AKP ve Erdoğan’ın savaş politikaları Türkiye’yi adım adım batağa sürüklüyor. Kuzey Kürdistan’da çok büyük bir savaş ve soykırım yürütülürken, Fırat’ın batısında ise başka bir savaş cereyan ediyor. Birbirini izleyen, kendi içinde gömülmüş onlarca kesim küme küme bir direnç sergiliyor. Hepsi de kendi içinde yalnız, güçsüz ve beklentili.
AKP’nin 1 Kasım seçim zaferinin en belirgin yanı toplumu kutuplaştırarak sonuç almasıydı. HDP’yi hedef tahtasına koyan Erdoğan ve AKP Hükümeti, HDP düşmanlığı üzerinden toplumu ikiye böldü. Zira HDP sadece Kürtlerden oluşmuyor, Suruç ve Ankara katliamları ile sosyalist, demokratik kesimlerin susturulması hedeflendi. CHP’den bahsetmiyorum bile çünkü demokratik anlamda varlık göstermemeye yeminli bir parti ve halen aynı pozisyonda. Velhasıl, AKP-MHP ortaklığı karşısında HDP kaldı. Yani faşist cepheye karşı HDP bileşenleri ayrı bir yerde durdu. 1 Kasım seçimlerinde sonuç alan bu politika, daha da genelleştirilerek toplumun her kesimine uygulanmaya başlandı. Böl parçala, yalnızlaştır, etkisizleştir ve ez.
Tablo tam olarak şöyle gözüküyor;
HDP’yi Kürdistan’da sıkıştırarak, Kürt karşıtlığı üzerinden sonuç almak isteyen AKP’nin Temmuz ayında başlattığı savaş, çok kapsamlı ve çok yönlü bir şekilde yürütülüyor. Özyönetim alanlarında AKP saldırıları karşısında ciddi bir direniş var. TSK neredeyse gücünün önemli kısmını Nusaybin, Gever, Şırnak’a yığmış durumda. Devlet kentleri yakıyor, yıkıyor. Kullanılamaz hale getiriyor. Halkı göçertiyor.
Öte yandan HDP ve DBP başta olmak üzere bütün kurumlara dönük soykırım operasyonları hız kesmeden devam ediyor. Neredeyse belediye eşbaşkanları, il ve ilçe eşbaşkanlarından tutuklanmayan çok az sayıda yetkili kaldı. HDP milletvekillerinin dokunulmazlığı tartışılıyor, oysa devletin askeri, polisi, hükümeti zaten fazlasıyla dokunuyor. Rencide ediyor, itibarsızlaştırmak istiyor. Yine bir yandan ‘acilen kamulaştırma’ kararıyla işgal alanları genişletilirken, belediyelerin iş makinalarını bile kullanmasına izin verilmiyor. Kuzey Kürdistan toplumu ise bu saldırılar karşısında ayakta kalma çabası içerisinde. Dayanışma her geçen gün artmasına rağmen, kanımca büyük resim görülmemekte. Şöyle bir durum yansıyor; sanki bu son derece lokal ve bir süre sonra bitecek gibi bir hava var.
Kısacası AKP’nin savaş konseptinin kapsamı ve karakteri ya çok anlaşılmıyor, ya da ciddi bir çaresizlik var. Oysa bütün uygulamalar İttihat ve Terakki’nin uygulamalarını çağrıştırıyor. Adeta seferberlik ilan edilerek, AKP-MHP öncülüğünde faşist, militarist bir ittifaklar geliştiriliyor. Gelinen aşamada AKP’nin anti demokratik politikalarını konuşmak, bunun üzerinden değişimi düşünmek safça kalmaktadır. Kürdistan’da çok yönlü yaşanan savaş soykırım sinyalleri verirken, AKP’den demokratik dönüşüm beklemekte artık hayaller alemindeki yerini almış durumda.
Fırat’ın batısında ise daha iyi bir tablo yok. Bir yandan hırsızlık, yolsuzluk, çocuklara dönük cinsel istismar olayları, tecavüz, kadın cinayetleri, işçi kıyımı, ekonomik sorunlar derken ahlaki değer yargılarında ciddi bir aşınma yaşandı ve yaşanıyor. Toplum Kürt düşmanlığı üzerinden Kürdistan’da yürütülen soykırım politikalarına sessiz bırakılıyor.
Demokratik duyarlılığı olan kesimler ise yargı kıskacına alındı. Akademisyenler, gazeteciler, sendikalar, kadınlar, avukatlar, öğrenciler yargı eliyle susturuluyor, hapse atılıyor.
Şavaş ve baskı altında olan bütün kesimler kendi içerisinde yalnız, kendi yağıyla kavruluyor. Kürtler ayrı bir yerde mücadele ediyor. Akademisyenler, gazeteciler, avukatlar kendi meslektaşlarını kurtarmaya çalışıyor. İnsan hakları kurumları, kadın örgütleri kadınları ve çocukları kurtarma çabası içerisinde. Sendikalar işçi kıyımıyla mücadele ediyor.
Tek tek böyle sıralayınca ‘çok ciddi bir muhalefet ve mücadele var’ diyesi geliyor insanın. Ve bu duyarlılık, çaba çok önemli. Ancak tablo tam bir sonuç da vermiyor. Çünkü oldukça parçalı, birbirinden kopuk, hatta her kesim kendi içinde yalnız. Dolayısıyla enerji birikimi olmuyor ve birçok kesimin itirazına rağmen AKP kuzey Kürdistan’da soykırım politikalarını sürdürürken, Türkiye kentlerinde ise faşist zihniyetini kurumlaştırıyor. Son derece planlı ve adım adım yürütülen bu konsept önemli oranda sonuç da alıyor. Anlaşıldığı kadarıyla bu politikalar lokal ve belli bir süreyi kapsamıyor. Tam da söylendiği gibi bütün toplum AKP ve Erdoğan tarafı oluncaya kadar da devam edecek. Dolayısıyla AKP’nin kendiliğinden duracağını beklemek bir yanılgı olacaktır. Ancak ortak mücadele gelişirse sonuç alıcı olabilir. Aksi halde 21.yüzyılın en büyük katliamına suç ortaklığı edecek olan bu kez, bu parçalılık olacaktır.