Türkiye’de yapılacak yeni anayasa referandumunun ‘evet’ ise neden ‘evet’, ‘hayır’ ise neden ‘hayır’ demenin propagandası başladı. ‘Evet’i AKP-MHP cephesi örgütlerken, ‘Hayır’ı ise HDP, CHP ve ‘Hayır’ın Türkiye’nin hayrına olduğunu düşünen tüm kesimler örgütlüyor. Faşizm ve faşizm karşıtı cephe arasında kıran kırana bir mücadelenin süreceği daha şimdiden görülüyor. Kimileri daha şimdiden bu mücadelenin başarısının yarı yarıya olacağı ve toplumun kutuplaşıp bölüneceği yorumunu getirse de, ağırlığın ve zaferin ‘hayır’ diyenlerden yana olacağına inanıyorum. İbrenin bu sefer zalimden, zulüm edenden yana değil de hak, adalet, eşitlik ve daha demokratik bir ülke talep edenlerden yana dönmesi temennim. Herkese ‘hayır’ diyerek cesaret veren bir cephe var. O da kadın cephesi. Bu cepheden yükselen ses, Türkiye’nin demokratikleşmesini isteyen herkese aynı zamanda büyük bir umut aşılıyor.
Kadınlar yaratıcı yöntemlerle referanduma ‘hayır’ diyerek start verdi. Çok renkli ‘hayır’lı mesajlar ve şarkılarla başladı kadınlar. Bu şarkılar kent kent söylenmeye başlandı. ‘Hayır’ demenin mutluluğuna kapılan herkesin dilinde, kulaktan kulağa dolaşıyor bu şarkılar.
‘Hayır’ da bir irade beyanı, ‘evet’ de öyle. Ama Türkiye’yi bekleyen referandum maratonunda ‘hayır’ diyenler ile ‘evet’ diyenler arasında bir fark var. Hem de büyük bir fark var! ‘Evet’ diyenler faşizmin, dinci-milliyetçi cephenin Türkiye’de gerçekleştirmiş olduğu uygulamalardan haz alanlar. Hatta faşizm yükselirse, iktidar tek adamın olursa, güçlülük egolarının okşanacaklarını sanıyorlar. Birileri övüne övüne faşist bir diktatör istediğini söylüyor neredeyse. Sonuçta buna inananlar da var. ‘Hayır’ diyenler ise iradesinin kırılmasına direnenler. Kendi ülkelerini sevenler, ‘hayır’ın Türkiye halklarına ne kadar hayırlı olacağını düşünenler. ‘Tek’lerin kasvetli gerçeğinin yaşamı nasıl hapsedeceğinin farkında olanlar. Dünyanın farklılıklarla, çeşitliliklerle nasıl bir renk cümbüşüne, gökkuşağına dönüşeceğine inananlar...
Peki ya biz ‘hayır’ dersek, kadınlar ‘hayır’ derse ne olacak? Her şeyden önce kadınlara uygulanan soykırım, halklara, toplumun tüm kesimlerine ve insanlığın tümüne uygulanıyor. Bu artık ne bir mağduriyet ne de salt bir teori. “Önce kadınları vurun” teorisi üzerinden form kazanan erkek egemen sistem, kadının iradesini kırdı mı, toplumun tümünün iradesini kıracağını hesapladı. Bu yüzden faşizmin en katmerli insanlık dışı uygulamalarını önce kadınlar üzerinde denedi. Kadın üzerinden sonuç alan tüm uygulamalarını, adım adım toplum üzerinde uygulamaya koydu. Tüm faşist iktidarlar ve tek adamlar bunu yaptı. Sonuç aldı mı? Aldı. Erdoğan iktidarı da bunu yaptı mı? Yaptı.
Kadınların özel ve kamusal yaşamının tümüne müdahale etti. Hatta yatak odalarına kadar denetlemeyi denedi. Kaç çocuk doğuracaklarını belirledi. Tecavüzcüleriyle evlenmenin yasal zeminini oluşturmaya çalıştı. Katlediliş hikayesini duyduğumuzda hepimizin tüylerini diken diken eden, içimize koca bir acı olarak oturan Özgecanların katillerini serbest bıraktırdı. “Var mı ötesi, daha ne olsun?” dediğimiz anda AKP iktidarının kadına yönelik politikalarından cesaret alan erkekler, sokak ortalarında kadınları onlarca yerinden bıçaklayarak katletti. DAİŞ gibi kafalarını kesti, lime lime etti. Hamile kadınlar tekme tokat dövüldü, şort giyen kadınların seyahat özgürlüğüne karışıldı, dövüldü. Saymakla bitmez. Kadın gazeteciler, yazarlar, milletvekilleri tutuklandı, kadın örgütleri, hareketleri, kadınların sesini duyuran ilk kadın haber ajansı JİNHA kapatıldı. Sonra ne oldu? Yüzlerce Kürt genci bodrum katlarında diri diri yakıldı. Kürdistan kentleri yıkıldı, coğrafya parsel parsel Katar krallarına satıldı. Dereler kesildi, maden ocaklarında insanlar can verdi.
Kısacası kadına yönelik soykırım, Kürtlerin ve diğer dini, kültürel grupların fiziki ve siyasi soykırımına dönüştürüldü. Bu soykırım hala devam ediyor. Bu yüzden kadınlar direnmeyi seçiyor, soykırımın kıskacından kurtulmak isteyen tüm halkları direnişe davet ediyor. ‘Hayır’ demeye çağırıyor.
Ve biz ‘Hayır’ dersek köhne bir saray yıkılacak.
Biz ‘Hayır’ dersek dereler özgür akacak.
Biz ‘hayır’ dersek ormanlarımız bizim olacak.
Biz ‘hayır’dersek sürgünlük son bulacak.
Biz ‘hayır’dersek başka Somalar olmayacak.
Biz ‘hayır’dersek çocuklar ve kadınlar için özgür bir ülke yaratma şansı doğacak…