AKP iktidarının faşist şefi sabah akşam konuşarak Kürt halkına ve demokrasi güçlerine karşı yürüttüğü savaşı meşru göstermeye çalışıyor. O kadar haksız ve kirli bir savaş yürütüyor ki, bir gün konuşmazsa maskesinin düşmesinden korkuyor. Savaşı bizzat kendisi başlattığı halde, hala Kürt Özgürlük Hareketi başlattı yalanına sarılıyor. Ancak Kürt düşmanlığında o kadar ileri gitmektedir ki, bu savaşın Kürt halkının özgürlük mücadelesini bastırmak için yürütüldüğünü herkes, her gün biraz daha net görmektedir. Ne kadar çok konuşsa da bu gerçeklik sadece Kürt toplumunda değil, giderek Türkiye halkında da anlaşılacak, bu savaşa mutlaka tavır alınacaktır.
Türk devleti belki Kürtleri metropollere zorla göç ettirerek kültürel soykırıma uğratmayı amaçlamıştır. Ancak Türkiye halkıyla Kürt halkının uzun yıllar yoğun olarak yan yana yaşaması, Türkiye halkında Kürt halkına bu düzeyde yürütülen düşmanlık kabul görmeyecektir. Kürt halkının varlığı ve haklarının kabul edilmesi temelinde ortak yaşam iradesi ortaya konulacaktır. Çünkü Kürtlere yönelik savaşı bugünkü Türkiye toplumu uzun süre kaldırmayacaktır. Dolayısıyla AKP faşizmi Kürt halkının ve demokrasi güçlerinin iradesini kıramayacağından, sonunda Kürtlere karşı yürüttüğü bu savaşa toplum tepki gösterecektir. Tabii ki Kürt halkı ve demokrasi güçleri bu savaşa karşı mücadeleyi yükselterek AKP’nin maskesini daha fazla düşürürlerse! Bu açıdan AKP iktidarının bağırıp çağırmalarına bakmadan mücadele yükseltildiği takdirde savaşta ısrar eden bu iradenin kırılacağı görülmelidir.
AKP ile bu sorun çözülmez
AKP faşizmi izlediği politikalar sonucu zayıf da olsa görüşmeler yoluyla demokratikleşme temelinde Kürt sorununu çözme şansını, fırsatını ve imkanını kaybetmiştir. Bu açıdan AKP’ye sorunu demokratik yollardan çöz çağrısı yapmanın anlamı yoktur. Artık tercihini net bir biçimde ortaya koymuştur. Kürt sorununda çözüm politikası olmayanların yoluna girmiştir. Ya Kürt sorununun çözümünde adım atacaktı ya da savaşla ezme yoluna girecekti. Türkiye’de hiçbir iktidarın bu seçenekler dışında başka bir şansı yoktur.
AKP bir dönem oyalama ile iktidarını güçlendirme politikası izledi. Çünkü o koşullarda savaş yürüttüğü takdirde iktidarda kalamayacağını biliyordu. Ancak oyalama yapamayacak duruma geldiğinde savaşın bir numaralı savunucusu haline geldi. Bu gerçeklik demokratik olmayan iktidarların bu sorunu çözemeyeceğini netleştirmiştir. Bu nedenle iktidarlardan çözüm beklemeden demokrasi güçlerinin ortak mücadelesiyle bu tür iktidarları aşıp Türkiye’yi demokratikleştirmek zorunlu hale gelmiştir. Bu açıdan sadece ve sadece demokrasi güçleriyle birlikte mücadeleye kilitlenmek gerekir. Bunun dışındaki her yaklaşım AKP faşizminin biraz daha yaşamasına fırsat verir.
Herkes gerçekçi olmalı, kendini kandırmamalıdır. Demokratik yoldan çözüm umudunu PKK yaratmak istedi. 1993 yılından bu yana bu seçeneği gündemleştirmeye çalıştı. Türkiye toplumunda demokratik yollardan da çözülebilir anlayışını güçlendirmek istedi. Kuşkusuz bu yaklaşımın bazı olumlu sonuçları da oldu. Ancak iktidar ve devlet Kürt sorunu demokratikleşme temelinde çözüm noktasına gelmedi. Soykırımcı sömürgecilik bu eşiğin aşılmasına izin vermedi. Bizzat Tayyip Erdoğan bu eşiğin aşılmayacağını söyleyerek savaşla, zorla Kürt halkının özgürlük mücadelesini ezme politikasının sürdürüleceğini ortaya koydu. Önder Apo ve PKK’nin sabırlı ve makul davranması AKP gerçeğinin tüm çıplaklığıyla gözler önüne çıkmasını sağladı.
