
'Askerler geliyordu hepsi demir şapkalıydı'
"Neler yaşadınız o dönem" diye soruyoruz Hediye Nine'ye. Önce iç geçiriyor, sonra anlatmaya başlıyor: "Askerler geliyordu ve hepsinin şapkaları demirdi. Biz annemizin şalvarına tutunuyorduk korkudan. Çünkü insanlarımıza hakaret ediyorlardı. Biz kaçıyorduk. Amcam vardı, diyordu "Çocukları bırakıp, ormana kaçalım." Mağaralara gitmek istiyorlardı. Babam bizi bırakmadı ve amcamın çocuklarını da. Amcama çok karışmadılar, ama babamı çok dövdüler ve çok hakaret ettiler. Babam '38 Katliamı'ndan sonra salgınlaşan tifo hastalığından öldü. Ben ve amcamın kızı kuzuları otlatıyorduk. Biz çocuktuk, silah sesleri geldi. Askerler atlarla geliyordu. Biz anlayamadık ne olduğunu. Bir baktık babamın sesi geliyor, bize çağırıyordu. Babam sonra bizi gördü, yanımıza geldi. Beni kucağına koydu, amcamın kızını da sırtına aldı ve bizi götürdü köyün arkasında insanların saklandığı yere. İnsanlar askerden kaçmış, orada saklanıyordu. Daha sonra oradan daha yüksek ve korunaklı dağlara gitmek istiyorlardı. Babam bizi götürdü insanlara yetiştirdi, ama baktık ki bu kez de annem yok. Babam annem için geri döndü. Annem sacın önünde ekmek yapıyormuş evde. Babam annem ile birlikte pişen ekmekleri de alıp geldi. Biz çocuklar ağlıyorduk, ağlamayalım diye bize ekmek veriyorlardı. Bir köylümüz de salatalık getirmişti. Ormanlık alanlara doğru çekilmeye başladık. Her taraftan silah sesleri geliyordu. Köyümüze karakol kurmuşlardı. Çocuklar ağlıyordu. Hiç unutmuyorum o anı. Çocuklar durmuyordu açlık ve korkudan. Asker çocukların ağlama sesini duysaydı, kökümüzü kuruturlardı…"
'Kaçanlar kurtulmuştu, kaçmayanlar ise …'
Diğer köylere daha çok baskı olduğunu şu cümlelerle aktarıyor Hediye Nine: "Bir tabur asker geldi. Daha sonra gelin olarak gittiğim Sırtiken Köyü'ne gittiler. Askerler bizim Derik Köyü'nde evlere yerleştirmişlerdi. Bizim ötemizde olan diğer Derik Köyü'nden insanları kırmışlardı. Asker köye yayılmış. Köyden kaçanlar kurtulmuştu, ama kaçmayanları yakalayıp öldürmüş, köyü de yakmışlardı. Biz köye döndüğümüzde diğer Derik Köyü'nden kaçanlar bizim köye gelmişti. Bizim köylüler, kırımdan kurtulanların her birini bir aileye yerleştirmişlerdi. Sırtiken Köyü'ndekilerin hepsi ise kaçmış ormanlara. Benim kaynım varmış, gözleri görmüyormuş. Bir tek o kalmış köyde. Askerler muhtarı çağırmışlar ve köylülerin nerede olduğunu sormuşlar kendisine. Muhtar da 'Gelin gidelim, derede saklanıyorlar, size göstereyim' demiş. Köyde Mehmedê Gıcı, Usênê Serbegî ve dayımgillerin sülalesini getirip, öldürdüler. Dayımgillerin ailesinden 6 kişiyi öldürmüşlerdi. Birçok yerde çok fazla insan öldürdüler."
İşte böyle hakaret yapıldı
Tanıklıklarını anlatırken, arada sesi titriyor Hediye Nine'nin. Sonra tekrar başlıyor anlatmaya: "Askerler Sırtiken Köyü'nü talan etmiş, götürmüşlerdi. Yatakları, hayvanları götürüp satıyordu askerler. Tam bir talan yaptılar köyde. Bize yakın köylerden Kızılmezre'deki bütün köylüleri de bir armut ağacının dibine toplayıp, ağır makineli silahla tarayıp öldürdüler. Pakire Köyü'nde Süleyman Ağa, İbrahim Ağa onları da getirip, Xozat'a doğru götürdüler. Onları da Xozat'ın yakınındaki Karaca Köyü'nün yanındaki derede kırdılar. Saan Ağa daha asıl katliam olmadan öldürüldü. Saan Ağa uyuduğunda üvey kardeşleri başını kesiyor. Xozat'ta askeriyeye götürüp karşılığında para alıyorlar. Babayê Seyîd Rıza ve Saan Ağa ölmeseydi, asker Dêrsim Dağları'nı alamazdı.
