Gazetede, eğilimli bir arazide kurulu bir bina. Kaleyi andırıyor. Burçları da var. Pencereleri demir örülü.
Giriş kapısının merdiven başları, pencereler, burçlar kum torbaları örgüsü. Altında bir Atatürk heykeli. Heykel korunak içinde.
Hemen üstündeki seti boydan boya kaplayan ve Atatürk’e ait olduğu söylenen “vatan bir bütündür, bölünemez” sloganı, ironileşiyor.
Burası, Şemdinli’de TC’nin varlığını, hükmünü belirleyip, simgeleyen Kaymakamlık binası. TC, orada kum torbalarının gerisi, namluların gölgesinde saklanıyordu.
Kale gösterişli bina, Kürdistan’da miadını doldurmuş TC’nin, ironik son narasını andırıyordu.
Fotoğrafa bakarken, özgürlüğe susamış, bu uğurda “ölüm nereden ve nasıl gelirse gelsin” haykırışıyla ayaklanmış mazlum ve masum halkların zafer çığlığını duyar, işgalci zalimin öne düşen başını görür gibi oldum.
Hindistan’da, kendini kum torbaları arasında hapseden Britanya imparatorluğunun sliuetini görür gibi oldum. Kara Afrika kıtasının verimli topraklarını aralarında bölüşüp işgal eden Avrupalı beyaz adamın giriştiği sivil katliamlarla da, nefret selini, durduramayınca, son çare olarak, kuma gömülen adam olmuştu. Kale muhkemiyetiyle inşa ettikler, binalara sığınmış, kum torbalarının ardında saklanmışlardı.
 Fransızlar Fas, Tunus ve Cezayir’de, ağırlıklarını da geride bırakıp, kum torbalarının gerisinden gölge gibi süzülerek, kaçışmıştı. 
Çağın baş edilmez teknolojisiyle direnen Amerikalılar, Saygon’daki son anlarını kum torbaları arasında geçirmişlerdi.
Tarihin dokusu böyle. Direnen öfkeyi, kum torbaları da durduramıyor. İrlanda’da bugün, kum torbalı eski korunaklarda mutluluk şarkıları söyleniyor.
TC’nın yakın müttefiği, Recep Tayyip-Gül ikilisinin can dostu, dünyaca soykırım suçundan aranan Sudan’ın goril Generali El Beşir de, zulmüne yenildi.
“Vatan bir bütündür, parçalanamaz” sloganı gülümseten ironidir.
Çünkü, bir ülke topraktan ibaret değildir. Onu anlamlaştıran, ruh veren, sevda bağıyla bağlı insanları, halkıyla bir bütündür. İşgalcinin silah zoruyla tutunup, saklandığı yer onun değildir. Bunun adı gasptır. Gasp edilmiş topraklar, eğer onun sevdalısı sahiplerinin öfkeli kuşatması altındaysa, gaspçıyı kum torbaları koruyamaz.
Bu böyle…
Fotoğraf karelerinde yok, ama Kürdistan’daki bütün kışla, karakol ve savaş merkezleri aynı durumda. İçeriye ışık sızmıyor, kimsecik kendi kimliğiyle halka yanaşamıyor. 
İşgal gücünün “pür hali meali” böyleyken “bütünlük” sloganları kocaman bir yalandır. Hiç bir zaman da olmadı. Hangi müşterek var ki, Kürtler bunlarla bütünlük içinde olsun!..
Bütünlük olduysa, Kürtlerin ta başından beri verdiği kurtulma mücadelesi neyin nesi? Bütünlükse dağı, taşı, ormanları, ekili ve dikili arziyi yangına verme neden? Köylüleri yurtlarından sökmenin adı ne? Hangi devler topraklarına bunu reva görüp, “vatandaşım” dediği insanları, kendi ülkesinde mültecileştirir?
Bütünleşme varsa, pasaportsuz girildiği için Türk kesimine geçen Kürtlerin ırkçı linç saldırılarına uğramasının adı ne? Pasaportsuz yabancı gibi sınır dışı edilme, hangi bütünlüğün haritasında vardır.
Demek ki, bütünleşme yok, Kürdistan’da işgal gücü ve Türk kesimine geçmiş düşman Kürt vardır, o coğrafyada!..
TC’nin yüzbinlerce kişilik silahlı güçle tutunmaya çabaladığı Kürdistan’ın önemli bir bölümü gerillanın denetiminde. Denetim üçüncü haftaya girdi, ama onlar hala, nereden ve nasıl geldilerinin tartışmasıyla meşgul.
Küfür ile kum torbaları bir araya geldiğinde, gerisinde Kürdistan mücadelesinin geldiği aşama ortaya çıkıyor. Ayaklanmış bir halk korkudur, bu.
Başbakan Recep Tayyip ve zaptiye başı İdris Naim, olan akılları da uçmuşçasına şaşkın, küfrediyor, gerilla kayıpları konusunda dayanağı olmayan, kanıtı bulunmayan yalandan rakamları bir araya getirip, devlet adamına değil, çetebaşına yaraşanlıkla, kendi kamu oyuna moral vermeye çalışıyorlar.
Generali ordu komutanı, tecavüz ve işkenceden mahkum olmuş polisi terörle mücadele şefi yapan, sivil Kürtlere gaz bombalarıyla saldırıp, toplu tutuklamalarla şiddetini, hepsini zindana tıkma hamleleriyle hiddetini göstermeye kalkışan, kendine benzetme güdüsüyle Suriye’ye sürdüğü sabıkaların yakaladığını kurşuna dizmesi, tecavüz ve talan terörü Amerikan Dışileri Bakanı Clinton’ın bile sabrını taşıranların insan öldürmekle övünmeleri normaldir; yakışandır.
Irkçılığın Kürt düşmanlığı ayağında AKP ve MHP ile yarışan CHP’nin, savaş alanı kıyısına gidebilen temsilcisi, gerçeğin çelik dinamiği, Kürt kalkının bütün olarak ayaklanmasından habersizlikle, gerillanın kendi halkıyla iç içe olduğunu “keşfettiğini” söylüyordu. Zekaya bakın siz!..
Oysa, gerilla ile halkın iç içeliğini, dünyanın en geri zekalısı biliyor. Kimi kardeş, kimi evlar. Evladını, kardeşini yediren, içiren, barındıran, dinlenip, uyurken nöbete duran…
Kum torbaları bölünmüşlüğün fotoğrafı değilse, neyin simgesi?