Önder Apo ve PKK açısından AKP’nin bu sorunu çözmeyeceği netleşmiştir. Demokratik siyasal çözüm seçeneğini gündemleştiren ve bu konuda görülmedik çaba gösteren PKK bunu söylüyorsa herkes bunu ciddiye almalıdır. Kürt Halk Önderi ve PKK demokratik siyasal çözüm seçeneği ortaya attığında PKK dışındaki Kürt siyasi güçleri bunun olmayacağını söyleyerek PKK’nin teslim olmasından söz ediyorlardı. Yine Türkiye’deki birçok devrimci ve demokratik çevreler de böyle düşünüyordu. Bu açıdan bugün PKK AKP iktidarıyla bir çözüm olamaz; ancak mücadele geliştirilerek Türkiye demokratikleştirilebilir diyorsa, bu, Kürt sorununda siyasal çözüm seçeneğinin, koşullarının bulunmadığını ortaya koyar.
Kürt birliğinin zamanı
PKK kadar Kürt sorununun demokratik siyasal yollardan çözümünü isteyen olamaz. Hiçbir siyasi güç PKK kadar bu yönlü çaba göstermemiş, fedakarlıkta bulunmamıştır. Ancak kendini olmayacak güzel duygularla da kandıramaz. Çünkü ortada şu bu hak elde edilmesi sorunu yoktur. Kürt’ün varlığı söz konusudur. Şu andaki AKP faşizminin saldırıları şu bu hakkın sınırlandırılmasına yönelik değildir. Bizzat Kürt’ü yok etmeye yönelik bir saldırı yürütülmektedir. Bu açıdan bu iş direnişsiz, silahsız, savaşsız olsun, hiç kimse ölmesin gibi sadece kendini kandıran ve başını soykırım bıçağı altında tutan bir tutumun sahibi olamaz. PKK bugün soykırımdan kurtulmak, Kürt varlığını korumak için direnmektedir. Kürtler için varlık yokluk savaşı verilmektedir. Bunu görmeyen Kürt, kendini soykırım bıçağının altına bırakmıştır. Direnme gücünü gösteremediğinden soykırım kaderine razı olmuş demektir.
Bu gerçeklik, sosyal statüsü, siyasi görüşü ne olursa olsun tüm Kürtlerin bu soykırımcı sisteme karşı bir araya gelmesini ve ortak mücadele etmesini gerektirmektedir. Şu anda hiçbir Kürt’ün benim şu düşüncem, benim şu programım, benim şu duygum demeye hakkı yoktur. Kürtlerin tam da en geniş birlikteliği yaratması gereken dönemden geçilmektedir. Bu, hem Bakurê Kurdîstan ve Türkiye toplumu açısından böyledir, hem de Kürdistan’ın diğer parçalarındaki Kürtler açısından böyledir. Kürtler ya Ortadoğu’daki ve Kürdistan’daki bu şiddetli mücadele ve savaş ortamından güçlenerek çıkacaklardır, ya da kaybedeceklerdir. Bu açıdan birliği bozan her yaklaşım kaybetme durumunu oynuyor demektir. Kim Kürtlerin mücadele birliğini, gücünü zayıflatıyorsa, niyeti ne olursa olsun Kürtleri yok etmek isteyenlere hizmet ediyordur.
AKP faşizmi ve soykırımcı sömürgecilik Kürtlerin ne Türkiye içinde, ne de dışında hak kazanmasını istiyor. Rojava düşmanlığı bunun açık göstergesi değil mi? Rojava’ya bu kadar düşmanlık besleyen, kendi Kürt’ünün varlığını tanıyıp haklarını kabul eder mi? Zaten bu kadar Rojava düşmanlığı Türkiye sınırları içindeki Kürtlere düşmanlığından ve varlığını tanımadığındandır. Kendi egemenliği altında tuttuğu Kürt’ü yok etmek istediği için hiçbir Kürt oluşumuna tahammülü yoktur. Başurê Kurdîstan’daki Kürtlerle ilişkisi de taktiktir, dönemseldir. Kendi Kürt’ünü ezmek için KDP ile iyi ilişki yürütmektedir. Zaten Başurê Kurdîstan federasyonunu bile 5 Kasım Erdoğan-Bush görüşmesinde PKK’ye karşı savaşta ABD’nin desteğini almak için tanımıştır. Bu gerçekliği görmeyen Kürt, gerçeklere gözlerini kapamış ve soykırımı kabul etmiş Kürt’tür. Şimdi direnme gücü olmayan, ruhu teslim olmuş bazı Kürtler niye direniliyor diyorlar. Soykırımcı sömürgeciliğin sert saldırıları karşısında neden bu durum ortaya çıktı diye söyleniyorlar. Kendi ruh hallerini ve duruşlarını tüm Kürtlerden istiyorlar.
Kürt’e direnmeyin diyenler ya mücadele gücü olmayan, bu nedenle böyle konuşanlardır, ya da kendi teslim olmuş ve soykırımı kabul etmiş konumunun açığa çıkmaması için herkesi kendi konumuna düşürmek isteyenlerdir. Her iki durumda da Kürt’e yönelik soykırım saldırısının parçası haline gelmektedirler. Bu ruh hali ve bu tür seslere kesinlikle tutum alınmalıdır. Bu dönemde AKP faşizmiyle mücadelede yaratılacak her gevşeklik, sonu ihanet olan gaflet durumuna düşmekten başka anlama gelmez.
