Bu 30 yılda nice hükümetler kuruldu, dağıldı. İsyan o hükümetlerden birisine karşı başlamadı. “Faşist darbe rejimine” karşı başladı.
O rejim kimlere karşıydı? Demirel’e, Ecevit’e, Erbakan’a ve Türkeş’e bile karşıydı. Hepsini içeriye attı. Hepsinin partisini kapattı. Sendikaları da… Türkiye soluna yapılanlar ise saymakla bitmez.
Kürt özgürlük güçleri 12 Eylül faşizmine karşı isyan ederek, bu rejimin hedef aldığı “herkes” için mücadeleye atıldı. Erbakan biraz ılımlı olsa da, en başta Türkeş, en az onun kadar Demirel ve elbette Ecevit, “tık” diyemedikleri faşizme karşı savaşan Kürt Özgürlük Hareketini vurmak için faşizmle birleşti. Bugün hala 12 Eylül cuntasının anayasası bunların demokrasiye ihaneti yüzünden yürürlükte.
Şimdi de, bu sayılanların devamcıları, aynı demokrasi ihanetini sürdürüyor…
Kürt isyanı, görüldüğü gibi, Demirel’e, Ecevit’e, Erbakan’a ve hatta Türkeş’e karşı patlamadı. Parlamenter sistemi yok eden “devlete” karşı patladı. Sayılanlar, Kürt isyanına karşı, kendilerini içeriye tıkan ve partilerini kapatan devleti destekledi.
Madem isyan devlete karşı patladı; o halde isyanın sona ermesi, isyancılarla devlet arasında resmi bir barışla gerçekleşecek. O zaman “devlet” de, yalnızca “Türklerin ve Hanefilerin devleti” olmaktan çıkacak.
Ama şu anda devlet, “Türk ve Hanefi devletidir”. Türk olmayan halklar, Hanefiler dışındaki Aleviler, Şafiler, Hıristiyanlar, Museviler, Êzidiler, din dışı çevreler bu devletin dışındadır.
Türkiye Büyük Millet Meclisi’i de “tek milletin” ve “tek mezhebin” meclisidir.
BDP’nin TBMM’deki varlığı bu gerçeği değiştirmez. Çünkü BDP, bu “tek millet meclisine”, “zorla” girmiştir. Zorla girdiği bu “tek millet mecilisinden” defalarca ve hatta polis zoruyla çıkarılmıştır. BDP, “TBMM Türk meclisi” olduğundan, oraya Türk olmayanların girmesini engellemek için icat edilen “seçim barajını”, o barajın yanı sıra kitlesel tutuklamaları, faili meçhul cinayetleri, Kürt seçim bölgelerindeki asker ve polis işgalini kıra kıra meclise girmiştir.
Çözüm gerçekleştiği zaman, TBMM, “tek milletin” ve “tek mezhebin” meclisi olmaktan çıkacak. “Türkiye Büyük Milletinin” meclisi olacak. “Büyük Türkiye milletinin”, yani “demokratik ulusun meclisi”… Bütün etnisiteleri, bütün inanışları, bütün kültürleri temsil edecek. Ama ortada böyle bir meclis yok.
Buradan nasıl bir sonuç çıkıyor?
Çıkan sonuç şudur: Kürt tarafının “muhatabı” yalnızca AKP, yalnızca Hükümet, yalnızca MİT değil. Kürt tarafının muhatabı, bir bütün olarak “Türk tarafı”dır. Bütün “siyasi partilerin” oluşturduğu Türkiye Büyük Millet Meclisi’dir, bu “meclisin” yönettiği “Türk devletidir”.
PKK Önderi Öcalan, barış elini bütün Türklere uzatmıştır. Egemen olan milletle Kürtlerin barışmak istediğini ilan etmiştir. Kürtler bir “millet” olarak, hatta birbirinin kanını dökmüş bütün aşiretleriyle, korucularıyla, gerillalarıyla, milisleriyle, sivil siyasi güçleriyle, yaşlılarıyla ve çocuklarıyla, neredeyse yüzde yüze yakın bir çoğunlukla, Türklerle “barışmak” istediklerini her yerde göstermiştir. Şimdi yapılacak Konferanslar bu iradeyi dünyaya ilan edecektir.
Türk tarafı ne yapıyor? Kürtlerin barış elini uzatması karşısında Türk tarafının durumu nedir?
Birbirleriyle kavga ediyorlar. Hükümet demokrasi yolunda hala tek bir adım atmamış; Türk tarafı sabahtan akşama kadar “seçim” hesapları yapıyor. “Kaç seçim” olacak, “kaç sandık” kurulacak, bunu tartışıyor. Gerilla, verilen sözlere sadık, adım adım çekilirken, Hükümet gerillanın çekildiği yerlerde “karakollar” inşa ediyor, bölgedeki askeri yığınağı geri çekmiyor. CHP’li ve MHP’li “Türkler”, Kürt halkının uzattığı barış eline “tükürüyor”. Şu anda savaş yeniden patlasa, yalnız Hükümet yıkılmaz, CHP ve MHP bu yıkıntının altından sonsuza kadar çıkamaz. Savaş yeniden başlasa, Türkiye’nin her yanı Reyhanlı olur. Birbirinin gırtlağına sarılan “Türk tarafı” “vatanlarının” üzerindeki tehlike bulutlarına aldırmıyor. İstanbul kuşatması sırasında Bizans gibi, “acaba PKK ne aldı da, çekiliyor” diye tartışıyor.
Ama Kürt tarafı “hükümeti yıkacak” ve CHP ile MHP’yi sonsuza kadar o yıkıntının altına gömecek adımları atmıyor; savaşı durduruyor, gerilla “yıkıma ve kaosa” değil, barışa, özgürlüğe, bütün halklar için güvenlik ve refaha doğru yürüyor.
Bir kere daha “herkes” için yürüyor. Siz de yürüsenize… Bakın; Hasan Cemal “yürüyor”…
Bizansvari tartışma ve ‘herkes için’ yürüyüş
Kürt isyanı 30 yıldır sürüyor? Kime karşı?