
‘Kadınlar, bizim kadınlarımız” diyordu Ozan Nazım Hikmet. Bir benzetme yaparsak şöyle dememiz gerekiyor: Çocuklar, bizim çocuklarımız! Umudumuz, sevincimiz, geleceğimiz!...
Çocuklar ve gençler bir toplum açısından hep böyle tanımlanır. Bu nedenle de yenilmez, yedirilir; giyinilmez, giydirilir. Her şeyin en iyisi ve güzeli onlara verilir. En mükemmel bir biçimde eğitilip terbiye edilerek toplumun tüm bilinci ve ahlakı onlara kazandırılır.
Böylece umut canlı tutulmuş, toplumsal gelecek güvence altına alınmış olur.
Peki bizde de böyle mi oluyor? Çocuklarımıza ve gençlerimize böyle mi yaklaşıyoruz?
Gerçi Başbakan Tayyip Erdoğan “Dindar gençlik yetiştirmek”ten söz ediyor. Okullarda bilgisayarlı eğitime geçildiğinden dem vurulup, bol bol TV’lerde reklam yapılıyor.
Elbette bunların hepsine yalan da denemez. Ülkemizde Başbakan’ın ve AKP yöneticilerinin ifade ettiği gibi yetiştirilen şanslı çocuklar ve gençler de vardır.
Fakat acaba herkes böyle midir? Ülkemizin tüm çocukları ve gençleri bu tür imkanlara sahip midir? Amiyane deyimle karnı tok ve sırtı pek midir? Gerçekten toplum için umut ve gelecek olacak şekilde eğitilmekte midir?
Böyle olmadığı, çocuk ve gençlerin çok büyük bir bölümünün bu tür imkân ve fırsatlara sahip bulunmadığı tartışmasızdır.
Dahası değil iyi eğitilmek, sokaklar aç ve çıplak çocuklarla doludur. Çöplüklerde yiyecek arayan, her türlü kötü işe bulaştırıldığı için ortalıkta tehlikeli bir biçimde dolaşan çocuk görüntüleri çokça ekranlara yansımaktadır.
Şimdi bunlara bir de “tecavüz edilen çocuklar” kategorisi eklenmektedir. Aç bırakılan, eğitimsiz kalan, suça bulaştırılan, tinerci olan, cezaevlerine konan çocuklar kategorisini duymuştuk da, tecavüz edilenlerin olduğunu duymamıştık.
Hem de bunlar cezaevlerinde yapılıyormuş. Yani devlet tarafından tutuklanıp cezaevlerine konan, bakımı ve güvenliği doğrudan devletin ve hükümetin sorumluluğu altında bulunan çocuklara oluyormuş.
AKP iktidarı altında yapılan çok kötülük duymuştuk da, böylesini duymamıştık. Meğer toplumumuzun umudu, sevinci, geleceği AKP iktidarı altında tecavüze uğruyormuş!
Pozantı’dan söz ettiğimizi okuyucu anlıyordur. Pozantı cezaevinde çocuklara baskı uygulanıp tecavüz edildiği haberi yakın geçmişte toplumumuzu sarsmıştı. Olay, Adalet Bakanı tarafından önce yalanlanmaya çalışılsa da, mızrak çuvala sığmadığı için kabul edilmek zorunda kaldı. Ardından da tecavüze uğrayan tutuklu çocuklar apar topar Ankara cezaevine aktarılırken, olayı açığa çıkaran muhabir ile bu durumu açıklayan çocuk hemen tutuklanıp zindana kondu.
Bu durum çocuk aileleri ve insan hakları savunucuları tarafından tepki ile karşılansa da, Adalet Bakanlığının ve hükümetin gücü ve marifetleri ile gündemden düşürülmeye çalışıldı. Medya her konuda olduğu gibi bu konuda da hükümetin en güçlü yardımcısıydı.
Bazıları burda tuhaflık görebilir. Böyle bir konuda medyanın nasıl suskun kalabileceği veya suçludan yana tavır alabileceği sorgulanabilir. Fakat burası Türkiye’dir işte! Konu Kürtler ve Kürt sorunu odlumu böylesi tutumlar her zaman yaşanmaktadır.
Pozantı cezaevinde tecavüze uğrayanlar da faşist polis şahsında AKP iktidarını taşlayan Kürt çocukları olduğu için yandaş medya tarafından ya görmezden gelinmiş ya da küçük haberlerle geçiştirilmeye çalışılmıştır.
Sözkonusu medya zaten Kürt halkına yönelik faşist terör uygulamalarını, her gün onlarcası yapılan ev baskınlarını, gözaltı ve tutuklamaları da görmemektedir. Kürt insanı üzerindeki sürek avını ve BDP’ye yönelik tasfiye operasyonlarını da görmezden gelip adeta meşrulaştırmaktadır.