AKP faşizmi binlerce Kürt’ü zindanlara atıyor, halkı sindirmek için sürekli sivilleri katlediyor, şehirleri kuşatarak tankla, topla yakıp yıkıyor. Sadece şehirleri kuşatıp halkın iradesini kırmak istemiyor; kırsal alanda da sokağa çıkma yasağı koyarak halkın iradesini kırmak istiyor. Faşist saldırılar karşısında kimse ses çıkarmasın diye milletvekillerini ve belediye eşbaşkanlarını da tümden susturmak istiyor. Bu baskılarla herkesi ezip, susturup soykırımcı sömürgecilik önündeki tüm engelleri kaldırmaya çalışıyor. Bu saldırılarla hem Kürt siyasetçilerine, hem de Kürt halkına diz çöktürmek istiyor. Mevcut uygulamaları başka türlü yorumlamak ve anlamak mümkün değildir. Zaten ya teslim olunacak ya da bundan sonraki günleri bundan kötü olacak demektedirler. Bu, açıktan açığa soykırımcı sömürgeciliğe teslim ol, boyun eğ dayatmasıdır. Bu saldırılar karşısında direnme iradesi gösteremeyenler kem küm etmektedirler. Sanki bu savaş ve saldırılar Kürt Özgürlük Hareketi’nin yanlış politikalarından kaynaklanmış gibi gerçeği görmeyip kafalarını kuma gömmektedirler. Bu tür yaklaşımlar, Kürt halkına yönelik soykırımcı ağır saldırılar ortamında kafa karıştırmaktan, gerçeği muğlaklaştırmaktan başka anlama gelmemektedir. Bu tür tutumlar kesinlikle soykırımcı sömürgeciliğe hizmet etmektedir.
Faşizme karşı net tavır
Şu anda yapılması gereken, faşizm uygulamalarını net olarak herkesin gözünün önüne koyup bu faşizme karşı tutum almasını sağlamak olmalıdır. Sadece Kürdistan’da değil, Türkiye’de kendine demokratım diyen herkesin AKP faşizmine tutum alması sağlanmalıdır. Kürdistan ve Türkiye’de AKP faşizmine karşı mücadele birliği sağlamak şu andaki temel görevdir. Ancak bu birliği sağlama çalışması mücadele ile birlikte olmalıdır. Hem mücadele edilmeli, hem de mücadele içinde daha geniş kesimleri bu mücadele içine çekme çalışması sürdürülmelidir. Çünkü bu dönem bir saat bile mücadelesizliği kaldıramaz. Kirli savaşın şefi Tayyip Erdoğan her saat kendi savaş cephesini sağlam tutmaya çalışırken, savaşı yaygınlaştırıp derinleştirirken özgürlük ve demokrasi güçleri hiçbir zamanını boş geçirmeden örgütlenme ve mücadele içinde olmalıdır. Bu dönem, örgütlenme ve eylemin iç içe yürütülmesi gereken bir dönemdir.
Bu dönemde en gerekli şey, mücadele duruşunda kararlılık ve ısrardır. Bu direnişçi tutum saldırı ne kadar ağır olursa olsun sürdürüldüğü takdirde mutlaka özgürlük ve demokrasi güçleri kazanacaktır. Zaten kirli savaşın şefi Özgürlük Hareketi’nin özgürlük ve demokrasi mücadelesindeki kararlılığını görüp korktuğundan kendi saflarını sağlam tutmaya çalışmaktadır. Biz de onlar kadar onurlu, gururlu ve kararlı olmalıyız diyerek aslında özgürlük mücadelesi karşısında içine düştüğü paniği ortaya koymaktadır.
Özgürlük ve demokrasi güçleri bu dönemde faşizmin saldırıları ne kadar sert olursa olsun, özgürlük tutkusu, iradesi ve kararlılığında gevşekliğe girmezlerse kesinlikle her gün özgürlük ve demokrasi mücadelesi daha fazla gelişip güçlenerek faşizmi yenilgiye uğratacaktır. İradesi kırılmayan özgürlük ve demokrasi güçleri faşizmin iradesini kıracaktır.
Bu açıdan hem birliği sağlama, hem de özgürlük ve demokrasi mücadelesinde ısrarı sürdürmek önemlidir. Kesinlikle boyun eğmeyen bir irade ve kararlılık ortaya konulmalıdır. Tam da bu zamanda Diyarbakır 5 nolu zindanındaki 14 Temmuz ruhu, tarzı ve direnişçiliğinin gösterilme zamanıdır. Koşullar ne kadar zor olursa olsun direnilip başarılacağının gösterilmesi zamanıdır. Direniş ve mücadele ısrarı ortaya konulduğunda bu mücadele birliği de gelişecektir. Özgürlük ve demokrasi güçleri sağlam durdukça saflar daha da sıklaşacak, faşizme karşı Kürdistan ve Türkiye’de birlik sağlanarak AKP faşizmi yenilgiye uğratılacaktır.