Yıllardır özlemini çektiğimiz bir tablo gerçekleşti. Halklarımıza yöneltilmiş tüm baskı ve haksızlıkları ortadan kaldırmak, barış içinde ve insanca yaşayabileceğimiz bir Türkiye fotoğrafı oluşturma umudu doğdu.
Her türden baskı, sömürü ve ayrımcılığa karşı olan, ezilenden, yok sayılandan, doğadan, emekten, özgürlükten, eşitlikten, barıştan, adaletten ve demokrasiden yana olanlar bir araya gelerek bu umudun yeşermesine vesile oldu. Bu yazı da; bu sonuca, bu umuda bir 'hoş geldin’ yazısı olsun istedim.
***
Bazen aralık bir kapıdan sızan bir rüzgar gibi gelir. Adı umuttur... Söyler şarkısını... Vurur dalgalarını kıyılarınıza. Gelir oturur yüreğinizin orta yerine. Adı umuttur.
Hoş geldin umut... Hawarlarımıza, ağıtlarımıza, şarkılarımıza hoş geldin. Sen yine sevdiğin şarkıları mırıldan, yüreğinde kırlangıçlar taşı, vazonda çiçekler eksik olmasın... Yeni bir yolculuk başlatır gibi, bir kanat çırpıntısı gibi... Yüreğimizi kabartan her ne varsa gibi... Bir sevda çiçeğini sular gibi. Bir yağmurun sesine ayarlanmış adımlar gibi... Yeniden doğmak gibi... Emek gibi, şiir gibi, aşk gibi...
İnkarlar ve imhalar yaşayarak geldin... Aşklara acılara tutunarak, yüreğinde bir emaneti büyüterek, yüzyılların ağrısını çekerek, bir ışık için bedeller ödeyerek geldin... Hoş geldin.
Boyun büküp el bağlamadın. Ne sürgün dedin ne zından, takmadın hiçbirini... Kızgın bir karanfille dağladın dağların doruklarını. En zor zamanda bile kendini hep duyumsattın. Gözümüz yollarda seni bekledik... Hoş geldin umut... Hoş geldin.
Acıların menzilinde oldun hep... Engeller kimilerine son olsa da sana hep başlangıçtı. Gecelere ay doğurdun yol çıkardın kervan için...
Dile gelmez serencamlarda ne bir ses vardı ne de bir nefes... Yoğun bir sisin orta yerinde, sürek avlarında kundaklandı bütün sığınakların. Ne ateşler, ne yangınlar görsen de karşı durulmaz bir sevdaydı, adına ve yarasına güvenen bir sızıydın sen, yüreğe bir dipnot düşürmek eksik olmadı... Hep direndin yılan ıslıklarına inat suya inen ceylanlar gibi...
Hoş geldin umut... Onurlu, sevinçli ve coşkulusun... Gelişi hep beklenen bir rüzgar gibi geldin...Bir okuldan mezun olur gibi… Aşk gibi geldin, geliş sana, sen gelişe yakıştın, hoş geldin.
***
Aktıkça büyüyen sulardı şarkılarda aradıkların... Koro halinde çok sesli bir senfoniye dönüştürdün hayatı... Diyelim ki; Zeynep halaya durdu, Ayşin halaybaşı oldu, Leyla tilili çekti. Tümel alto, Petek sopranoydu… Ve bir yaz akşamında bize toplu bir sevinç yaşatıp ağız dolusu tekıro faslı başlattılar.
Ve ömrümüze cinnetler reva gören hayat bize bir karanfil uzatıyor şimdi, Cansever dizeleri gibi; "…Sen o karanfile eğilimlisin / Alıp sana veriyorum işte / Sen de bir başkasına veriyorsun daha güzel / O başkası yok mu bir yanımdakine veriyor / Derken karanfil elden ele…"
İşte bir umut yeniden çalıyor ıslıklarını... Yakışır umuda dedim, bu tablonun oluşmasında emeği geçen herkesin yakasına bir gül iliştirme niyetine, oturdum bu yazıyı yazdım. Bir sevince yazdım... Bir umuda yazdım. Okurken sizin de ısınsın yüreğiniz istedim.