BDP Eşbaşkanı ve Amed Büyükşehir Belediye Eşbaşkan Adayı Gültan Kışanak ile yerel seçimler, kadın adaylar, eşit temsil sistemi ve AKP'nin Amed politikası üzerine konuştuk.


Uzun süredir siyasettesiniz. Şimdi de belediye başkan adayı olarak halkın karşısına çıktınız. Seçilirseniz, ilk defa bir büyükşehir belediye başkanı kadın olacak. Ne düşünüyorsunuz?
Kadınlar yerel yönetimlerde yok. Çok rahatlıkla 'yok' kelimesini kullanabiliyorum. 1937 ilk yerel seçimlerinden günümüze yapılan 17 seçimde, yanılmıyorsam 35 bine yakın belediye başkanı seçilmiş. Ama bunların içerisinde sadece 6 kadın il belediye başkanı var. Bunun ikisi ise Kürt geleneğinden geliyor.
Böyle bir tablonun içerisinde Kürt Kadın Hareketi, 2009'dan bu yana her seçimde bir adım daha ileriye giderek iddiasını ve hedeflerini iki katına çıkartarak bugüne kadar geldi. Toplam üç seçim geçirdik. 1999'da üç belediye başkanıyla başlamıştık; şimdi 16 belediye başkanımız var.
2014 yerel seçimlerinde artık kota yaklaşımını da aşan, doğrudan eşitliği esas alan eşbaşkanlık sistemine giriş yaptık. Şu anda yaklaşık 130 il ve ilçede kadın eşbaşkan adayımız var. Kadın arkadaşlarımız doğrudan eşit temsil, eşit görev ve eşit sorumlulukla bu dönem halka hizmet edecekler.
Yerel seçimlerdeki bu iddiamız, dünya kadın hareketinin şimdiye kadar hiçbir yerde cesaret edemediği bir yaklaşımdır. Evet, kadınlar dünyada genel siyasette eşitliği esas aldılar. Bazı batılı ülkelerde fermuar sistemi denilen bir kadın bir erkek milletvekili sistemiyle eşit temsil imkanlarını ortaya çıkarmaya çalışıyorlar. Yerel yönetimlerde böyle bir deneyim yok. İlk kez buna Kürt Özgürlük Hareketi, Kürt Kadın Hareketi cesaret etti ve dünyada ilk oldu. Tam bir kadın devrimidir.

'Kadınları vitrin gibi düşünüyorlar'
Genel siyasi temsilde kadınları daha çok vitrin gibi düşünüyorlar. Ne partilerin yetkili organlarında, karar mekanizmalarında ne de kurdukları hükümette kadınlar var. Yönetme yetkisini kadına vermiyorlar. Mesela şu anda AKP'nin 75 kadın milletvekili var ama sadece bir kadın bakan var. İcra, yürütme, yönetme yetkisi kadına verilmiyor. Siyasi temsilde sadece sayısal olarak vardır, diyorlar. Bu vitrin yaklaşımıdır.
Oysa yerel yönetimlerde kadınların eşit temsil iddiasıyla ortaya çıkması, doğrudan yönetime katılmaktır. Temsiliyeti de aşan, onun çok ötesinde bir yürütme gücü, bir irade, karar mekanizmasıdır. Kentin bütün kaynaklarını değerlendiren, açığa çıkaran, bütçe oluşturan, binlerce emekçiyle birlikte çalışmaları, hizmetleri organize eden bir yürütme gücü. Bu, genel siyasetteki siyasi temsilin artmasıyla kıyaslanamayacak kadar büyük, devrim niteliğinde bir gelişmedir. Demokratik toplumun inşasının en temel göstergesidir. Çünkü siyaset elit bir kesimin elindeydi. Sosyal ve ekonomik gücü olanlar yönetme yetisini kullanıyor; geri kalanlar ise yönetilenler... Toplum yönetenler ve yönetilenler diye ikiye ayrılıyordu. Biz ilk kez bunu tersine çeviriyoruz. Bir bütün olarak halkı yönetime katan, kadınların dahil olduğu bir yönetim süreci başlıyor.

