
KCK Yürütme Konseyi Eşbaşkanlığı, Türk devletinin saldırı ve göçertme politıkasına verilecek tek cevabın direnişte ısrar etmek, evimizi ve sokağımızı terk etmemek olduğunu söyledi.
Eşbaşkanlık tarafından yapılan yazılı açıklamada, Kürt halkının, Kürt sorunu yoktur diyerek saldıran AKP hükümetine karşı özyönetim ilan ederek direnişe geçtiği; çözümsüzlüğüne Demokratik Özerklik’le cevap verdiği belirtildi. Kürt halkının, böylece Türk devletinin önüne Kürt sorununun çözümü ve demokratikleşmeyi koyduğu; kendi çözümünü geliştirdiği kaydedilen açıklamada, “Türk devleti de on yıllardır yaptığı gibi yine boyun eğdirme saldırıları yürütmektedir. Nasıl bir işgalci ve kültürel soykırımcı sömürgeci güç olduğunu bu birkaç ay içinde tüm çıplaklığıyla gözler önüne sermiştir. Bu birkaç aylık uygulamalarıyla Türk devletinin Kürt halkına yaklaşımı nedir sorusuna çok açık ve net bir cevap vermiştir. İşte Kürtler karşısındaki Türk devlet gerçekliği budur” denildi.
Boyun eğdirmek mümkün değil
Kürt halkının ölüm döşeğine yatırılmış halk olmak istemediğini, özgür ve demokratik yaşamda ısrarlı olacağını 40 yıldır ortaya koyduğu belirtilen açıklamada, artık 40 yıl içinde kendini küllerinden yaratan bu halkı ölümle, zulümle korkutmanın, sindirmek ve boyun eğdirmenin mümkün olmadığı vurgulandı. Açıklamaya şöyle devam edildi: “Çünkü bu halk 1980’li yıllarda Diyarbakır zindanı şahsında direnen ve kazanan halk gerçekliğine ulaşmıştır. Zor koşullarda direnip başarmanın tarzını Kürdistan devriminin tarzı haline getirmiştir; özgür ve demokratik yaşamı elde etme tarzı haline getirmiştir. Koşullar ne kadar zor olursa olsun direnilecek, özgür ve demokratik yaşam kazanılacaktır. Kürdistan halkının bugün Kürdistan’da somutlaştırdığı bu 14 Temmuz ruhu olmaktadır.”
Şimdi de şehirler boşaltılıyor
Kürt halkının koşullar ne olursa olsun direnebileceğini göstermesi karşısında Türk devletinin zorla göçü dayattığı ifade edilen açıklamada, şöyle devam edildi: “1990’lı yıllarda köyleri boşaltma politikası şimdi de şehirlerde uygulanmaktadır. Bu, kültürel soykırım amaçlı bir tehcir saldırısıdır. Soykırım yapmak isteyenlerin tarih boyu uyguladıkları yöntemlerden biri de tehcir ve göçertmedir. Şu anda Kürt halkına yönelik bu politika yürütülmektedir. Türk devleti göçertmelerle Kürt halkının varlığına yönelik bir saldırı yapmaktadır.
Toprağımızı terk etmeyelim
Türk devletinin bu göçertme politikasına karşı tüm Kürt halkı var olma direnişi göstermelidir. En büyük var olma direnişi tüm baskılara rağmen toprağına, taşına sarılmaktır. Soykırımcılara inat evimizi, sokağımızı, mahallemizi terk etmemek bir var olma direnişidir. Özgür ve demokratik yaşam direnişinin başarısı ancak göçertmeye, boşaltmaya karşı durmakla gerçekleşir.