Tabi bu tür insanlık dışı faşist zulme karşı Kürt halkının geliştirdiği görkemli direnişi de görmemektedir. Nedense Kürtlerin demokratik siyasal eylemleri gazete sayfalarına ve TV ekranlarına hiç yansımamaktadır. Örneğin Kürt kadınlarının görkemli 8 Mart kutlamaları bu basında hiç yer almamıştır. BDP’nin demokratik eylemliliği neredeyse hiç yer bulmamaktadır. Bu gidişle Newroz etkinliklerine de bu basının ambargo uygulayacağı şimdiden anlaşılmaktadır.
Mevcut konumuyla medyanın büyük bir bölümü Kürtlere karşı AKP iktidarı ile açık bir ittifak yapmış durumdadır. AKP’nin yürüttüğü faşist terörün suç ortağı konumundadır. Kürtler konusunda AKP politikalarının bir milim bile dışına çıkmamaktadır. Pozantı cezaevinde tecavüze uğrayan çocuklar konusunda da bu durum netçe görülmüştür. Tecavüz edilen çocukların Kürt olduklarını ve uygulamanın devlet tarafından bir özel savaş politikası olarak yürütüldüğünü gören medya kendini bundan uzak tutmayı yeğlemiştir.
Pozantı cezaevinde çocuklar üzerinde baskı ve tecavüz uygulamasının devlet tarafından bilinçli ve planlı bir politika olarak yürütüldüğü tartışmasızdır. Kürtler üzerinde yürütülen özel savaş uygulamalarının ve kültürel soykırımın bir parçası olduğu ortadadır. Bunun sorumlusu da kuşkusuz AKP hükümetidir.
Herhalde bir topluma yapılabilecek en büyük hakaret bu olsa gerek. Çocuklar toplumun umudu, sevinci ve geleceği olduğuna göre, çocuklara tecavüz de o toplumun umuduna, sevincine ve geleceğine tecavüz etmek olmaktadır. AKP’nin Kürt politikası işte bu düzeyde bir utanç vericilik ve insanlık düşmanlığı haline gelmiş durumdadır.
Kaldıki Pozantı cezaevinin tekil bir uygulama olup olmadığı da belli değildir. Belkide bütün çocuk cezaevlerinde benzer uygulamalar yapılmaktadır. Çok önemli bir konu olmasına rağmen, her nedense medya bu hususları araştırma gereği bile duymamaktadır.
Çocuklara ve gençlere yönelik bu tür uygulamaların cezaevleriyle sınırlı olmadığı da bilinmektedir. Örneğin okulların, özellikle yatılı bölge okullarının (YİBO) durumu da pek farklı değildir. Kürt çocukları için bu okullar birer asimilasyon yuvası olarak da kalmamakta, onun da ötesinde fuhuş, uyuşturucu gibi çocuk kişiliğini bitirici her türlü uygulama planlı ve örgütlü bir biçimde hükümet tarafından yürütülmektedir.
Geçen yıllarda başta Siirt olmak üzere birçok kentte ortaokul çağındaki çocuklara okullarında ve yurtlarında fuhuş yaptırıldığı açığa çıkmıştı. O zaman bir AKP yetkilisi “Terörist olacaklarına fahişe olmaları daha iyidir” demişti.
İşte AKP hükümetinin Kürt çocuklarına yaklaşımı budur. Bu katliamcı ve soykırımcı bir yaklaşımdır. Bu yaklaşım açıkça insanlık suçu oluşturmaktadır. Bu yaklaşım ülkemiz ve toplumumuz adına utanç vericidir. Burada hakarete uğrayan sadece Kürtler değil, tüm Türkiye toplumudur. Burada tecavüz edilen sadece Kürt çocukları değil, ülkemizde yaşayan tüm çocuklardır.
Çok açık ki, AKP iktidarı altında geleceğimiz olan çocuklarımız en ağır hakaret ve baskıya uğratılarak yok edilmektedir. Herhalde bir toplum için bundan daha önemli bir durum yoktur. O halde toplumumuzun tüm duyarlı ve demokratik çevreleri bu olaylar karşısında susmamalı, bunların üzerinin örtülmesine fırsat vermemeli ve sonuna kadar üzerine giderek sorumluları ve suçluları açığa çıkarmalıdır.
Bu konuda özellikle Kürt halkı, kadınlar, anne ve babalar duyarlı olmak durumundadır. Umudu ve geleceği olan çocuklarına sahip çıkmak, onları bu tür kötülüklere karşı korumak zorundadırlar. AKP hükümeti kültürel soykırım uygulamalarını bu tür planlı yöntemlerle çocuklar üzerinden gerçekleştirmek istemektedir. O halde tüm anne-babalar ve Kürt toplumu gelecekleri olan çocuklarını planlı bu AKP politikalarına karşı korumalıdır. Başka nasıl toplum olunur ve özgür gelecek yaratılır!..