Sayın Öcalan'ın da eşit temsil konusunda çalışmaları, önerileri olduğu biliniyor. Bu çalışmalarınıza etkide bulundu mu?

Biz yaklaşık iki yıl önce yaptığımız kadın kongremizde kota yaklaşımını, bize açtığı alanları, imkanları değerlendirdik. Demokratik Özgür Kadın Hareketi olarak eşit temsili önümüze bir hedef olarak koyduk. Fakat bunu hayata geçirebilme konusunda kaygılı yaklaştık. Seçim süreci başladığında da Kadın Hareketi yine kota yaklaşımıyla bir yaklaşım gösterdi. 23 yeri kota yeri olarak açıkladık. Tartışmalarımızı daha çok kota yerlerinin sayısını artırmak, kadının biraz daha geniş alanda güç ve irade sahibi olmasını sağlamak üzerinden yürütüyorduk. Kürt Halk Önderi Sayın Öcalan geçmişte olduğu gibi bu tarihsel süreçte de tarihsel bir önermede bulundu ve kadınlara dedi ki, "Kota geçici, bir dönem uygulanabilen, ön açıcı olsun diye kısa süreli uygulanan bir yöntemdir. Kürt kadınlarında eşit temsil gücü vardır. Siz eşit temsili esas alın ve eşbaşkanlık sistemini uygulayın."
Bu gerçekten de hepimiz için son derece ufuk açıcı, cesaret veren, güç katan bir yaklaşım ve perspektifti. Bu perspektifle eşbaşkanlık sistemini esas alan bir çalışma başlattık. Şu anda yaklaşık 130 merkezde, il ve ilçelerde eşbaşkanlık modeli hayata geçirilecek.

Kriteriniz neydi aday belirlerken?
Siyaset, egemenlik ilişkileri üzerine kurulmuş ve bu egemenlik sistemini yeniden üreten bir mekanizmadır aslında. Daha çok toplumda sınıfsal, sosyal veya ekonomik gücü olan elit bir kesim yapıyor siyaseti. Diğerleri de siyasetin uygulama alanıdır. Biz bunu değiştirdik. Şu anda toplumun her kesiminden kadınlar; emekçi, köylü, evdeki, okumuş, teknik becerisi olan kadınlar, her biri gelip eşbaşkanlık sistemi içerisinde yönetime katılmak için aday oldu. Bu, demokratik siyasetin en temel göstergesidir. Siyaseti elit kesimden alıp halka teslim etmektir.
Bu konuda bir tek kriterimiz var; halka hizmet etmeyi esas almak. Halkın değerlerine saygılı olmak, halkın hizmetinde olmak, ihtiyaçları doğrultusunda demokratik siyasete güç katmak konusunda iddialı ve kararlı olmak. Bunun dışında başka kriter aramadık. Demokratik siyaset de ancak böyle yapılabilir. Eşbaşkan adayı arkadaşlarımızın her biride halkın değerlerine saygılı olacağını, bu değerleri yüceltmek, halkın iddiaları doğrultusunda mücadele etmek ve halka hizmet etmek konusunda kararlı ve iddialı olduğunu ortaya koydu. Bundan sonra halkımız bu görevi layık görür ve seçerse, bu arkadaşlarımız 24 saat halkın hizmetinde olacaklar.

Amed Büyükşehir Belediyesi'ne seçildiğiniz takdirde neler yapacaksınız?

Hedeflerimiz, halkın özgürlük mücadelesinin ortaya çıkardığı politik hedeflerdir. Halkımızı bir statüye kavuşturmak, öz yönetim imkanına kavuşturmak, şimdiye kadar halkımız üzerinde her türlü baskı ve ötekileştirme politikasını uygulayan bu sömürgeci sisteme alternatif olarak halkın sistemini inşa etmek.
Biz Büyükşehir Belediye Meclisi'ni yerel bir parlamento gibi çalıştırmayı esas alacağız. Demokratik Özerklik'in sekiz boyutunu hedefleyen, bunu öngören, alternatif ekonomik modeller oluşturma, köylerin yeniden inşa edilmesi, alternatif eğitim sistemi, koruyucu sağlık hizmetleri, gençlik ve kadın politikaları gibi alanların her birinde güçlü çalışma komisyonları kurarak yerel demokrasiyi güçlendiren, halkın özyönetim imkanlarını açığa çıkaran bir çalışmayı esas alacağız.

