Halkımız için her dönem, önem sırası en üst sıralarda olan birlik konusuna dair yazmaya devam ediyoruz. Farklı bir yazıyla devam edeceğimizi söylediğimiz bu konu bugün için, işbirlikçi çizginin provokatif dayatmalarıyla farklı bir evreye doğru yol almaktadır.

Halkımızın ve onun fedakarlık abidesi özgürlük gücünün sabrını zorlarcasına yeni bir çatışma durumu yaratılmaya çalışılıyor. Zînî Wertê’ye yönelik tehlikeli üslenme çabasını, Özgürlük Hareketi’nin öncülerinden olan Heval Duran Kalkan’ın ve KCK Yürütme Konseyi Eşbaşkanlığının yaptıkları açıklamalarla içerdiği durumu net olarak öğrendik. Ayrıca oraya salt dostana bir uyarı amaçlı giden üç kişilik bir gerilla biriminin uyarı sonrası döndükleri üslenme alanlarında, sömürgeci devletin aldığı istihbaratla bombalanıp şehit düştüklerini de. Bu istihbarat, bu işbirlikçi güruh tarafından Türk Devleti'ne iletilmemiş olmasa, bu katliamın olamayacağını da iyi biliyoruz. Sinir uçlarımıza dokunan, sabrımızı zorlayan bu işbirlikçi çizginin bu halkın fedai çocuklarına yönelik yaptığı sayısız kalleşliğe bu da eklenmiş oldu! Yine Güney Kürdistan'da bu olaydan hemen önce Mexmûr Mülteci Kampı’na yönelik Türk devletinnin kanlı saldırısı sonucu üç tane sivil kadın yaşamını yitirdi. Bir yılla yakındır, Güney’i kendi çiftliği gibi gören bu işbirlikçi anlayış, Mexmûr’a uyguladığı ambargonun üstüne bu saldırı yine yerelden bir istihbarat, destek, onaylama olmadan gerçekleşmesi mümkün olmazdı.

Bırakalım Kürtlükle, insani hiçbir erdemle bağdaşmayan bu işbirlikçi zihniyetin diğer parlak ve çarpıcı benzeri pratiğini bu sefer Rojava da, bu katliam ve işgal durumundan önce şahit olmuştuk? Omurgasız demenin bile tanımlamada hafif kaldığı köle ruhlu Kürt, Kürdistan düşmanı bu işbirlikçi grupların, Rojava yönetiminin tüm kirli devrim düşmanlıklarına rağmen af kararı alıp ulusal birlikteliğe katkı yapacağı inancıyla onlara serbest çalışma tanıması sonrası bunların ilk yaptığı şey ne olduğunu hatırlamak gerekiyor! Boyunlarına geçirdikleri takım elbise ve kravatları kuşanarak TC’yi ziyarete gidip Mevlüt Çavuşoğlu’yla kameraların önünde poz vermeyi uygun gördüler. Sanırım Çavuşoğlu temsiliyetindeki Türk devletinin bunlarla tavla partisi yapmadığı, devrimi boğmak için kimi uğursuz planları paylaşş olduklarını anlamamak için saflıktan öte, akli melekeleri yitirmiş olmayı gerektirir.

Bu işbirlikçi zihniyetin Güney Kürdistan’da, ortak geleceğimiz konusunda dört parça Kürdistan’ın kaderiyle nasıl kötü bir şekilde oynadığını göstermektedir maalesefki bu birkaç örnek. Kayda geçen buna benzer sayılamayacak kadar çok örneğin varlığı, kendini halkımızın üzerinde yaşatmaya devam etmektedir. Artık vakti gelmiştir. Bu anlayışa karşı net ve sürdürülmesi zorunlu olan bir yaklaşım ihtiyacı bulunmaktadır. Bu konuda alınacak ve takip edilecek karar birlik gibi tarihsel bir gerekliliği de netleştirecek, gerçek anlamda kimin halkın karşısında ve bu halkın katilleriyle kol kola olduğunu açığa çıkartacaktır.

