güven Partisi’nden çok sayıda milletvekili, Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının idam edilmesine evet oyu kullanmıştı.

Denizlerin mücadele arkadaşı yazar Aydın Çubukçu, 68 döneminin ruhunu, Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının mücadelesini anlattı.

 

‘Devrim olacak’ duygusu

Sözlerine 68 Kuşağı’nın atmosferini anlatarak başlayan Çubukçu, o dönemin ruhundan bahsedilirken yalnızca Türkiye’deki öğrenci hareketini değil, dünyadaki halk savaşlarını ve gerilla mücadelelerini de hesaba katmak gerektiğinin altını çizdi. Amerikan emperyalizminin Vietnam başta olmak üzere pek çok ülkedeki faaliyetlerine karşı büyük bir mücadelenin yaşandığını ifade eden Çubukçu, ekledi: “O dönem Türkiye’sinde işçi ve köylü nüfusunun son derece yüksek olması nedeniyle devrim, an meselesiydi. Yalnızca Türkiye’de değil, tüm dünyada devrim olacakmış gibi bir duygu yaratılıyordu. Ülkemizde de o dönem öğrenci hareketi ile işçi ve köylü hareketleri arasında bağlantı kurulmaya başlanmıştı. Dev-Genç hem fabrikalarda hem köylerde üreticilerin, köylülerin ve işçilerin her türlü mücadelesine katılıyor; büyük toprak işgalleri yaşanıyordu. Fabrikalarda işgal ve grev son derece yaygındı. Örgülü bir işçi sınıfı vardı.”

 

  • Kürt gençlik hareketi ile Türkiyeli gençliğin devrimci hareketleri ayrı ayrı kanallardan akıyordu. Kürt arkadaşlarımız kendi sorunlarının bilincindeydiler ama Dev-Genç bu sorunun bilincinde değildi. Halkların birlikte kurtuluşu, ortak mücadelesi ve kardeşliğini ilk defa idam sehpasında Deniz dile getirmiştir.

 

Egemenleri ve devleti asıl korkutan…

Öğrenci hareketinin, toplumsal muhalefet hareketlerinin görünen yüzü olduğunu, her şeyin kentlerde olup bitiyor gibi göründüğünü belirten Çubukçu, “Oysa derinde yatan bir halk hareketi söz konusuydu” dedi.

12 Mart 1971’de darbe yapan generallerden birinin, “Sosyal uyanış, ekonomik gelişmenin önüne geçti” dediğine dikkat çeken Çubukçu, şöyle devam etti: “Şunu kast ediyordu: Ekonomi kötü, bir bakıma yoksullar var, herkes yoksulluğun pençesinde kıvranıyor, evet ama bunu aşan bir sosyal uyanış var ve bu kitleleri mücadeleye yöneltiyor. Bu son derece doğru bir tespitti. Yalnızca Türkiye’de değil, Kürt illerinde de önemli gelişmeler oluyordu. Tüm bu mücadeleler ile öğrenci hareketinin birleşmesi, ekonomik sebeplerle ayağa kalkmış olan işçi-köylü kitlelerini antiemperyalist bir mücadele içine çekmek için de olumlu bir ortam yaratıyordu. Devleti, egemenleri asıl korkutan da bu oldu. Yani öğrencilerin siyasallaşmış hareketi ile işçi ve köylülerin toprak, ekmek mücadelesinin birleşmesi, gerçekten onlar açısından ciddi sonuçlar doğurabilirdi.”

 

Denizler neyi temsil ediyordu?

Generallerin darbenin sebebini de bu şekilde açıkladığını hatırlatan Çubukçu, Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının idamının da bu nedenle önemli görüldüğünü söyledi. Çubukçu, şu değerlendirmelerde bulundu: “3 kişiyi sallandırırsak bu iş biter sanıyorlardı. Maalesef Türkiye’de devlet aklı böyle çalışıyor. Büyük bir hareketlilik, büyük bir muhalefet, bir isyan ve ayaklanma durumu varsa önde giden 3 kişiyi asarsın gerisi kendiliğinden söner, diye düşünürler. Bu yüzden darbe gerekçesiyle Denizlerin idamı arasında doğrudan bir bağlantı vardır. Yani o büyük toplumsal muhalefet hareketini bastırmak için arkadaşlarımızın idamı neredeyse kaçınılmaz görülüyordu. Kanunlara sığmayan bir şekilde, kanunsuz olarak idam edilmişlerdir. Gerekçesi ise doğrudan doğruya halk hareketi ile gençlik hareketinin birleşme eğilimini bunların temsil ediyor olmasıdır.”

 

Deniz Kürt mücadelesini cesaretle dile getirdi

Kürt özgürlük mücadelesinin Deniz Gezmiş ve arkadaşları için önemine de değinen Çubukçu, Gezmiş’in o dönemde Kürt mücadelesini cesaretle dile getirdiğini vurguladı. Deniz Gezmiş’in idam sehpası altındaki son sözlerinin de buna örnek olduğunu kaydeden Çubukçu, şöyle devam etti: “O dönem, Kürt gençlik hareketi ile Türkiyeli gençliğin devrimci hareketleri ayrı ayrı kanallardan akıyordu. Kürt arkadaşlarımız Devrimci Doğu Kültür Ocakları’nda örgütlüyken Dev-Genç ile aralarında mesafe vardı. Kürt arkadaşlarımız kendi sorunlarının bilincindeydiler ama Dev-Genç bu sorunun bilincinde değildi. Halkların birlikte kurtuluşu, ortak mücadelesi ve kardeşliğini ilk defa idam sehpasında Deniz dile getirmiştir. Orada iki kelimeye sığdırılmış olarak ifade edilen düşünce tam olarak söylenmesi gerekeni ifade etmiş olmayabilir ama Kürt halkının varlığına işaret etmesi ve onu devrimci mücadelenin bir parçası olarak görmüş olması önemlidir. Türkiye solu, sonraki gelişmelerde, yani 70’lerde Kürt Özgürlük Hareketi kendisini bağımsız bir güç haline getirdikçe bunun farkına varmaya başladı.”