'Merkezde oturup yönetmeyeceğiz'

Bir öncelik konusudur siyaset. İmkanlar sınırlıdır, ihtiyaçlar sonsuzdur. Biz halkın doğrudan yönetime katıldığı demokratik bir yönetim anlayışını ortaya çıkarırsak, öncelik sıralaması da kesinlikle halkın ihtiyaçlarını esas alan bir biçimde gelişecek.
Türkiye'de katılımcılığın içi boşaltılmış durumda. Bir-iki anket yapmayı katılımcılık zannediyorlar. Biz doğrudan, mahalle, kadın ve gençlik meclislerini, köy komünlerini yönetime katarak, katılımcılığa hak ettiği demokratik muhtevayı kazandıracağız. Büyükşehir yasasının önümüze koyduğu sorumluluk ve görev de bunu gerektiriyor.
Amed'de mezralarla birlikte 2200 yerleşim yeri var. Bunların tamamına hizmet götürmemiz, halkın ihtiyaçlarına göre çalışma yürütmemiz lazım. Bu nedenle biz biraz da her ilçede mutlaka Büyükşehir Belediyesi'nin bir koordinasyon merkezini kuracağız. Bütün çalışma alanlarından birer çalışma arkadaşımız orada yer alacak. İlçe belediye başkanı ve belediye meclisinden arkadaşlarımızın da içinde yer aldığı Büyükşehir'in koordinasyon merkezleri, çalışmaları, yerel ve yerinden yönetim anlayışıyla doğrudan halkın ayağına götürmeyi esas alacak. Biz katı merkeziyetçi devlet sistemi değişsin diye bu kadar mücadele ediyoruz. Bu nedenle Amed'de merkezde oturarak 2200 yerleşim yerini yönetmek gibi bir yanlışa düşmeyeceğiz.
Yine geçtiğimiz süre içerisinde yakılıp yıkılan köylerimizi yeniden imar ve inşa etme öncelikli çalışma alanımız olacak. 2200 köy ve mezranın hiçbirinde insanca yaşam standardı yok. Doğru düzgün yol yok, temiz içme suyu yok, kanalizasyon yok, hiçbir altyapı hizmeti gitmemiş. Bu nedenle önümüzdeki ilk 2-3 yılda köylerin yeniden imar ve inşa edilmesi, kentteki hizmet ve imkanların köye de götürülmesi konusunda seferberlik ruhuyla çalışma başlatacağız. Aynı zamanda köylerimizi tarihsel ve kültürel dokumuza uygun olarak yeniden ekolojik bir anlayışla dizayn edip örgütleyecek; köyle, toprakla, tarımla yeniden bağ kurmalarını teşvik edeceğiz. Çünkü insanlar şehirde buldukları imkanı ve rahatı köyde de bulurlarsa topraklarına mutlaka dönerler. Aynı zamanda köy ekonomisi oluşturan, köylerde üretim kooperatiflerini teşvik eden, destekleyen bir yaklaşımımız olacak. Yoksulluk ve işsizlikle mücadele, ekolojik köy kalkınmasını esas alan bir çalışma önceliğimiz olacak.

