2014 Yılının 1 Mayıs’ını yaşıyoruz. 1 Mayıs işçi ve emekçilerin birlik, dayanışma ve mücadele günü olarak anılıyor. Bir Emek Bayramı olarak kutlanıyor. Bu 1 Mayıs’ın da söz konusu tanımına uygun olarak yaşanacağı anlaşılıyor. Dünya ve Türkiye’deki emekçilerin artan bilinçlenme ve örgütlenme çalışmaları 1 Mayıs Bayramına tam anlamıyla sahip çıkacaklarını gösteriyor. Özellikle AKP Hükümetinin izlediği gerginlik ve çözümsüzlük politikası bu 1 Mayıs’ın da Türkiye ve Kürdistan’da çatışmalı geçeceğini ortaya koyuyor. Türk ve Kürt emekçilerinin özgürlük ve demokrasi için daha güçlü direneceği açığa çıkıyor.

Zaten 1 Mayıs’ın özünde de direniş bulunuyor. Hem de kadın direnişi! Grev yapan işçi kadınların katledilmesi olayı 1 Mayıs gerçeğini açığa çıkartıyor. İşçi ve emekçilerin katledilen işçi kadınların anılarına sahip çıkmasını ve hak-adalet-özgürlük mücadelesini daha güçlü sürdürmesini ifade ediyor. Yani 1 Mayıs’ın temelinde grev var, grevcinin katledilmesi var, mücadele şehidinin anısına sahip çıkılması var, bu temelde özgürlük ve demokrasi mücadelesinin daha da yükseltilmesi var. Birlik, dayanışma ve mücadele günü olmak işte buradan ileri geliyor.
Dünyanın dört bir yanındaki işçi ve emekçiler de zaten 1 Mayıs’ı böyle anlıyor ve bu biçimde yaşıyor. Her 1 Mayıs’ta hak, adalet, özgürlük, eşitlik ve demokrasi mücadelesini daha da yükseltiyor. Bu kutsal mücadelede verdiği şehitlerine kararlılıkla sahip çıkıyor. Dikkat edilirse bu temel değerler adına kurulan devletler devrilir ve partiler çözülürken, bu değerlerin gerçek temsilcisi olan 1 Mayıs Bayramı kutlamaları kesintisiz olarak sürüyor ve giderek yayılıyor. Bu da 1 Mayıs’ın hak, adalet, özgürlük, eşitlik ve demokrasi değerleriyle ne kadar yüklü olduğunu ortaya koyuyor.
Aynı gerçeği Türkiye emekçileri de çok güçlü bir biçimde yaşıyor. Onlarca yıldır her türlü baskı ve yasağa rağmen yiğitçe direniyor. Bu temelde yüzlerce şehit ve yaralı vermiş bulunuyor. Sadece 1977 yılının 1 Mayıs’ında Taksim Meydanında 34 Şehit ve yüzlerce yaralı vermiş olduğu biliniyor. Yani Türkiye emekçileri de 1 Mayıs’ı kendi mücadelesi ile anlamına uygun yaşanır hale getirmiş bulunuyor. 2014 yılının 1 Mayıs’ında da şehitlerinin anısını yaşatmak için büyük bir kararlılığa sahip durumda. AKP oyunlarına ve Taksim yasağına karşı tam bir kararlılık içinde 1 Mayıs’ı kutlamaya hazırlanıyor. Bu temelde Taksim şehitlerinin ve Orhan Yılmazkaya gibi büyük devrimcilerin anısını yaşatmak istiyor.
Tamama yakını emekçi olan Kürdistan halkının ise kırk yıldır geliştirdiği büyük özgürlük ve demokrasi mücadelesi 1 Mayıs değerlerinin Kürdistan’da ne kadar güçlü sahiplenildiğini ve yaşatıldığını ortaya koyuyor. Her gün olduğu gibi 1 Mayıs’larda da kahraman şehitlerinin anısına çok güçlü bir biçimde sahip çıkıyor. 1 Mayıs’larda birlik ve mücadelesini daha da güçlendiriyor. Özgürlük mücadelesinin büyük 1 Mayıs şehidi Ramazan Kaplan ve arkadaşlarının özlemlerini gerçekleştirmeye çalışıyor. Hilvan ve Siverek Direnişlerinin ölümsüz komutanı Mehmet Karasungur’un izinde yürüme kararlılığını ortaya koyuyor.
Açıkça görülüyor ki, 1 Mayıs tüm dünya emekçileri için ortak değerlerin toplamını ifade ediyor. Bu ortak değer, kapitalist baskı ve sömürüye karşı özgürlük, eşitlik ve demokrasi cephesinde yer almak anlamına geliyor. Bu temelde birleşmek ve mücadele etmek oluyor. Ortak amaç, ortak duygu ve ruh hali taşımak anlamına geliyor. Baskısız ve sömürüsüz yeni bir dünya yaratmak özlemini ifade ediyor. 2014 yılı 1 Mayıs’ında bu gerçeğin çok daha güçlü yaşanacağı anlaşılıyor.