 

Dünya daha kötü ama…

Çubukçu, bugünkü mevcut toplumsal, siyasal koşullar ile o dönemin koşullarını karşılaştırarak Türkiye’nin mevcut siyasal, toplumsal ve ekonomik durumun 60’lı yılların sonundan çok daha ağır olduğunu söyledi ve ekledi: “1968 dönemindeki dünya, 2. Dünya Savaşı sonrasında yeni dünya arayışının biçimlendirdiği bir dünyaydı. Bir yanda sosyalizm vardı, bir yanda emperyalizm. Bu koşullardaki bir arayışta sosyalizme kolayca yönelmek mümkündü. Bugünkü dezavantajlı durum budur. Yani çok daha ağır baskılar ve yoksulluk koşullarında yaşayan insanlar, ‘Haydi bu düzeni yıktık, yerine ne koyacağız?’ sorusunun cevabını veremiyorlar. Dolayısıyla Türkiye’de muhalefet hareketi var fakat bu partilerden, düzenden sıtkını sıyırmış olarak kendisini gösteriyor ama ‘Bunun yerine ne koyacağız?’ sorusuna doğru dürüst bir cevap bulamıyorlar. Bu cevaba sahip olanlar ise halkı örgütlemekte, halka seslerini ulaştırmakta yetersiz kalıyorlar.”

 

‘Devrimin koşulları var, bir biçim alıyor’

Yalnızca gençlik hareketi değil, bütün muhalefet hareketinin bölük pörçük, eş güdümden ve ortak bir programdan uzak olduğunu söyleyen Çubukçu, bu durumun 60’lı yılların sonunda farklı olduğunu şu sözlerle anlattı: “Mesela 68 dünyasına baktığınız zaman ortak bir düşman vardı: Amerikan emperyalizmi. Fransa’da, İtalya’da, Türkiye’de, Latin Amerika’nın çeşitli ülkelerinde herkes aynı hedefe vuruyordu, herkes Vietnam Savaşı’na karşı çıkıyor ve Amerikan emperyalizmini baş düşman olarak görüyordu. Bugün öyle ortak bir hedef saptanmış değil. Dünyanın her yerinde yüzlerce çok büyük kitle hareketi oluyor ama eş zamanlı ve eş bir programa sahip değil. Dolayısıyla devrim biçimini alıyor, devrimin koşulları var ama hangi politik programla ve hangi hedefleri ortaklaştırarak ilerleyeceğine dair bir eksiklik var. Mesele burada.”   

 

Gençlerin sorması gerekir

Son olarak gençlere “mücadeleye devam” çağrısında bulunmak istediğini söyleyen Çubukçu, şunları söyledi: “Gençler o kadar zor koşullarda ve parçalanmış mücadele ediyorlar ki onlara akıl vermek, ‘şuradan yürüyün’ demek doğru olmaz, haddimizi aşmak olur ama Boğaziçi Üniversitesi’nde olduğu gibi işte bir kere mücadeleye asıldılar mı son derece iyi dövüşüyorlar, güzel mücadele ediyorlar, yaratıcı bir şekilde kendilerini ortaya koyuyorlar. Gençliğe güvenimiz o bakımdan sonsuzdur ama nereye varmak istiyoruz, ‘Haydi burayı yendik, geçtik; ne yapacağız’ sorusuna bir cevap bulmaları ve bunu açıklıkla ifade etmeleri gerekir.” 

 

Mücadeleyle geçen bir ömür 

Aydın Çubukçu, 1947 yılında Sivas’ta doğdu. İlkokulu Deniz Gezmiş ile aynı sınıfta, Sivas Selçuk İlkokulunda okuyan Çubukçu, 1968’de ise Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi’nde öğrenciydi. Devrimci Gençlik Federasyonu’nun genel yönetim kurulu üyeliğini de yapan Çubukçu, o zamanlar “Basın Yayın Komünü” adıyla anılan devrimci grup adına Temmuz 1971’de İzmir’den Denizli’ye para taşıyan Ziraat Bankası aracından 4 milyon Lira’yı soyanlar arasındaydı.

Çubukçu, 1971’deki askeri darbe ardından Mart 1972’de tutuklanarak Şirinyer Askeri Cezaevi’ne gönderildi ve idama mahkûm edildi. Daha sonra Mamak Askeri Cezaevi’ne gönderilen Çubukçu hakkındaki idam cezası 1974’te kaldırılarak 30 yıl ağır hapse çevrildi. Cezaevinde 19 yıl kaldıktan sonra 1991 yılında tahliye olan Çubukçu, o dönemde “en uzun süre hapiste kalan siyasi mahkum” olarak anılıyordu.

Cezaevi ardından da sosyalist hareketteki mücadelesine ara vermeyen Çubukçu, geçtiğimiz yıllarda KHK ile kapatılan Evrensel Kültür Dergisi’nin ve Hayat Televizyonu’nun genel yayın yönetmenliğini yaptı.

Yazarın “Teoride ve Eylemde Diyalektik Materyalizm”, “Mantık ve Diyalektik”, “Kültür ve Politika” ve “Bizim 68” gibi kitapları bulunuyor.

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2021 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.