'Demokratik Özerklik için çalışacağız'

Kadın çalışma birimi köylerde çalışma başlattı. Önümüzdeki dönem sadece 17 ilçe merkezinde değil, büyük köylerimizde de kadın merkezleri, kültür evleri açma gibi sosyal hizmetler konusundaki çalışmaları köylere kadar götüreceğiz. Bu bizim idealimizdi. Yıllarca demokratik özerkliğin mücadelesini verdik. Şu anda sınırlı da olsa bunun imkanları var. Biz bunu meşruiyeti de esas alarak büyüteceğiz. Belki mali özerklik konusunda yeni yasada hiçbir düzenleme yapılmadı. İdari özerklik konusunda merkezi hükümet yetkilerini yerel yönetimlere devretmedi. Ama siyasi temsil ve  hizmetleri götürme sınırını genişletti. Biz bundan yararlanarak demokratik özerkliğin bütün boyutlarıyla inşa edilmesi konusunda Amed'in tüm köy ve ilçelerinde çalışmalarımızı yürüteceğiz.

Avrupa'da yaşayan Kürdistanlılara ve demokratik çevrelere ne söylemek istersiniz?
Avrupa'da yaşayan halkımızın bu heyecanı ve sürecin getirdiği sorumlulukları hissetmesini ve paylaşmasını bekliyorum. Öncelikle herkesin "seçim Kürdistan'da oluyor, biz Avrupa'dayız" duygusunu bir kenara bırakıp "Biz de Kürdistanlıyız, biz de orada olmalıyız" duygusuna geçmesi lazım. İmkanı olan gelip orada bizzat çalışmalara katılmalı. Buna imkanı olmayanlar, buradan ekonomik katkı yapmak için çalışma yürütebilmeli, yeni fikir ve projeleriyle katkı sunmalı. Kürdistan'daki çevreleriyle ilişki kurarak, onların siyasal tutumlarını etkileme konusunda çalışmalar yürütmeliler. Avrupa'dan da seçim propagandası yapılabilir. Toplumu, halkı bilinçlendirerek örgütlü mücadeleye sevk etmek için buradan da çalışmalar yürütülebilir, destek sağlanabilir. Ama imkanı olan herkesin mutlaka kendisini planlayıp Kürdistan'daki seçim çalışmalarına aktif olarak katılmak üzere gelmesini bekliyoruz. Bu da son derece önemli. Hem oradaki seçim çalışmalarına katkı sunacak hem de oradaki bu sürecin atmosferini kendileri  de teneffüs etmiş olacaklar.
Avrupa'da yaşayan tüm halkımızın "Ben de bir Kürdistanlıyım, bu seçim sürecinde benim de sorumluluğum var" diyerek hareket etmesi gerektiğini düşünüyoruz.

‘Ranta izin vermeyeceğiz’

Şimdiden işi çok sıkı tutmamız gereken konular var. Bunlardan biri Amed'in bazı alanlarının merkezi hükümet tarafından rant alanına çevrilmeye çalışması. Bunu engellemek üzere halkla birlikte demokratik muhalefeti de ortaya çıkaran bir çalışma yürütmemiz lazım.
İlk olarak Dicle Vadisi'ne değinmek gerekirse... Dicle ve Fırat'ın geçtiği tek şehir olan Amed, ana çıkış kaynağıdır. Dicle Nehri'nin ana çıkış gözelerine iki büyük baraj kurdular. Kaynağında barajlarla Dicle'nin tarihsel akışını değiştiren bir müdahale yapılmış oldu. Şu anda Dicle Vadisi harap olmuş durumda. Bu yetmiyormuş gibi, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı Dicle Vadisi'ni Konut Rezerv Alanı ilan etti. Hevsel Bahçeleri de dahil olmak üzere bu tarihi yeşil alan ranta açılmaya çalışılacak. Buralar imara açılacak. Asla buna izin vermeyeceğiz. Çok net söylüyoruz; asla Dicle Vadisi'nin talan edilmesine, ranta açılmasına, yapılaşmaya açılmasına izin vermeyeceğiz.