Bunun için öncelikle, 2015 sürecinde Rêber Öcalan'ın doğrudan fikir ve perspektifleriyle oluşum ve gelişiminde tayin edici olduğu, Güney’deki Ulusal Kongre çalışmalarını hatırlamak gerekmektedir. Özgürlük Hareketi’nin, Önderliğiyle beraber olağanüstü bir çabanın sonucu olarak, Güneyli onlarca parti ve hareketin bir araya getirildiği çalışma, birlik konusu için önemli, belki de en önemli adımlardan biriydi. İşbirlikçi zihniyetin tüm engelleme ve yavaşlatma çabasına karşı sona doğru götürülen kongre, son aşamada yine bu zihniyetin, utanmazca ileri sürdüğü taleplerle kongre çalışması sabote edilmiş; tüm emek ve çabalar uçup gitmişti. Neydi peki bu talepler!? İki somut talepten oluşan bu istemleri hatırlayalımki, karşımızdaki gücün niteliğini görmüş, göstermiş olalım. Bu taleplerden biri; Rojava’da Güney gibi ikiye bölünüp bir tarafı kendi tabela parti ve yandaşlarına verilmesiydi! İstedikleri şehir ve bölgelere ise sınır ticaretinin olduğu, petrol bölgesi yani görece kazanç getirecek yerlerdi. İkincisi; Güney’de Özgürlük Hareketi çıksın isteğiydi! Bu iki Kürt, Kürdistan ahlakından yoksun talep karşısında, Özgürlük Hareketi olması gerektiği gibi, bu talepleri şiddetle red etti. Sonrasında, bu yaklaşıma karşı olan siyasal hareketlerle birlik çalışmalarının ivmelendirileceği açıklaması yapıldı. Bu zaman içinde, Güney’de öz savunma güçleri oluşturuldu. Lakin sürecin çok hızlı gelişmesi, dört yanda mücadelenin sertleşmesi, bu çok önemli kararın derinleştirilip pratikleşmesine engel olduğunu göstermektedir.

Evet, şimdi burdan, o kongreyi kaldığı yerden bu işbirlikçiliğe karşı, onlara rağmen bu çalışmayı sürdürebilmemiz gerekiyor. Şu gerçeği de görmek zorundayız! Boğazına kadar kire bulaşş, Kürt karşıtı her türlü egemen sömürgeci sistemlerle gayri ahlaki işbirliği içinde olan bir yapıyla nasıl bir birlik çalışması yürütüle bilinir?! Eşyanın tabiatına aykırı olan bu durumla sonuç alamıyacağımızı anlamamız gerekiyor. Birlik espirisiyle ama adlandırmanın cephe ve yahut ittifak gibi bir kavramlaştırma üzerinden yapılması daha gerçekçi ve motive edici olucaktır. Birlik mücadelenin reel şartları içinde çok ileri bir adımdır. İdeolojik olmayan birlik gerçekçi asla olamıyor. İdeolojik yakınlık içinde olanlar birlik geliştirebilirler. Lakin görülebildiği kadarıyla, ideolojik farklılık çok boyutludur. Bundan dolayı birlik yerine cephe ya da ittifak makul bir çağrı olabilir. Cephe, ittifak çalışması mücadelenin pratiği içinde kendine yol açarken, birlik denilen muğlak, tam tanımlası zor olan süreçte, işte bu mücadelenin yön vermesiyle açığa çıkabilir. Farklı coğrafya ve tarihsel süreçlerde birçok benzeri örnek var. Bu şekildeki bir hat belirlenmesiyle bu konuyu sonuca, yani birliğe taşıyabilmişlerdir. Hakikatin diyalektiği bunu bize emrediyor. Israrlı ve kararlı yürütülecek mücadele ve ondan beslenen ilkeli, çerçevesi net ittifak, cephe çalışması zaten bir ayıklama görevi görecek, doğallığında bugün için birlikten kaçan sahte, kendini yaşatan anlayışları adım atmaya mecbur bırakacaktır. Bunun dışındaki çaba niyet ve arayışlar maalesefki Güney’deki kongre pratiği gibi nihayetinde sabote edilmeye mahkumdur.

Rebêr Öcalan'ın son telefon görüşmesiyle, bu konudaki mesajının bu temelde okunup anlaşılması gerektiği açıktır. Şiddete dayalı bir çatışmadan kaçınmak, ama bugün için mevcut parçalılığın sorumlusunun kimler olduğununun etkin bir şekilde teşhir edilmesi, esnek bir ittifak çabası, lakin bunun tamamen ilkeli bir çerçeveye dayalı yapılması, buna karşı demagojik yaklaşımlar içinde olanların kamuoyu önünde adının verilerek dillendirilmesi bize bu konuda artık somut bir gelişimi yakalamamızı getirecektir.