Kuzey Doğu Suriye’ye dönük işgal saldırıları karşısında endişe duymaktan öteye gitmeyen Birlemiş Milletler, Erdoğan’a tanıdığı tavizlerle adeta bölgede işlenen savaş suçlarına meşruluk kazandırıyor.

2018 yılında BM Genel Kurulu’nda kabul edilen Mültecilere İlişkin Küresel Mutabakat kararları doğrultusunda, BM Mülteciler Yüksek Komiserliği ve İsviçre iş birliğinde, bugün ve yarın 1. Küresel Mülteci Forumu düzenleniyor. BM Cenevre Ofisi’nde düzenlenecek bu forumun temel amaçlarından birisi de, mültecilere ev sahipliği yapan ülkelerle, işbirliğini ve dayanışmayı güçlendirmek. BM üyesi 120 devletten resmi davetliler arasında ne yazık ki Türk Cumhurbaşkanı Erdoğan ve heyeti de yer alıyor.  Bu forumda, Erdoğan’a, en çok Suriyeli göçmene ev sahipliği yaptığı gerekçesiyle söz hakkı tanınacak.

Eylül 2019 tarihli BM 74’cü Genel Kurulunda söz alan Erdoğan, elindeki haritayla ‘güvenlikli bölge’ adı altında işgal haritasını gösteriyordu. O gün kurduğu cümlelerle aslında BM’ye ve onu yöneten güçlere “Kuzey Doğu Suriye (Rojava) topraklarını işgal etmeme sessiz kalmalısınız” mesajını veriyordu. O gün New York’taki BM kurulunda ve sonrasında yapılan gizli görüşmelerde mülteci pazarlığı üzerinden Kuzey Doğu Suriye’ye dönük işgal onayı alan Erdoğan, 9 Ekim’de dünyanın gözü önünde Suriye’nin en güvenlik bölgesine sonucu ağır olacak işgal hareketinin startını verdi. Artık NATO’nun ikinci büyük ordusu, yanına aldığı DAİŞ artığı çetelerle bölge halklarına bir soykırım dayatıyordu. Direniş ve uluslararası alandan gelen tepkilerden kaynaklı işgal, bugün belli bölgelerle sınırlı kalmış olsa da bu işgal saldırıları sürecinde yaşanan savaş ve insanlık suçları birçok kesim tarafından açıkça ortaya konuldu.

İşgal kapsamında yüzlerce sivil katledildi, yüzbinlerce insan zorla yerinden edildi. İşgal edilen kentlerin demografik yapısı değiştirilerek, bu kentlere çeteler ve aileleri yerleştirilmeye başlandı. Yetmedi, bu kentlere AKP hükümeti tarafından kaymakamlar atanmaya başlanarak, işgalin gerçek niyeti uluslararası topluma açıktan belli ettirildi. Dünyanın gözü önünde uluslararası hukuku ihlal ederek yönettiği işgal hareketi ile bölge haklarına karşı savaş suçu işleyen Erdoğan, bugün bir kez daha BM kürsüsünde söz alacak.

Neyi mi anlatacak? Aslında işlediği savaş suçlarından başka anlatacak hiçbir şeyi yok. Ama başta BM olmak üzere uluslararası güçlerin sessizliğinden aldığı güçle bugün bir kez daha Kürt halkına karşı yaptığı katliamları meşrulaştırma çabasına girecek.

Çok değil, birkaç yıl önce Erdoğan’ın konuştuğu o kürsüden BM Güvenlik Konseyi’ne seslenen BM İnsan Hakları Eski Yüksek Komiseri Zeyd Raas El Hüseyin, “Cizre, Sur, Nusaybin’de bir vahşet yaşandı. Burada savaş ve insanlığa karşı suçlar işlendi. Sorumlular adalet önüne çıkarılmalı” diyordu.

O dönem geçti, Yüksek Komiser Hüseyin’in bahsettiği aynı vahşet ve suçlar, Efrin’de ardından Rojava’nın birçok kentinde yapıldı. Buralarda yaşanan bütün ihlaller BM uzmanları tarafından rapor edildi. Ama ne yazık ki, bu suçları işleyen Erdoğan, bugün o kürsüde işlediği suçlardan kaynaklı hesap vermeyecek, BM’den aldığı güçle o suçları dünya kamuoyu önünde meşrulaştırma çabasına girecek.

BM’nin tavrı başından belliydi de, İsviçre’nin bu yanlışa nasıl ortak olduğunu anlamadık. Nasıl olur da, aylardır ülkede düzenlenen protestoların hedefinde olan Erdoğan’ın Cenevre’ye gelişine izin verilebilir. Temel İnsan hakları ve uluslararası hukuk açısından uluslararası birçok antlaşmaya ev sahipliği yapmış bir kentte yani Cenevre’ye, Erdoğan’ın gelişine izin vermek, o kentin vatandaşlarına hakaret etmekten başka hiçbir şey değil.

Bir taraftan ülkede aylardan beridir Erdoğan ve Türk devletine karşı yükselen öfkenin haklılığını dile getireceksiniz, diğer taraftan Kürt halkına katliamı ve soykırımı reva gören bir ismi Cenevre’de ağırlayacaksınız. Bu, İsviçre’ye hiç yakışmadı. Ülkede yaşayan yüz binin üzerindeki Kürdistanlı başta olmak üzere aylardır Erdoğan’a karşı sokaklarda olan her bir insana karşı özür borcunuz var.