Ve tarlada onlarca siyah karartı. Hepsi çarşaf… Yine geçenlerde bir grup kadın ve zılgıtlarla, çarşaflarını yaktılar… Tüm bunları Minbic’i özgürleştirme hamlesinde gördük… DAİŞ zulmünden kurtulan kadınların ilk tepkileri “çarşaf” ile oluyor.
2016’nın ve onlarca yılın en anlamlı en değerli eylemlerinden, görüntülerinden biridir bence o tarladaki çarşaf mezarlığı… Çünkü tek başına savaşın kaderini, mahiyetini tayin edici doneler içeriyor.
Biraz geriye giderek 50’li yılların Cezayir’inde yaşananları bugün tekrar okuyabiliriz. Cezayir Bağımsızlık Savaşı başlarken bir özel savaş konsepti olarak şu karar alınır: “Cezayir toplumunu kendi yapısı içerisinden, kendi mukavemet kaleleri içinde vurmak istiyorsak, her şeyden önce kadını fethetmeliyiz, gizlendikleri çarşafın içinden, saklandıkları evden onları çıkarmalıyız.”
O dönemde çarşaflı gezen kadınları, kültürel bir kod olarak onu bundan kopartarak kendine benzeterek başarı sağlayacağını düşünmektedir sömürgeci Fransa…
F. Fanon, “çarşaf” üzerinden savaş - sömürge okuması yapar. Şunu der: “Çarşaf etrafında yoğunlaşan sömürgeci taarruzuna karşı sömürge insanı çarşafı bayraklaştırır.”
Cezayirli kadın beklenmedik şekilde evden çıkar, hem de çarşafı atarak… Tam da Fransa’nın düşlediği gibi… Tek bir fark vardır…
Çarşafını atan kadın, eline aldığı lüks çantanın içini de bomba doldurmuştur. Dışarıdan gayet modern görünen bu “kadına”, kimse dur demez, arama yapma gereği duymaz. Darbe ağır olur!
Onlarca patlama… Yüzlerce kayıp…
Çarşaf silaha dönüşmüştür.
“Avrupalıların semtlerine çırılçıplak giren Cezayir kadını, vücudunu yeni baştan öğrenir, onu tamamen devrimci bir yere oturtur” diye devam eder Fanon…
Bir savaşın kaderi çarşafla değişmiştir.
“Cezayir Savaşı” adlı film bu çarşaf konusunu da işler. Etkileyicidir, izlenirse (izlemeyen varsa) savaşın anatomisine dair çokça şey görülecektir. Pentagon’un kendi komutanlarına izlettirdiği tek savaş filmi olduğu söyleniyor…
Minbic’e geri dönersek...
Aynı sömürge vahşetinin farklı bir hali ile karşı karşıyayız. Asimile etmek, yok saymak, tahakküm kurmak için bu sefer “çarşaf” giydirilmektedir… Zihniyet aynı, uygulama farklıdır. Minbic’teki kadınların kurtuluş sonrası direk çarşafa yönelmeleri sıradan bir sevinç, anlık bir reaksiyon değildir. Tarihsel bir tepki, geçmişle bağ kuran bir diyalektiğin tezahürüdür…
Burada da çarşaf bayraklaştırılmış, düşmanın yüzüne silah olarak çevrilmiştir. Onu zorla giydiren (ya da zorla çıkartmak isteyen) aklın yenilgisi de çarşafta gizlidir. Zaferi tamamlanmak üzere olan Minbic hamlesi şimdiden tüm bu kadınlara ve elbette küçük Leyla’lara kutlu olsun.