Katliam sırasında benim evlendiğim köyde bir kadın eşi ile kavga ettiği için asker gelince kaçmamış. Küsmüş eşine, o gitmeyince onun eltisi de onun yanından ayrılmamış. Askerler geliyor köye. İki asker daha yüzbaşı gelmeden bunlara yalvarıyor, 'Gidin, şimdi yüzbaşımız gelirse, o zındıktır (faşist), sizi öldürür.' Ama korkmuşlar gitmemişler, Nasıl ki Yüzbaşı geliyor, o küsen kadın gidip yalvarıyor kendisine. Yüzbaşı botuyla ağzına vuruyor. Dişleri kırılıp, dökülüyor kadının. Ardından sırtını süngülemeye başlıyor. O kadın orada ölmüştü. Eltisi ise yaralı kurtulmuştu, onu hatırlıyorum. Bizim köye getirdiler, dut ağacı vardı orda, yatağa koydu köylüler. Sadece inliyordu. Bir hafta öyle inledi durdu, sonra o da öldü. İşte hakaret öyleydi, işte hakaret öyleydi..."
Mezarlar o yamaçta duruyor
Annesinin köyünden 5 kişinin askerler tarafından alındığını belirtiyor Hediye Nine. Bunlardan biri de dedesi. O olaya dair aklında kalanları şöyle aktarıyor: "Hem benim kaynımı hem dedemi, iki kardeşi ve bir de Sovik denen kişiyi aldı askerler. 'Götürüp ifadenizi alacağız' diyorlardı onlara. Ama dedem 'Bunlar bizi kandırıyor. Götürüp, öldürecekler' demiş yanındakilere. Bunları köyden uzaklaştırdıktan sonra ellerini kelepçeliyorlar. Köyün arka tarafındaki Poşa değimiz ormanlara götürüyorlar. Dedem diğerlerine diyor, 'Gelin kaçalım, belki kurtuluruz. Yoksa bunlar bizi öldürecek.' Dedemin dediklerini kabul etseler, orman çokmuş belki kurtulurlarmış. Ormanın içine götürmüşler, süngü ile dedem ve diğerlerini öldürmüşler. Köylüler daha sonra çok aradılar, ama orman sığ olduğu için bulamadılar. Daha sonra bulduklarında ise bu 5 kişinin cesetleri artık kokmuş ve kurtlanmıştı. Sonra cenazeleri getirdiler. Poşa ormanının bir yamacında benim dedem ve kaynımı bir mezara, iki kardeşi de bir mezara ve diğer kişiyi de başka bir mezara koydular. Şimdi o mezarlar o yamaçta duruyor."
Ne diyeyim?
38 Katliamı'nın ardından tifo salgınının başladığını belirtiyor Hediye Nine ve bir hafta içerisinde köylerinde 10 kişinin bu salgından öldüğünü dile getiriyor. Katliam sırasında kaybetmediği babasını da bu hastalıkla kaybediyor. "İnsanlarınızı neden öldürdüler Hediye Nine" diye soruyoruz kendisine, gözleri buğulanıyor. Belki yaşananlara anlam vermeye çalışıyor, 10 yaşındaki çocukluk anılarına gidiyor. Ve yanıt veriyor: "Bizi niye bu kadar öldürdüler ben de anlam veremedim… Ben çocuktum. Sadece hakaret edip, insanları öldürdüklerini gördüm. Niye çocukları ve kadınları öldürdüler? Ben de onu anlamadım. O zaman Gızori Köyün'den bir kadın bana anlattı. Diyordu; 'Askerler geldi, ben hamileydim. O halimle beni dipçiklerle dövmeye başladılar. Beni samanlıkta otların üzerinden iterek attılar. Git silah getir diye.' Ne diyeyim size, insanlarımızı öldürdüler, insanlarımızı yaktılar, köylerimizi yaktılar. Askerlerin hakareti çok fazlaydı. Ben size ne anlatayım, ne diyeyim?"
İBRAHİM ASLAN / DENİZ TEKİN - DİHA/ANKARA