Tüm sömürgeciler, baskı ve zulüm sahipleri 20. Yüzyılda halkların özgür ve demokratik yaşam direnişine karşı hep bu göçertme politikasını izlediler. Buna ‘suyu kurut, balığı öldür taktiği’ dediler. Şu anda da kültürel soykırımcı sömürgecilik Kürt halkına karşı bu kirli politikayı yürütmektedir. Biz bu kirli savaşı tüm dünyadaki uygulamalardan tanıyoruz; biz bu kirli savaşı Kürdistan’da 20. yüzyılda uygulanan politikalardan tanıyoruz; biz bu kirli savaşı 12 Eylül’den bu yana uygulanan politikalardan tanıyoruz; biz bu kirli savaşı 1990’lı yıllardaki uygulamalardan tanıyoruz. Bu politikalar ve uygulamaları konusunda bilinçlendik. Bu politikalara verilecek tek cevap, direnişte ısrar etmek, evimizi ve sokağımızı terk etmemektir.
Terk etmek, ölümü kabul etmektir
Varlığımızı sürdürmenin, özgür ve demokratik yaşamı hak etmenin yolu, evimizde, sokağımızda, köyümüzde, mahallemizde yaşama konusunda göstereceğimiz direnişten geçmektedir. Yaşanılacaksa da mahallemizde, ilimizde ve ilçemizde yaşanılmalıdır. Evimizi ve barkımızı terk etmek, daha baştan ölümü kabullenmektir. Sevilecek, yaşanılacak yaşam, ölümsüz şehidimiz Kemal Pir’in dediği gibi ‘uğruna ölünecek yaşam’dır. 14 Temmuz’la birlikte ‘yaşamı, uğruna ölünecek kadar sevmek’ Kürtlerin yaşam ilkesi olmuştur. Önder Apo’nun yaşam ilkesi de budur. Uğruna ölünecek kadar sevilmeden Kürdistan’da özgür ve demokratik yaşamı yaratmak mümkün değildir. Bunun ilk sözü ve adımı da evimizi, sokağımızı, mahallemizi sevmekten ve bırakmamaktan geçmektedir.
Evimizi, barkımızı, mahallemizi, köyümüzü, ilimizi ve ilçemizi sevelim ve bırakmayalım! Soykırıma, sömürgeciliğe inat, binlerce şehidimizin uğruna yaşamını verdiği bu alanları terk etmeyelim! Sur, Amed’in ruhudur; Kürdistan’ın ruhudur. Bu ruhu kültürel soykırımcılara teslim etmeyelim! Tarihimizin ve 40 yıllık büyük direnişimizin yarattığı Amed’in ve Kürdistan’ın bu ruhunu özgür kılalım! Diriliş devrimi şehitlerinin şehri olan Cizre’yi, Nusaybin’i, Silopi’yi, Gever’i, Farqin’i ve diğer şehirlerimizi şehitlerimize bağlılığın gereği terk etmeyelim! Şehitlerimizin direniş kaleleri haline getirdiği bu şehirlerimizi özgür ve demokratik yaşamı kazanmanın kaleleri haline getirelim!
Psikolojik savaş oyununa gelmeyelim
Değerli halkımız, evimizi, sokağımızı, köyümüzü, mahallemizi, ilimizi ve ilçemizi terk etmediğimiz takdirde başarı bizim olacaktır. Özgür ve demokratik yaşam kazanılacaktır. Mahallemizi, sokağımızı, taşımızı, toprağımızı korumak varlığımızı ve özgür yaşamımızı korumaktır. Sokağımıza, mahallemize, taşımıza, toprağımıza sarılarak özgür ve demokratik yaşam kazanılacaktır.
Türk devleti saldırılarıyla, propagandalarıyla psikolojik savaşı arttırıp halkımızı göçertmek istiyor. Kesinlikle bu psikolojik savaşın oyununa gelmeyelim; bu kirli savaşa inat mahallelerimizi, ilçelerimizi terk etmeyelim! Bu göçertmeye karşı direnmek kesinlikle saldırganları yenilgiye uğratacak, halkı özgür ve demokratik yaşama kavuşturacaktır.
Her çiçek toprağında güzeldir. Her çiçek toprağında kendi yaşamını var edebilir; en güzel renklerini ve kokusunu verir.
Hiçbir zalim elin ve psikolojik savaşın bizleri toprağımızdan koparmasına izin vermeyelim.”
BEHDİNAN