Biyolojik ölüme indirgeme çabası

  • HDP Eşbaşkan Yardımcısı Hişyar Özsoy, mezarlıklara saldırının arkasındaki asıl meselenin, devletin öldürdüğü Kürtleri biyolojik varlıklara indirgeme istemi olduğunu söyledi.

Devletin, Kürtlerin biyolojik ölümünü, toplumsal ve sembolik bir ölüm olarak kodlamasını engellemeye çalıştığını kaydeden Özsoy, “Sosyal ölümü, öldürmeye çalışıyor” dedi.

Kürt Özgürlük Hareketi’nin ölümün hayat ve siyaset ile bağını tekrar kurabildiğini; yani ölümün, biyolojik olmaktan çıktığını vurgulayan Özsoy, şunların altını çizdi: “Artık ölen hiç kimse hiçliğe mahkûm olmuyor. Ölen herkes, bir şekilde, bir değere kavuşuyor. Devlet tam da bu değer üretiminin önüne geçmek için bu kadar sert bir şekilde saldırıyor.”

MA’dan Deniz Nazlım’ın sorularını yanıtlayan HDP Eşbaşkan Yardımcısı Hişyar Özsoy, mezarlara yönelik saldırıların, tarihsel bir devlet politikası olduğunu belirterek, “Devlet öldürdüğü Kürtleri biyolojik varlıklara indirgemek istiyor, asıl mesele budur. Bizim diğer varlıklardan, hayvanlardan, bitkilerden farkımız, hayatı toplumsal olarak örgütleyebilmektir. Buna ölüm de dahildir. Devletin yapmak istediği, Kürtleri biyolojik ölüme indirgemektir. En nihayetinde herkes ölür ama biz toplum ve insan olarak, biyolojik ölümü toplumsal olarak, sembollerle anlamlandırırız. Devlet bu pratikleriyle Kürtlerin biyolojik ölümü, toplumsal ve sembolik bir ölüm olarak kodlamasını engellemeye çalışıyor. Bu anlamıyla aslında ölümün içinde anlam bulacağı sembolik ve toplumsal evreni yıkmaya çalışıyor. Bu açıdan diyorum; devlet sosyal ölümü, öldürmeye çalışıyor” dedi.

Dünyadaki, bütün farklı din ve inançlarda ölümün, kutsiyet atfedilen bir alan olduğunu hatırlatan Özsoy, şöyle devam etti: “Mezarlıkların yanından bile geçerken, insan ıslık çalmaz, şarkı söylemez, saygı gösterir. Saygının inşa edildiği bir kutsiyet alanı… Bunun dışında, bahsettiğimiz ölümler, en nihayetinde politik ölümlerdir. Politik ölümler de Kürtlerin ulusal inşasında önemli bir yer tutuyor. Devlet bunu gördüğü ve düşündüğü için o ölümü siyasal imajından koparmaya, yani Kürtlerin yaşayanları ile dirilerini birbirinden koparmaya, aralarına sınırlar çizmeye ve o sınırları sert bir şekilde kontrol etmeye çalışıyor.”

