Demokratik Özerklik hamlesinin bir parçası olan boykotun bu yıl her yıl olduğundan daha anlamlı ve önemli olduğunu, bunun için daha güçlü sahiplenmek gerektiğini söylemek gerekir. Kürt halkı bu süreçte büyük fedakârlık ve direniş içerisinde kendi öz yönetim sistemini oluşturmak için mücadele etmiş ve bedel ödemiştir. Tüm bu direnişin temelinde kuşkusuz kendi sistemini oluşturma hedefleridir. Demokratik ulus inşasının en temel taşı kendi anadilinde demokratik eğitim sistemini kurmaktır. 

Bu yıl okulları boykot etmek, geçen yıllarda anadil eğitim hakkı için yürütülen boykot hamlelerinden daha farklı olmaktadır. Siyasi yönü kadar bir inşa çalışması olarak bakılmalıdır. Boykot dönemsel bir eylem tarzı olarak ele alınmamalı, öyle de görülmemelidir. Yani salt çocukları okula göndermeme, basit bir protesto eylemi gibi bakmamak gerekir. Bununla sınırlı kalması çocuklarımızı bu asimilasyon okullarına mahkum bırakmak anlamına gelir. Daha nereye kadar çocuklarımız kendi dilinden, kültüründen ve topraklarından uzak kalarak kendisine yabancılaşacak? Ona ait olanın yasaklanmasını daha nereye kadar kabullenecek? İnsan için dil, yaşayan bir olgudur. Ve bu olgu kullanılmadığı takdirde yok olmaya mahkumdur. Artık kendi anadilimizde eğitim görme hakkımızı kimse elimizden alamaz diyebilmeliyiz. Faşist T.C devletinin her türlü saldırı ve inkarlarına rağmen kendi anadilimizde eğitim görme ve kendi okullarımızı inşa etmekte ısrarlıyız demeliyiz.

Demokratik ulus inşası kendi eğitim sistemimizi örgütlemektir. Tıpkı Kürdistan’ın bazı illerinde Amed, Cizîr ve Gever’de olduğu gibi somut pratik adımlar atarak cevap olmak gerekir. Kürdistan’ın her yerinde kendi okullarımızı daha da yaygınlaştırmak ve devletlerin tekçi eğitim sistemlerini artık ret etmek çocuklarımızın sağlığı için önemli olmaktadır. Düşmanın hiç kuşkusuz karşı çıkışı ve saldırıları olacaktır, nitekim Lice buna örnektir. Devlet, Kürt diline yönelik tahammülsüzlüğünü en ufak bir fırsatta dahi gösterecek, inkar politikasında ısrar edecektir. Fakat buna karşı toplumun yapacağı görev ve sorumluluk, varoluşun temel aracı olan anadilde eğitim kurumlarını il, ilçe ve mahallelerde örgütlemesi ve salt çocuklar için değil, toplumun her kesimine anadilde eğitim alanlarını geliştirmesidir. Çocukların eğitimi devletlerin değil, toplumların sorumluluğundadır. Ancak bu şekilde tekçi, iktidarcı zihniyete karşı mücadele edilebilir.

Zira anadilde eğitimin yaygınlaşması ve olumlu sonuç alabilmesi için de eğitim sistemimizin çok planlı, disiplinli ve demokratik, ekolojik, cinsiyet özgürlükçü bir anlayışla yürütülmesine önem verilmelidir. Halkımız kendi eğitimini kendisi verebilecek, kendi ihtiyaçlarını kendisi karşılayabilecek bir potansiyele ulaşmış, bu imkan ve koşullar doğmuştur. Öyleyse burada herkesin ve her kesimin üzerine düşen birincil görev bu boykota aktif olarak katılmak ve evrensel hakkı olan bu istemini hayata geçirmektir. Demokratik ulusun eğitim modelini Bakurê Kurdistan’dan başlayarak her yerde örgütleyelim, özgür yaşamı inşa etmenin zihniyetini eğitim sistemlerimizle güçlendirelim.

Demokratik ulusun eğitim sistemini, anlayışını ve yaklaşımını belirlerken de temel ilke hiç kuşkusuz devlet-iktidar sistemlerinin tekçi, egemenlikli ve asimilasyonist eğitim politikalarını tümüyle ret etmek olmalı. Bu durumda çocuklarımız kendi anadillerinde eğitim gördükçe doğru biçim ve görünüm kazanabilirler. Özgür bir insan zihniyetine, ahlaki-politik toplum olma vasfına ancak kendi anadilimizle göreceğimiz eğitimle ulaşılabilinir. Öyleyse kendi okullarımızı inşa ederken en dikkat edilmesi gereken nokta, anadilde eğitim sistemimizde tarih ve kültürlerin korunması ve öğretilmesi olmalıdır. Ahlaki-politik toplumun esasları temelinde eğitim sistemimizi inşa etmeliyiz. Bu zihniyet, bilinç ve kararlılıkla başta çocuklarımızda ve toplumun her kesiminde iradeyi açığa çıkararak ancak anti toplumcu zihniyetlere karşı mücadele edebiliriz. Bir birey ve toplum inşa edebiliriz. Çocuklarımız için oluşturulacak okullar  -anaokulundan üniversiteye kadar- en başta bireyci, bencil, cinsiyetçi ve anti ekolojist düşüncelerden uzak, dayanışmacı, kollektif, farklılığa ve çeşitliliğe saygı gösteren bir yaşam felsefesiyle eğitilmelidir. Yani eğitimin temelinde ezber değil, tamamen yaşamla birlikte pratikleştirerek öğrenimini esas almalıdır. Öz itibariyle anadilde eğitim sistemini demokratik özerklik mücadelesinden ve inşasından kopuk ele alamayız. Bizler ne kadar kendi eğitim sistemlerimizi oluşturursak o kadar faşist, tekçi, iktidarcı zihniyetlerden kendimizi arındırır,  o kadar özgür bir topluma ulaşabiliriz.