'Devlet artık Dicle'ye nehir demiyor'
Hükümetin yaptığı bu iki baraj, Dicle'nin su kapasitesini düşürdü. Şimdi söyleyeceğim şey sizi şok edecek; bütün Amedlileri, Kürtleri de şok edecek. Barajları yaptılar, suyu tuttular, Dicle'nin su kapasitesini azalttılar. Şimdi de "Su debisi azalmış, burası artık nehir değildir" diyorlar. Ta Bismil'in çıkışına kadar olan bölümü başka kollarla birleşip beslendikten sonra biraz güçleniyor. O bölümü artık nehir statüsünden çıkarmış hükümet. Yani devletin genelgelerinde Dicle Nehri, nehir olarak gözükmüyor; orada bir dere var! Biz buna karşı mücadeleyi yükselteceğiz. Dicle Nehri'nin kurumasına asla izin vermeyeceğiz. Dere yatağını yeniden kendi tarihsel akışına uygun olarak düzenleyeceğiz.
Vadi, valilik tarafındanbarajlarla tahrip edilip sonra da tam 35 tane kum ocağına izin verilmiş. Böylece Dicle Vadisi'nin nehir yatağını talan etmişler. O da yetmiyor, şimdi de konut rezerv alanı ilan ediyorlar. Yapılaşmaya açacaklar. Bu bir halkın tarihini, ana çıkış kaynağını kurutma girişimidir. Bunu kesinlikle tersine çevireceğiz. Dicle Mezopotamya uygarlığının çıkış kaynağı, beslenme kaynağıdır. Bu konuda yaratılan tahribatları boşa çıkarmak için büyük bir mücadele yürüteceğiz.

'Dicle Vadisi projesini yenileyeceğiz'
Büyükşehir Belediyemizin geçen dönem hazırladığı Dicle Vadisi Projesi var. Bu projeyi yeniden gözden geçireceğiz, revize edeceğiz. Yapılaşmaya hiçbir şekilde izin verilmeyecek şekilde yeşil alan olarak düzenlenmesi için, bisiklet ve yürüyüş yolları, spor alanları, halkın dinlenebileceği yerler olacak biçimde düzenlenmesi için çalışmamızı yürüteceğiz.
Amedliler bilirler. Dicle Vadisi eskiden seyran yeriydi. Herkes oraya yazlık gibi gider, salıncaklar kurar, piknik yapardı. Ama bütün bu dediğim nedenlerle kiremit fabrikaları, kum ocakları ve barajlarla talan edilmiş bir Dicle Vadisi ve nehir yatağı var. Biz bunu tersine çevireceğiz. Dicle yeniden nehir olacak. Tarihsel akışını devam ettirecek.
İkinci alan; Kent Ormanı. Amed'in beton yığınına dönüşmesinden, bu kadar fazla yapılaşmadan şikayet ediliyor. Doğru bir eleştiridir. Belediyemiz 6 bin hektarlık bir alanı Kent Ormanı olarak ilan etti master planında. Burayı ağaçlandırmak için çalışma başlattı. Şimdi Çevre Bakanlığı ve TOKİ  oraya da göz dikmiş. Orayı da konut alanına çevirmeye çalışıyorlar. Buna karşı da büyük bir kampanya başlatarak mücadele yürüteceğiz. İddialı konuşuyoruz: Önümüzdeki iki yıl içerisinde o alanın tamamını ağaçlandıracağız. Ondan sonra sıkıysa gelsinler; o ağaçları kessinler, orayı yapılaşmaya açsınlar.  
Şehir merkezinde eski bir stadyum yeri var. Burayı alışveriş merkezine çevirmeye çalışıyorlar. Tam bir rant alanı! Buna karşı da mücadele yürüteceğiz. Bizi önümüzdeki dönemde, Amed'in merkezi hükümet, Ankara tarafından talan edilmesi ve rant alanına çevrilmesi için yapılan bütün girişimleri engelleyen, kendi tarihi, kültürel, doğal yapısını koruyan, yeşil alanlarını koruyan büyük bir mücadele dönemi bekliyor. Biz buna hazırız; Amed halkı da eminim ki buna hazır. Hep beraber hem Dicle Vadisi'ni hem Kent Ormanı'mızı koruyacağız. Ranta, talana, yapılaşmaya açılmasına izin vermeyeceğiz.


BİRCAN YILDIZ/ROTTERDAM