Beyhude bir çabadır

Bunun beyhude bir çaba olduğunu söyleyen Özsoy, şu örneği vererek izah etti: “Tek bir örnek vereyim size, Şeyh Sait. 1925’te Dağkapı’da, darağacına çekilmiş ve mezarı yok. Var da toplu bir mezara, yakın bir yere diğerleriyle birlikte gömmüşler. Üzerlerine beton dökülmüş, nerede olduğunu bilmediğimiz, kayıp bir mezar, bir toplu mezar. Neredeyse yüz yıl, tam 95 yıl geçmiş aradan ama insanlar bugün bile hala o hafızayı canlı tutuyor. Evet, Şeyh Sait’in bir mezarı olsa muhtemelen türbe gibi bir şeye dönüşürdü ve insanlar dönem dönem giderdi. Devlet mekanda, fiziki olarak iz bırakmasını engellemeye çalışıyor, zorla da olsa başarılı oluyor. Gidiyor, yıkıyor işte. Yakın zaman da gördüğümüz gidip mezarlıkları bombalıyor ya da etrafını tel örgülerle çevirebiliyor. Panzerlerle tutabiliyor, dozerlerle yıkabiliyor. Fakat kazanamadığı şöyle bir savaş var; 95 yıl sonra Şeyh Sait’in de Seyit Rıza’nın da; mezarı olmayanlar, mezar yeri belli olmayanlar ve cenazesi olmayanlar, bütün Kürtlerin toplumsal ve siyasal tahayyüllerinde, hala çok merkezi ve güçlü bir yer kazanıyorlar. Kürtler bu sembolik boşluğu bir sürü hikayeyle, tarihsel anlatımla, mitle doldurmaya çalışıyorlar. Ölümün, sembolik, siyasal ve ulusal tahayyüle olan etkisini sürekli olarak arttıran bir durum. Bu açıdan bakıldığında, devletin ‘ölü bedenlerle’, onların ruhlarıyla mücadele etme şansı sıfırdır. Psikolojik bir savaşın parçası olarak, sürekli saldırıyla, toplumda, özellikle Kürtler arasında, ölümün anlamanı ve değerini düşürmeye çalışıyor. Tabi zor bir durum, mezarların yıkılması taşların kırılması. Bunlar fiziksel saldırılardır ama sembolik alanda bu savaşı kazanmasının hiçbir koşulu yoktur.”

Ölümün bağını tekrar kurdu

Kürt Özgürlük Hareketi’nin ölümün hayat ve siyaset ile bağını tekrar kurabildiğini; yani ölümün, biyolojik olmaktan çıktığını vurgulayan Özsoy, bu kez Vedat Aydın örneğini verdi: “Devlet, Vedat Aydın’ı katletti fakat o günden bugüne binlerce şiire, kitaba, şarkıya konu oldu. Bir şekilde o ölüm işlenerek, Kürt ulusal tahayyülün her tarafına sirayet etmiş durumda. Devlet, eskiden Kürtleri öldürürdü ve onları anlam ve değer dünyasının dışına atardı. Onlar artık bir şey ifade edemez duruma gelirlerdi. Fakat Kürt Özgürlük Hareketi’nin son 40 yılda yaptığı şey, devletin Kürtleri öldürdüğü zaman, o Kürtlerin biyolojik ölümleri bir anlam ve değer dünyasına taşımak için ‘sembolik ekonominin’ içerisine yerleştirmektir. Ulusal tahayyülün oluşmasında böyle bir nokta vardır. Kürdistan’ın değişik illerinde, çocukları vefat etmiş ailelere, değer ailesi denir. Ölümden, değer üretiyorsun, belli bir şahadet çerçevesi içerisinde. Artık ölen hiç kimse hiçliğe mahkûm olmuyor. Ölen herkes, bir şekilde, bir değere kavuşuyor. Devlet tam da bu değer üretiminin önüne geçmek için bu kadar sert bir şekilde saldırıyor… Cellat sürekli öldürüyor fakat o öldürdükçe sayısal, siyasal ve sembolik olarak çoğalıyorlar. Devletinde mezarlara, cenazelere saldırarak, hakaret ederek, bu savaşı kazanma şansı mümkün değildir. Hayaletlerle savaşıyorlar.” 

ANKARA


Cenazeye saygısızlık

Adıyaman’ın Korê Mahallesi kırsalında 7 Mayıs’ta şehit düşen üç gerilladan biri olan Zeynel Gözübüyük’ün cenazesi, önceki gün Malatya ATK’den alındı. Ailesi, belediye tarafından cenaze aracı verilmeyince kendi imkânlarıyla Adıyaman’a bağlı Ahmet Malê Bava köyüne getirdi. Türk askerleri, cenazenin camide yıkanmasına ve mezarlığa aileden başka kimsenin gitmesine izin vermedi. Taziye de engellendi.

ADIYAMAN

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2026 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.