Hükümet’e yakın Yeni Şafak yazarı Abdülkadir Selvi, bir süredir, Kürt sorunu etrafında, şaşırtıcı yazılar yazıyor. Bu yazılardan birisi de dün yayınlandı. Roboskî Katliamı hakkında askeri savcının takipsizlik kararına karşı yazılmış şu satırları okuyalım:

“Uludere’de aldığı istihbaratı yerel askeri birlikleriyle paylaşmayıp, bombalama yapan, ilk bombalamadan sonra karakola ulaşıp bizim çocuklarımız bombalanıyor diyenlerin talebini yukarıya ulaştırmayıp, asıl katliamın yaşandığı ikinci bombalama yapılmasına imkan tanıyanlar, Heronların tespit ettiği görüntüler üzerine tereddüde düşüp, ‘Bunlar silahlı değil, sivil unsurlar’ diye üstlerini uyarıp, operasyon yapılmasına karşı çıkmalarına rağmen etkili olamayanlar, Genelkurmay Başkanı’na ve Başbakan’a operasyon hakkında bilgi vermeyen Hava Kuvvetleri Komutanları, Genelkurmay Harekat Başkanları, o gece Hava Kuvvetleri ve Genelkurmay’da yaşananların hepsinin üstüne bir hukuksuzluk şalı çekilmiş oldu.”
Yeni Şafak yazarı burada ne yapıyor?  
Bu ve benzeri yazıları okuyan, Cengiz Çandar ve Hasan Cemal gibi yazarlar, buradan şöyle bir sonuç çıkarıyor: Cemaata karşı AKP Ergenekon’la ve KCK ile “ittifak” kurmak istiyor...
Ergenekoncuların ve Balyozcuların işledikleri suçları “aklamak”, Askeri Vesayet’e karşı yürütülen mücadelenin bütün sonuçlarını ortadan kaldırma ve ordunun yeniden vesayet kurma çabalarının yoğunlaşmasına neden olur.
Oldu bile...
Genelkurmay, ufaktan ufaktan konuşma turları atarak, vesayete ısınmaya başladı. Ve “milli orduya kumpas” lafını duyan askeri savcı, “gün bugündür” diyerek, Roboskî Katliamının üstünü örtüverdi.
İyi de, şu “KCK” ile “zımni ittifak” neyin nesi?
Diyelim ki, AKP böyle bir “ittifak” arayışına girdi. Bu ittifak arayışına Kürtlerin ne dediğini bilmeden, size ne oluyor? Kürdün “yoldan çıkmasından” mı “korkuluyor?”  
Alın elinize yukarıda alıntıladığımız Selvi’nin yazısını.
Demokrat bir insan bu yazıya nasıl bir tepki gösterir?
Cemaat yazarı Ekrem Dumanlı ile birlikte aynı dili kullanarak, AKP’yi “Erdoğan KCK ile ittifak” yapıyor diye hükümete oy veren milliyetçi tabana “jurnal” mi eder?
Yoksa, diyelim ki, Selvi’ye seslenerek; “madem Kürtlerle ‘yakınlaşmak’ istiyorsun, o halde KCK tutuklularının salınması, Terörle Mücadele Kanununun iptal edilmesi, yüzde on barajının kaldırılması, Öcalan’ın koşullarının müzakere sürecini sonuca ulaştırmaya imkan verecek şekilde değiştirilmesi için Hükümeti zorlasana” diyerek Selvi’yi mi sıkıştırır?
Bugünün somut gerçeği şudur: AKP ve onun medyası, Kürt sorununda ne kadar dil değiştirirse değiştirsin, ne yaparsa yapsın, bugünkü zor durumdan kurtulmak için geçici olarak bütün bunları ne kadar samimiyetsiz bir şekilde söylerse söylesin, bunun Kürt kamuoyunda zerre kadar etkisi olmaz. AKP’nin en şaşaalı günlerinde AKP’ye kanmayan Kürt halkı, şu hale düşen AKP’ye mi kanacak?
Ama şu da var: AKP yanlısı medyanın PKK’ye ve Öcalan’a karşı dilinin değişmesi, bu medyayı izleyen milyonlarca Türk ve Müslüman AKP tabanında anti-PKK önyargıları zayıflatır; milyonlarca AKP’linin kafasında, “ordudan ve cemaatten gelecek darbeyi önlemek için PKK ile omuz omuza olmalıyız” düşüncesi, yavaş yavaş yer etmeye başlar.
Kötü mü?
Dünkü muktedir AKP’yi mi çözüme mecbur etmek mümkündü, yoksa şimdi gardı dağılmış AKP’ye, nakavt olmamak için “Kürt sorununu çöz” diye ring dışından bağırmak mı sonuç verir?
İyi de, bu boksör artık sizin önerdiğiniz hamleyi yapamayacak haldeyse, ya da zaten buna niyeti yoksa ne olacak?
Hiç bir şey olmayacak...O zaman bırakırsınız yesinler birbirini. Siz de ilk fırsatta ringi devirir, meydanı halka açarsınız...Taş atmakla kol yorulmaz...Vesselam...