
Öz yönetimin ilan edildiği merkezlerden biri olan Cizre Kent Meclisi Eşbaşkanı Mehmet Tunç, öz yönetimin bir süreç olduğunu belirterek, “kendi örgütlememizi inşa ederek, ekonomimizi, savunmamızı kendimiz alacağız. Bunun bir günde olmayacağını da biliyoruz ama hazırlıklarımız başladı” dedi. Tunç, “nereden çıktı bu öz yönetim” diyenlere de, “Kürtleri akvaryumdaki balığa dönüştürmüşler. ‘Ya aç kalacaksın, ya MİT olacaksın, ya korucu; ya da sana yaşam hakkı olmayacak’ deniyor. dayatması söz konusudur. Öz yönetim, 200 yıllık adaletsizliği artık kabul etmeyecektir” cevabını verdi.
Kürdistan’da giderek yayılan öz yönetim ilanlarıyla birlikte, Şırnak’ın Cizre ilçesinde yeni bir serhildan hamlesi başlatıldı.
3 yıllık çatışmasızlık ortamını bitiren AKP hükümetinin savaş politikalarına karşı ilçedeki çok sayıda kurumdan oluşan Kent Meclisi, ‘Öz Yönetim’ ilanını deklare etti.
90’lardan bugüne hep faili meçhuller, yargısız infazlar, ardı arkası kesilmeyen askeri ve siyasi operasyonlarla anılan Cizre sokaklarında da gençler hendekler kazarak, barikatlar kurarak mahallelerini devletten koruyor.
En az 7 kişi katledildi
Gençleri bugün hendek kazıp, devleti tanımamaya getiren sürecin kırılma noktaları söz konusu. Bunun başında ise devlet şiddetinin kendisi geliyor. Bugün sokakta nöbet tutan gençlerin akrabaları, kardeşleri, arkadaşları bir bir katlediliyor. Son birkaç ay içerisinde öldürülen Yasin Özer (19), Zeki Ala (31), Barış Dalmış (15), Ümit Kurt (15) Nihat Kazanhan (16), Abdullah Özdal (21) ve Hasan Nerse (17) bunlarından sadece bazıları. Ardı ardına işlenen bu cinayetlerin failleri ortaya çıkarılıp hesap sorulmadığı için her seferinde yeni bir cinayete kapı aralayıp, onay veriliyor. Gençler de “Bu hendekleri kazmazsak, hepimiz birer birer şiddete maruz kalacağız, ya da öldürüleceğiz” diyor.
Nur, Yafes, Cudi, Sur ve Konak başta olmak üzere 10 mahallede nöbetler tutuluyor.
Meşru bulmuyoruz
Adını vermek istemeyen Nur Mahallesi Halk İnisiyatifi Gençlik Birimi Üyesi, artık polislerin uyguladığı şiddete izin vermeyeceklerini belirterek, kendilerini tanımayan devletin kurumlarını da meşru görmediklerini vurguluyor. “Onlar Kürt halkını yönetme hakkını kendilerinde bulsalar da Kürt halkı AKP’ye bağlı hiçbir kurumu kabul etmeyecektir” diyor.
Devam eden bir süreç
Kent Meclisi Eşbaşkanı Mehmet Tunç, öz yönetim ilanının aslında 2005 Newrozu’nda deklare edilen halkın kendi kendisini yönetme kararının bir devamı olduğunu belirtiyor.
Tunç, “Geldiğimiz aşamada halkımızın, sivil toplum örgütlerimizin, kurum ve kuruluşlarımızın görüşlerini alarak, Kent Meclisi olarak bu kararı almış bulunmaktayız. Şimdi son dönemde özellikle emniyetin halka yönelik tutumunu ele alalım; DAİŞ, polislerin arasında mı? Kim bunu biliyor? Çeteler var mı? Kim biliyor? Paralel güç var mı? Kimse bilmiyor. Kürdistan’da özellikle Cizre’de bunların kimi öldüreceği bile meçhuldur. Onun için devlet içerisine sızan bu kesimler temizlenmeyene kadar biz bu kesime karşı karar almış bulunmaktayız” diye konuştu.
AKP güdümlü kurumları red
Öz yönetim ilanıyla ilgili bir düzeltmede de bulunan Mehmet Tunç, “Devleti tanımıyoruz demedik. AKP hükümetinin güdümünde bulunan kurumları tanımıyoruz. Bu kurumlar kaymakamlık mı olur, valilik mi olur, polis mi olur, bizim için fark etmiyor. Halkımızı yok sayan AKP hükümetine bağlı hiçbir kurumu tanımayacağız” diye belirtiyor.
