KCK Yürütme Konseyi Eşbaşkanı Cemil Bayık, Diyarbakır’da halka dağıtılan ilaç ve iğnelerin Hepatit B virüsünün yayılmasına neden olduğunu iddia etti.

„Elimize ulaşan bazı bilgilere göre, özellikle Amed (Diyarbakır) ve merkezinde, bazı kasaba ve köylerinde sağlık ekipleri adı altında halka bazı ilaç ve iğneler dağıtılıyor. Bunların kullanımı sonucunda gençlerde yüzde yirmi beş oranında Hepatit B hastalığı geliştiği söyleniyor. Bu ciddi bir durumdur.

Demokrat, vicdan sahibi ve yurtsever doktor ve sağlık görevlilerini bu konuda Amed ve çevresinde incelemelerde bulunmaya çağırıyorum. Bu ne kadar doğrudur, bunun ortaya çıkarılması gerekiyor. Tesadüfi bir durum değildir.

Bu hastalık Kürdistan’da nasıl yayılıyor, kim yayıyor, bunların ortaya çıkarılması gerekiyor. Bunu raporlaştırarak dünyaya bildirin.

Benim de inandığım bu iddia tek kelime ile korkunç bir iddia.  

Buna savaş dilinde „biyolojik savaş“ denir.

Tarihte farklı ülkelerin biyolojik savaş yürüttüğüne dair bilgiler var. Biyolojik savaşı kanıtlamak zor ancak uygulaması çok kolay ve çok ucuz. Üstelik sonuçları düşündüğünden daha ağır, bir kitlesel katliama yola açabilir ve etkileri çok uzun yıllar hatta nesiller boyu sürebilir.

Biyolojik savaşın tarihteki ilk örneği Moğol kralı Cengiz Han’dır. Cengiz Han kuşattığı yerleşim yerlerine öldürdüğü esirlerin, çürümüş ve enfecte olmuş kadavra parçalarını oklar ile yerleşim yerlerine attırıp oralarda kitlesel hastalıklar oluşmasını sağlarmış. Kitesel hastalıktan kırılan halkı çaresizlik içinde teslim alırmış.

Biyolojik savaş 1925 Cenevre protokolu ve 1972  BM de „Biyolojik silah sözleşmesi“ ile yasaklanmıştır. Tıpkı kimyasal silahlar gibi ya da konvansiyonel (conventionel) silahların kullanımı gibi her türlü biyolojik katliamlarda yasaklanmıştır.

Yukarda da belirttiğim gibi biyolojik savaşın bir planlama içinde uygulandığını kanıtlamak çok zordur. Ancak mümkündür.

Kürdistan’da biyolojik savaş yürütüldüğüne dair birçok emareler var. Üstelik şimdi değil. 1980 Askeri cunta döneminde devletin resmi ya da gayri resmi böyle bir politikasının olduğuna dair ipuçları çok. 

Amed 5 nolu cezaevinden yatıp çıkanların çoğunda Hepatit B (Hepatitis-B) var. Tıpki Cemil Bayık’ın dediği gibi bu da tesadüf değildir. 

Benim topladığım bilgilerden çıkardığım sonuç şu; Amed cezaevinde insanları hiç bilgi ve istemleri olmadan hasta diye askeri hastaneye götürüp, kan alıp tahlil yapıyorlarmış. İşte o kanı alınan bildiğim bir kaç insan şu anda Hepatit B taşıyıcısı. Kan alınan iğnelerin Hapatit B virüsü ile bulaşmış iğneler olması ihtimali çok yüksek. Hepatit B sadece kan yolu ile bulaşan bir virüs. Belirtiğim gibi bunu kanıtlamak zor ve bir ekip çalışmasını gerektiriyor. 

Ancak Kürdistan’da uygulanan başka bir yöntem var ki onu kanıtlamak kolay. 1980 sonrası Urfa Devlet Hastanesi’nde sezeryan ile doğum yapmak zorunda kalan köylerden gelmiş birçok genç kadının bilgisi ve isteği dışında  yumurtalık kanalları ameliyat sırasında kapatılmış. Yani bu genç kadınlar onların istemleri dışında kısırlaştırılmışlardır. Amaç Kürt nüfusunu azaltmak…

Benim tanığım bunu yapan sağlık ekibinin konuşmalarına tanık olmuş. Bu duyum kanıt için yeterli değil, ancak bunu tıbben kanıtlamak oldukça kolay. Kısırlaştırılan kadınlara ulaşabilirsek.

Eğer biz sağlıkçılar bir ekip oluşturabilirsek,  1980’li yıllardan beri sistematik olarak yürütülen biyolojik savaşı kanıtlayabilecek bir çalışma yürütebiliriz. Türk Tabipler Birliği (TTB) ve İnsan Hakları Vakfı (İHV)’li hekimler ve gönüllüler ile çalışma başlatmak ve kurbanlara ulaşmak mümkündür.

Benim gibi iddiası olanlar çok, ancak kanıtlamak için bir araya gelmeliyiz.