Erbil-Bağdat gerginliğinin sona erdiğine dair haberler geliyor.
Güney Kürt liderliğinin merkezi hükümetle anlaştığı, Kerkük’ü işgal amacıyla gönderilen Dicle Operasyon Gücü’nün geri çekileceği söyleniyor.
Umarım öyledir, umarım gerginlik giderilmiştir ancak, Bağdat’tan gelen olumlu haberlere rağmen gidişat hiç de iç açıcı değildir.
Zira bölgesel gelişmeler bir yana, Erbil ile Bağdat arasındaki sorunların savaş dışında çözülmesi mümkün değildir.
Artık cin şişeden çıkmıştır ve hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktır. Kürtlerle Şiileri bu saatten sonra bir çatı altında tutmak imkansız hale gelmiştir.
Aslında geçmişte de; İngilizler Irak devletini kurarken de,  Şiiler Kürtlerle aynı çatı altında olmak istememişlerdi; bugün de istemiyorlar.
1916 yılında imzalanan Skyes-Picot anlaşmasıyla Mezopotamya Manda İdaresi İngiltere‘ye verilmişti.
İngiltere buna dayanarak 1920 yılında Bağdat‘ta manda yönetimini kurdu ve ülkenin Mezopotamya olan adını Irak olarak değiştirdi.
Şiiler çoğunlukta, daha güçlü ve daha gelişkin olmalarına rağmen aynı İngiltere, Irak manda yönetiminin başına Şam’dan ithal ettiği Sünni bir kralı (Faysal) getirdi.
Şiileri dengelemek ve kendisine bağlı kralı güçlendirmek amacıyla da Sünni Kürtleri krala biat etmeye zorladı.
Kürtler İngiltere’ye karşı Şeyh Mahmud Berzenci önderliğinde isyan ettiler ancak, Kemalist elit onları terk ettiği için de yenildiler.
Mustafa Kemal, İngiliz emperyalizmine karşı savaşan ve Süleymaniye merkezli bir Kürt devleti kurmayı amaçlayan Şeyh Mahmut’u önce destekledi, sonra kaderine terk etti.
Oysa Şeyh Mahmut’la Kürt devletinin kurulması ve süreç içerisinde Türkiye‘yle birleşmesi konusunda anlaşmışlardı.
Ne var ki İngilizler bastırınca Mustafa Kemal sözünden caydı. Şeyh Mahmut’u yalnız bıraktı. İngiltere bu sayede Kürt isyanını bastırdı. Böylece Kürt liderliği Kral Faysal’a boyun eğmek zorunda kaldı.
Dediğim gibi İngiltere’nin Irak Kürtlerine biçtiği misyon Şiileri dengelemekti. Bu yüzden Şiiler Kürtlerin Irak‘taki varlığını hiçbir zaman içlerine sindirmediler; bugün de sindirmiyorlar.
Kürt-Şii sorununun kaynağında kuruluş döneminin işte bu ‘denge’ politikası yatıyor.
 Şiiler bugün de Kürtlerin ayrılması halinde kendi bağımsız devletlerini daha rahat kuracaklarını ve çıkarlarını arttıracaklarını düşünüyorlar.
Reel politik gereği şimdi Kürtlere katlanıyorlar ama, onlarla ortak bir gelecek istemiyorlar.
Ayrıca Şiilerin İran’la sıkı ilişkileri var ve İran, Irak Kürtlerini  Türkiye ile iyi ilişkileri nedeniyle cezalandırmak istiyor.
 Bu yüzden Maliki hükümetini kışkırtıyor. Maliki de fırsatı kaçırmak istemiyor.
İran‘ın desteğiyle Kürtleri Kerkük ve Xanekin gibi petrol zengini bölgelerden çıkarmak, buraları müstakbel Şii devletine katmak istiyor.
Niyet bu olunca elbette uzlaşma da mümkün olmuyor.
Taraflar şimdiye kadar birçok kez savaşın eşiğine geldiler ama, Amerika savaşa izin vermedi.
Amerika bundan sonra da onları engeller mi, ayrıca buna gücü yeter mi bilinmez fakat, bir savaş yaşanmadan da Kürt-Şii sorunu çözülmez.
Tabii, Irak ordusunun Kürtler karşısında başarı şansı yok. Ancak olası bir savaşa İran’ın katılacağına kesin gözüyle bakılıyor.
Çünkü savaş başlarsa Barzani, kaçınılmaz olarak bağımsızlık ilan edecektir. İran buna karşıdır.
İran, bağımsızlık ilan edilmesi halinde Süleymaniye’yi işgal edeceği tehdidini yapmaktadır.
Amerika, İran’ı durdurma görevini Türkiye’ye vermek istiyor ancak, Türkiye kimseye güven vermiyor.
Türkiye’nin Irak Kürtleri’yle iyi ilişkileri stratejik boyuta doğru ilerliyor bu doğru ama, buna rağmen bir savaş anında ne yapacağını kestirmek mümkün olmuyor.
Kürdistan onun varlık-yokluk sorunu olduğu için ciddi sarsıntılar geçiriyor ve iç dengeleri her an değişeceği sinyalini veriyor. Suriye Kürtlerinin özgürleşme olasılığı Türkiye‘nin psikolojisini alt üst etmişe benziyor.
Bu durumda İran tehdidinin bertaraf edilmesi meselesi Amerika’ya kalıyor.
Güney basını Obama’nın Irak’tan sorumlu yardımcısı Joe Biden’ın merkezi hükümeti uyardığını yazıyor.
Ayrıca kulislerde Kürdistan’a Birleşmiş Milletler Barış Gücü’nün konuşlandırılacağı konuşuluyor. Bu yönlü hazırlıkların yapıldığı söyleniyor.
BM Barış Gücü konusu aslında Amerika daha Irak‘tan çekilmeden önce gündeme gelmişti.
Irak’taki Amerikan askerlerinin komutanı Orgeneral Odierno, Kürtlerle Araplar arasındaki sorunların sona ermemesi halinde Kürdistan‘a Barış Gücü konuşlandırılabileceğini söylemişti.
Bundan iki yıl kadar önce de Kürdistan Ulusal Kongresi öncülüğünde Brüksel’de toplanan 21 Kürt parti ve örgütü de ortak bir açıklama yapmış, BM’den Kürdistan‘a Barış Gücü göndermesini istemişti.
Aynı çağrı bu yıl içinde BM’nin Suriye Özel Temsilcisi Kofi Annan’la görüşen PYD lideri Salim Müslim’den de gelmişti.
Ortadoğu’da savaşın yayılması olasılığının arttığı günümüzde BM‘nin Ana Sözleşmesinin 6’inci maddesi gereği Kürdistan’a Barış Gücü gönderebileceği söyleniyor.
Durum çok kritik görünüyor.