Adaletsizliği kabul etmiyoruz
“Cizre-Botan halkı olarak kendimizi yöneteceğiz, biz kendi örgütlememizi inşa ederek, ekonomimizi, savunmamızı kendimiz alacağız” diyen Mehmet Tunç, 200 yılı aşkın bir süredir Kürtlere uygulanan politikaları hatırlatarak şunları söylüyor:
“Kürtleri akvaryumdaki balığa dönüştürmüşler. Kürtlere; ‘ya aç kalacaksın, ya MİT olacaksın, ya korucu olacaksın, ya da sana yaşam hakkı olmayacaktır’ dayatması söz konusudur. Kürdistan’da GAP Projesi bulunuyor. Bu proje Tekirdağ gibi bir ilde olmuş olsaydı biz inanıyoruz ki, her türlü eksikliği giderilmiş ve üretime başlatılırdı. Ancak Kürdistan’da olduğu için bir milyar dolar paraya ihtiyaç var, onu da karşılamıyorlar. Kürt halkı hep ona muhtaç kalsın diye ajanlık, koruculuk yapma mecburiyeti dayatılıyor. Oysa 7 milyar dolar harcayarak enerji barajına dönüştürebiliyorlar. Silopi BOTAŞ’ta üretilen elektrik dahi kente verilmiyor ve yaz aylarında Silopi elektriksizdir.
Bıçak kemiğe dayandı
Kürdistan’da üretilen tüm zenginlik kaynakları Türkiye’nin değişik kentlerine veriliyor, dış ülkelere bu üretim ithal ediliyor ama Kürtler bu haklardan mahrum bırakılıyor. İşte öz yönetim anlayışı bu adaletsizliği artık kabul etmeyecektir. Artık bıçak kemiğe dayanmıştır. Bunun için AKP’nin polisini kaymakamını tanımıyoruz diyoruz.”
Tüm tehdit ve baskılara rağmen geri adım atmayacaklarını söyleyen Mehmet Tunç, öz yönetimin bir süreç olduğunu tekrar vurgulayarak, “Bir günde sistemimizi inşa edemeyeceğimizi de biliyoruz, fakat kooperatiflerimizi kurmak için ekonomi, iktisadi kurumlarımız da başta olmak üzere tüm kurumlarımız harekete geçmiş bulunmakta, üretim için çalışmalarımız bulunmaktadır. ‘Öz Yönetim’ inşasının adım adım hayata geçirilmesi için ilerliyoruz” diye konuştu.
FERHAT ARSLAN/ANF/ŞIRNAK
Ceylanlar ölmesin diye…
90’lı yıllarda devlet eliyle yakılıp yıkılan, zorla göç ettirilen merkezlerin başında gelen Lice’de polis şiddeti sınır tanımıyor. Evleri ve işyerlerini tarayan, hastane basan devlet aygıtlarına karşı Liceliler de “Bu saldırganlık karşısında özyönetim, özsavunma dışında çare kalmıyor” diyerek mahallelerde öz savunmaya geçti.
Havanın kararmaya başlamasıyla kepenklerin bir bir inmeye başladığı ilçede, mahalle aralarında ise sadece kapı önlerinde oturan ve yüzlerinde yaşadıkları acının izlerinin çok kolay bir şekilde görüldüğü beyaz eşarplı anneler ve küçük çocuklardan başka kimse görünmüyor.
2009’da hayvan otlatırken havan topu mermisinin isabet etmesiyle bedeni paramparça olan 14 yaşındaki Ceylan Önkol’un o dönemdeki yaşıtları ve 2013 Haziran ayında kalekol protestosunda askerlerce katledilen Medeni Yıldırım’ın okul ve mahalle arkadaşı olan gençler ise, “Başka Medeni ve Ceylanlar ölmesin” diyerek mahallelerini koruyor.
Geçtiğimiz günlerde Karahasan Mahallesi’nde hendek kazmaya başlayan gençlere saldıran özel hareket polisleri, 4 evi kurşun yağmuruna tutmuş, içeride bulunanlar ise yere yüzükoyun yatarak katledilmekten kurtulmuştu. Hastanenin yaklaşık 200 metre ilerisinde bulunan eczanede çalışan ve yaşananları merak edip eczanenin kapısına çıktığı esnada polislerce vurulan Zana Kumral ile Kumralı’yı kucağında taşıyarak hastaneye götüren Nurettin Bayhan’ın bulunduğu hastane aynı gece polislerce basılıp terör estirildi. Yaşananlar hakkında konuştuğumuz ve “Bizi tehdit ettiler. Kameraya konuşursak başımıza kötü şeyler getirirler” diyen hastane personellerinin anlatımları polis terörünü gözler önüne seriyor. İlçede 1990’lı yıllarda yaşananları anlatabilecek kelimelerin olmadığını söyleyen 55 yaşındaki ilçe esnaflarından Baran Şahin, “7 Haziran seçimlerinden sonra 90’ların 10 katını yaşatmaya çalışıyorlar. Saraydan emirler yağdıran Erdoğan buralarda terörün estirilmesine neden oluyor. Tüm yaşanlara rağmen barışı haykırıyoruz ama onlar savaşta ısrar ediyor. Bu saldırganlık karşısında özyönetim, özsavunma dışında başka çare kalmıyor” dedi.
NURİ AKMAN/DİHA/AMED