Bu durumu Türkiye ve Kürdistan somutunda daha açık ve net bir biçimde gözlemek mümkün. Çünkü burada vahşi baskı ve sömürü gerçeği tüm yoğunluğuyla yaşanıyor. Devlet ile toplum arasındaki çelişkiler daha sert ve keskin. Son yüzyıl neredeyse tamamen bir katliam ve soykırım yüzyılı olarak yaşanmış durumda. Ermeni Soykırımı, Süryani Soykırımı, Rum Soykırımı, Kürt Soykırımı söz konusu yüzyılı boydan boya kan ve acıya boğmuş bulunuyor.
Şimdi bu soykırım gerçeğinin yüzüncü yılına giriliyor. Bu yüzüncü yılda mücadelenin çok daha güçlü olacağı ve her şeyin değişeceği anlaşılıyor. Bu nedenledir ki, henüz böyle bir mücadele gelişmeden AKP Hükümetinin oyunbazlığı temelinde önü alınmak isteniyor. Başbakan Tayyip Erdoğan’ın timsahın göz yaşı kabilinden verdiği mesaj bu anlama geliyor. Güya başta Ermeni toplumu olmak üzere yüzyıldır katledilen halkların acısını paylaşıyor! Sözüm ona taziyede bulunuyor. Tüm yağdanlıklar da bu durumu “Özür dileme” diyerek adeta göklere çıkartıyor.
Peki sormazlar mı, “geçen yüzyılda yaşananlar konusunda acı duyacağına, kendi yönetimin altında yaşanmakta olan yeni soykırımları durdur” diye? Zira Son Ermeni Hırant Dink AKP yönetimi altında katledilmedi mi? Kürt kültürel soykırımı AKP yönetimi altında en vahşi biçimiyle devam etmiyor mu? Peki bütün bunlar bir gerçekse, o zaman Başbakan Tayyip Erdoğan’ın verdiği mesajın ne değeri olabilir? Eğer söyledikleri doğruysa, o zaman yaşanmakta olan yeni katliamları önlemesi gerekmez mi?
Oysa böyle davranmak yerine, Tayyip Erdoğan cumhurbaşkanı olma hesapları yapıyor. Hatta Türkiye’nin ilk başkanı olmaya çalışıyor. Toplumun gündemini bununla doldurmaya ve ülkenin değerlerinin tümünü buraya harcamaya çalışıyor. Kuşkusuz bu da başta emekçiler olmak üzere halkın öfke ve nefretini geliştiriyor. İşte AKP Hükümeti bu öfke ve nefretin Taksim 1 Mayıs Meydanı’nda sele dönüşmesinden korkuyor. Taksim yasağını işte bu amaçla geliştiriyor ve canlı tutuyor. Bu tür oyunlarla kendi iktidarını sürdürmeye çalışıyor.
Kuşkusuz işçi ve emekçiler, tüm aydınlar ve demokratik güçler bu 1 Mayıs’ta AKP oyunlarını bozmak için gerekenlerin hepsini yapacaktır. Başta Taksim olmak üzere ülkenin her yerinde geliştireceği demokratik mücadele ile AKP yasaklarının işlemediğini gösterecektir. 1 Mayıs Meydanlarını doldurarak 30 Mart seçimleri sonrasında emekçi halkın gücünü ortaya koyacaktır. Özellikle emekçi Kürt halkı gençler ve kadınlar öncülüğünde meydanlara akarak Kürt direnişinin ezici gerçeğini bir kez daha gösterecektir. Bundan başta AKP olmak üzere hiç kimsenin kuşkusu olmamalıdır.
Yeni 1 Mayıs işte bu temelde yaşanmaktadır. Dolayısıyla devrimci ve demokratik güçlere böyle tarihi bir mücadeleye öncülük etme ve bunun sonuçlarını örgütlü demokratik siyasete dönüştürme görevi vardır. Başta HDP olmak üzere tüm demokratik siyaset güçleri böyle tarihi bir görevle yüklüdür. AKP’ye karşı tüm demokratik güçlerin birliğini 1 Mayıs meydanlarında gerçekleştirmek gerekir. 1 Mayıs eylemlerinde sağlanacak birliği demokratik siyasi örgütlülüğe dönüştürmeyi başarmak gerekir. Demokratik siyasetin önü açıktır. Yeter ki kendisi örgütlenmeyi ve yürümeyi bilsin!
Bu temelde 1 Mayıs şehitlerini saygıyla anıyor, tüm emekçilerin 1 Mayıs’ını kutluyorum!