Elazığ’da 21 Şubat 1993’te kaçırılarak katledilen İHD Şube Başkanı Avukat Metin Can’ın annesi Anik Can, 26 yıl oğlunun faillerinin cezalandırılmasını bekledi. O günden sonra hep siyah giyen Anik, Galatasaray Meydanı’na çıkamasa da bir Cumartesi Annesi’ydi. Oğlunun dosyasını AİHM’e götüren Anik, AİHM’in Türkiye’yi mahkum ettiği tazminatı “Oğlumu öldürdünüz” diyerek reddetti.

Anik Can, oğlunun katilini arayan ve yıllarca hukuk mücadelesi veren annelerden yalnızca biri. Oğlu İHD Elazığ Şube Başkanı AV. Metin Can, Elazığ’da 21 Şubat 1993’te arkadaşı Dr. Hasan Kaya ile kaçırılarak katledildi. Kaçırılmalarının ardından aileler, avukatlar ve İnsan Hakları Derneği (İHD) birçok girişimde bulundu, ancak herhangi bir yanıt alamadı. Metin ve Hasan kaçırıldıkları sırada aileleri telefonla aranarak işkence sesleri dinletildi ve ikisinin de katledildiği söylendi. 23 Şubat 1993’te Metin ve Hasan’ın ayakkabıları bir poşet içerisinde Metin’in bürosunun yakınına bırakıldı. 6 gün sonra cenazeleri Dersim yakınlarındaki Dinar Köprüsü altında bulundu. Otopsi sonucunda, cenazelerin üzerinde yanık ve darp izlerine rastlandı. Binlerce insanın katıldığı Metin ve Hasan’ın cenaze törenleri, kontrgerillayı protesto mitinglerine dönüştü.

'Yeşil' olarak bilinen; MİT ve JİTEM için önemli bir operasyon elemanı olarak görev yapan Mahmut Yıldırım’ın Metin ve Hasan’ın katledilmelerinden sorumlu olduğu basında ve ‘Binbaşı Ersever’in itirafları’ kitabında yazıldı. Bunun üzerine aileler, Elazığ Cumhuriyet Savcılığı’na 21 Şubat 1994’te dilekçe vererek, suç duyurusunda bulundu. Savcıların verdiği ‘görevsizlik’ kararı sonucunda Elazığ, Tunceli, Kayseri, Erzincan ve Malatya savcılıkları arasında dosya dolaştı. Hiçbir yerde etkin bir soruşturma yapılmadı ve davaya dönüşmedi. Bunun üzerine dava Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) taşındı.

Sonucunu alamadan veda etti

 Oğlunun faillerinin cezalandırılması için 26 yıldır mücadele eden anne Anik Can, faillerin cezalandırıldığını göremeden 14 Eylül günü, Kocaeli Darıca’da kaldırıldığı hastanede yaşamını yitirdi. Anik, Dersim’in Mazgirt ilçesine bağlı Sorek (Karabulut) köyünde toprağa verildi. Dersim’in Kızılkale köyünde 1937’de dünyaya gelen Anik, 6 yaşında annesini kaybetti. Amcasının oğlu ile evlendirilen Anik, daha sonra eşinin işinden dolayı Elazığ’a yerleşti. 1986’da eşini kaybeden Anik, çocuklarını tek başına yetiştirdi. Çocukları ile birlikte yaşam mücadelesi veren Anik, dikiş dikerek ayakta kalıp 7 çocuğunu büyüttü.

Metin’den sonra hep siyah

Anik’in büyük kızı Aslı Can Önal, annesini şöyle anlattı: “İlk rahmetli kardeşim okudu. Diyarbakır’da Dicle Üniversitesi’nde hukuk okudu. Annem hep onu düşünürdü, ‘Bir şeyim olsa da ona yollasam’ derdi. Onu kaybettikten sonra hep hastalıklarla boğuştu. Sürekli doktora götürürdük. Annem düğünlere gitmedi. Biz bir beyaz yazma üstüne atamadık. Sürekli siyah giyerdi. ‘Ben evladımı kaybetmişim. Metin gibi bir insan gitti de ben giyinip gezeyim mi?’ diyordu. Her ölüm yıl dönümünde kalkar bize ‘Siz helva yapmayacak mısınız?’ derdi. Her yıl yapardık. Kendi artık yapamadığı için bize yaptırırdı.”

Oğlumu öldürdünüz, para mı?

 Oğlunun davasını İHD’nin takip etmesini isteyen Anik, bütün dava sürecini İHD üzerinden izledi. AİHM’e gönderilen dosyada Türkiye haksız bulunarak tazminata mahkum edildi. Karardan sonra tazminatı alması için çağrılan Anik, tazminatı reddetti ve ekledi: “Siz öldürdünüz. Şimdi de para mı teklif ediyorsunuz. Benim çocuğum gitti ben parayı ne yapacağım!”

Terörist değilse sağ veririz

 Metin’in eşinin dönemin Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel ve İçişleri Bakanı İsmet Sezgin ile görüşerek yardım istediğini söyleyen Aslı, “Süleyman Demirel, ‘Git eve terörist olmasa sana sağ veririz’ diyor. Yengem Elazığ’a geri döndü. Döndükten sonra cenazeyi Dersim’de köprü altına atmışlardı. Öldürüp bırakmışlar” ifadelerini kullandı.

Hüngür hüngür ağladı

 Metin Göktepe’nin katledilmesinden annesinin de çok etkilendiğini belirten Aslı, şunları dile getirdi: “Annem neler çekti o dönem. Çok üzülmüştü. Metin Göktepe’nin annesinden çok etkilenmişti. Hele kendi çocuğunun ismini duyduğunda dayanamıyordu. Hep katillerin bulunmasını istiyordu. O zaman katilin ismi açıklandığında annem hüngür hüngür ağladı. Katili sakladılar, sakladılar en sonunda ‘Öldü’ dediler. Hâlbuki kendi adamlarıydı. Mahmut Yıldırım kimdi? Kardeşimi öldüren oydu. Suçsuz yere kardeşimi öldürdü.”

 

SAFİYE ALAĞAŞ/JINNEWS/KOCAELİ