
“Çukurun kenarında oturdum. Buğulu toprak ve mis gibi çiçek kokuları taşıyan bir rüzgâr okşuyordu yüzümü. Bayılacak gibi oldum. Ortalık sessizdi. Kendimi yeniden doğmuşçasına hafif hissediyordum. Yaşamak, hayatı içimde kıpır kıpır duyumsamak ne güzel! Evet, müthiş bir andı. Ölümü artık kabullendiğim, umudumun olmadığı bir durumdan çıkıp hayata ikinci defa gelmek gibiydi. Yaşamanın da, anlatmanın da zor olduğu bir an.”
Ömür bu. Kısa. Yaşayacağınız gelecekten çok, belki de yaşayamayacağınız bir gelecek için dövüşmek gibi geliyor bana, gerilla olmaya karar vermek. Riskli bir tercih yani. Her ne ise düşlenilen, görememek de var ama işte yola düşmek mühim olanı.
Geçmiş ne kadar ağır olursa o kadar yükleniliyor geleceğin üzerine sanırım. Biz kenarda geçmişleri hafif insanlar, bir insanın dağlarda, her an ölümle burun buruna nasıl yaşadığını anlamaya çalışıyoruz ve anlamlandırmaya. Bunu yaratan şartlar cıscıplak ortada oysa.
Bilemiyorum. Rahatça yaşarken dağ yoluna düşenleri de duydum. Duygulara yönelik bir çekiciliği var elbet. Acıyan yerlere mücadeleden başka merhem fayda etmiyor ya da. Başkaldırı, sıcak tutuyor yaraları. “Biz yaslarımızı bile daha yaşayamadık” diyenler bunu söylüyorlar, anladığım.
Murat Türk’ün Böğürtlen Zamanı, 19 yaşındaki bir gerillanın, Şervan’ın, 40-45 gününü anlatıyor. Aram yayınlarından çıkan kitabı baştan sona şu istekle bitirdim: Şervan onu bırakan arkadaşlarına niye sitem etmiyor. İhanet olarak niye dillendirmiyor. Tüketim kültürü içinde, arkadaşları tek tek gönüllü olarak kaybetmek ya bizim işimiz, biz kentlilerin. Tek bir hatada, hiç emek vermeden.
Çatışmada yaralanan Şervan, arkadaşları tarafından, bir çukura bırakılmak zorunda kalıyor.
“Yerinden ayrılma heval. Döneceğiz. Serkeftin!*” deniliyor ona.
“Gelince seni burada bulmamız için, bekle bizi!”
“Güzel şeyler düşün biz dönene kadar, en güzel düşleri kur!”
“Xwe bernede heval! Berxwedan jiyane! Çi dibe bila bibe, tu li ber xwe bide!”**
“Heta dawiyê ezê li ber xwe bidim!”***
Bu daracık yerde Resul’un dediği geliyor aklına: Yalnız ve zorda kaldığın anlarda Mazlum’u düşün; o daracık hücresinde yüreğinde yarattığı iradeyi…”
Mazlum, mazlum, mazlum diyor Şervan.
Kaburgasını kıran kurşunun sancısı o kadar şiddetleniyor ki ne nefes alabiliyor ne hareket edebiliyor. Bedeninin sol tarafı uyuşuyor. Kıskaçlı karıncalar misafiri oluyor. Etine geçirdikleri kıskaçlarında sızım sızım sızlıyor yarası. Toprak kokusu, anılarını çağırıyor. Ve gene Resul’un dediğini hatırlıyor: Mazlum, Mazlum, Mazlum.
Yaklaşık bir metre derinliğinde, tabuttan farkı olmayan bu çukurda çok kalmıyor Şervan. Üç akşam kadar sabredebiliyor. Ve arkadaşlarını aradığı yolculuğu başlıyor. Bu yolculukta sığındığı yerlerde ona ihanet eden de oluyor, “o günler gelecek, biraz daha sabredin” diyen de. Öyle bir inat yolculuğu ki bu, yarasının kurtlanması bile onu yolundan edemiyor. Şervan’la birlikte arkadaşlarının peşine düşüyoruz. Dağ, tepe, orman, boşaltılmış köy demeden. Çavreş, Dinarbey, Elmalı, Gazyan. Bastığı her yerin güzelliğini okuyarak.
İçten içe acaba bu yoldan vazgeçecek mi şüphesi. Arkadaşları niye onu almamışlar çünkü, söz verdikleri gibi.
Şehit Xebat Deresi’ne vardığında, sırtını eski bir mezara dayayıp oturuyor. İlk defa o an umutsuzluğa düşüyor: “İnsanın zayıf düştüğü anlar, insanın en güçlü olduğu anlardan biridir. İnsan bazen gücünün doruğunda da ağlayabilir” diyor Şervan.
Yola koyuluyor. Arek Tepeleri’ne doğru. Hiçbir yerde yoklar. Sonra Şirnan’a doğru. Karer Baba Tepesi’ni geride bırakmak hedefi. Sona doğru yaklaştığını hissettiğinden, arkadaşlarını bulacağından emin olduğundan “Oh be direnmek ne güzel!” diyor. Susamış da kana kana su içmiş kadar oluyorsunuz okurken. Hakikaten, direnmek güzel.
Sonra bir ses: “Tu kîyî?”**** Susuyor, cevap vermiyor Şervan.
Ses gürleşiyor: “Deng bide!***** Tu kîyî?”
“Roni? Heval Roni?... Benim ben, Şervan!”
Özlemle kucaklaşmalar, sarılışlar. Okuyan siz ne hissedersiniz bilmiyorum ama ben kalakalıyorum öyle. Aralarında geçen tek bir soru yok. Şervan’ın tek bir sitemi yok.
Şen Bilim’de diyor Nıetzsche, az bulunurluk, az bulunurluğun farkında olmayış, soyluyu soylu yapan bu.
* Başarılar
** Kendini bırakma! Direnmek yaşamaktır! Ne olursa olsun diren!
*** Sonuna kadar direneceğim!
**** Sen kimsin?
***** Ses ver! Sen kimsin?
FİLİZ GAZİ / filizgazi@gmail.com