
Arhat Ba anısına...
Diller lal, gözler bi hal kalmış geceden… Karanlık ve olabildiğince sessiz gece! İki çift göz gülmüştü tüm güzellikleri zuhur edercesine. Hissiyatı tüm çıplaklığıyla yansıyordu varolan kıvılcımları yok edercesine ve yeniden yaratırcasına. Tüm acılar aforoz edilirdi felsefeci çocuk güldüğünde. “Ar” olurdu tüm inançlar o vakit; “Arhat” olurdu tüm direnen isimler… Artık ölebilirdi tüm ihanetler, ölebilirdi ihanetli isimler!
Hala özünü koruyabilmiş Rojhilat’ın en güzel yerlerini yüreğinin derinliklerinde hisseden Arhat Ba, bu topraklara ait tüm şarkıları, oyunları kucaklamış durmadan söyler ve oynardı. Nerede bir Hewreman şarkısı dile gelse Arhat yoldaşı oturarak görmek mümkün değildi. “Ben kendimi bu topraklara ait görüyorum. Sanki buralarda kaybettiğim şeyler var ve burada tekrardan kazanmam gerekiyor” diyen Arhat yoldaş aslen Amedliydi. Fakat Rojhilat onun hep ilgi ve merakının bir parçası olmuştu. Arhat bir gün oralara gideceğini hep söylerdi. Yolculuğu yarım kaldı o gece… Kalan tüm yarım hayallere yeni bir tanesi eklenerek. Ve geriye kalanlara yeni bir bayrak devrederek Arhat yoldaş sonsuz yolculuğa çıktı.
Şarkısı hala yankılanıyor
Geceydi. Yıldızlar gökyüzünü kandırırken tüm güzelliğiyle, bizler de yeryüzünde bu güzelliğe kananlar olarak eşlik etmeliydik geceye. Birçok arkadaşla birlikte yorgun bir günün ardından kamelyada oturmuş dağda gecenin verdiği dinlendirici güzelliği ve huzuru yaşamaya çalışıyorduk. O gece arkadaşlar durmadan kaç saat boyunca şarkılarla zamana anlam katmaya devam ediyor ve anılar listesine yeni bir anıyı davet ediyorlardı.
Kapılar çoktan açılmıştı zamana, zamanın bırakacaklarına. Ve zaman yine acımasızca nereye savurduğunu bilmeden geçmekteydi. O gece de öylece yüreğimde hep yerini koruyacak, iz bırakacak bir anı olarak kaldı. Şarkılar hala yankılanıyordu. Her arkadaş içinden geldiği gibi söyledi. Kimi yıldızlara bakarak… kimi hafiften gülerek; sesi ile dalga geçercesine… kimi de kaygısızca dile getirirdi şarkısını. Ve onlardan biri de Arhat yoldaştı. Ve yine Hewremanca bir şarkıyı söyleyerek hepimizi etkiledi, o güzel sesiyle…
Halil Dağ’ın izinden…
Özlüydü Arhat; sesi, bakışları, düşünceleri yani sevdikleriyle özlüydü. O yüzden hep güzeli, farklı olan her şeyi merak ederdi. Arayışlarını hep sürdürerek bu yaşamda yürüdü. Kendisine ait, farklı bir tarzı vardı. O yüzden eline kamerayı aldığında da farklı bakıp çekeceğini tahmin etmek zor değildi. Halil Dağ gibi binlerce yoldaşın izinden gitmeyi çoktan hayallerine sığdırmıştı Arhat. Bu yaşama ait ne varsa; güzeli, anlamı, zorluğu yani gerçekleri kadrajına almayı amaçlamıştı. Özgür basını, dağ basınını tercih etmiş ve bu yolda tüm fedakarlığıyla yürüyordu. Elbette sadece toplum içerisinde değil dağ basınının getirdiği zorluklar da var. Asıl hikayeler diyarını dışarıya yansıtmak isterken bir de bakıyorsun ki hikaye bitmeden sen o hikayenin kahramanı olmuşsun. Ve hikayenin geriye kalan kısmı ardıllarına bırakırsın. En zor kısmı da bu olsa gerek. Hayalleri yarım kalmış onlarca yoldaşımızın bıraktıklarına sahip çıkamamak…
Gece ilerliyordu. Ve iyice yorgun düşen arkadaşlar yavaş yavaş mangalarına çekiliyordu. Şarkılar sonlandırılırken bir de baktım ki herkes geceyi kucaklamak için yerlerine çekilmiş. Ben de son defa yıldızlara bakıp sonra mangama çekileyim derken bir de baktım Arhat yoldaş geri gelerek bana doğru yaklaştı. Ay ışığı ve yıldızların aydınlattığı kadarıyla görebiliyordum onu. Avuçlarını bir çocuk saflığında sıkmış yanıma yaklaştı. O an gerçekten sanki tüm mutlulukları avucunda saklamak isteyen bir çocuk portresi karşımda canlandı. “Heval avuçlarını açabilir misin?” demesiyle ona baktım öylece ve sonra avuçlarımı açtım. Elini hafifçe yakınlaştırıp elimin içine bir şey bıraktı ve “bak heval semadan yıldızları indirmek zormuş ama başarılmayacak bir şey yok. Önemli olan daha da parlayan yıldızları yaratarak tekrar ait oldukları yere göndermektir” diyerek geri döndü.
Avucumdaki ateş böceği
Avuçlarımı açtığımda içinde parıldayan bir şey gördüm. Bir ışık vardı avuçlarımın içerisinde. O an sanki gökten bir yıldızın avuçlarıma düştüğünü artık semayı değil avuçlarımda parıldayan varlığa öylece bakakaldım. Sonra tekrar söndüğünü gördüm. Ve sonra anladım ki avuçlarımın içinde ışık saçan küçük yıldız aslında bir ateş böceğiymiş. Arhat yoldaş o gece unutamadığım güzel bir anı bana hediye etti aslında. O avuçlarında sakladığı sadece bir ateş böceği değildi. İçinde anlam yüklü bir armağanla gelmişti yanıma. Dakikalarca ateş böceğini izleyip durdum.
Ne zaman gecede parıldayıp sönen ateş böceklerini görsem aklıma hep Arhat yoldaş geleceğini biliyorum. Onunla son bir defa ateş böceklerini konuşmadan, onlara bakmadan, yine yarım kaldı. Yine yarım kalan çok şey vardı avucumda. Kim bilir belki de bir gece yine bir ateş böceğine akacak enerjisi ve öylece konacak avuçlarıma o zaman yine anlatacak bana yeni yıldızlar yaratmak gerektiğini. Ve ben de onun enerjisini hissederek mutlu olacağım. Evrenin herhangi bir yerinde binlerce Arhat sevgimizi, mutluluğumuzu, sözümüzü hissederek bizlere tebessüm edecek. Bunu bilmiyorum ve hissediyorum. Özgür hisler ortak sezgilerde buluşacak…
JIYAN TEKOŞÎN