BDP İstanbul Milletvekili Sırrı Süreyya Önder, İçişleri Bakanlığı bütçesi üzerine konuştu. Önder’in konuşmasına İçişleri Bakanı İdris Naim Şahin ve AKP’liler müdahele edince tartışma yaşandı. İşte Önder’in konuşması ve yaşanan tartışmalar:


Ta ezelden Kürt meselesi

“En yakından ilgili olduğumuz bir bakanlığın bütçesi görüşülüyor. Karşı karşıya olduğumuz mesele sosyal, kültürel, inançsal, insani bir sürü veçhesi olan bir mesele ama ta ezelden beridir Kürt meselesi. Aldığı bütün eğitim, dost kuvvetler-düşman kuvvetler, suçlu ya da sanık-masum gibi iki keskin hatta ayrılmış, doğası gereği de böyle olmak zorunda olan birimlere emanet ediliyor bu sorun. Bunun adına “güvenlik konsepti” deniliyor, işin sonuna “konsept” takınca da matah bir şeymiş gibi kulağa geliyor.
Şimdi, biraz bunu değerlendireceğiz…

İki temel yalnış sav

Yaygın çevrilen iki tane sakız var ağızlarda. Bunlardan birincisi: “BDP siyaset yapmıyor.” Bu bizim çok sık karşılaştığımız, çok sık söylenince de gerçekmiş gibi zannedilen bir itham. BDP’nin siyaset yapmadığını, BDP hariç şöyle şu blok olduğu gibi dile getiriyor. Niye? Niye böyle deniyor? Bunda bir gerçeklik payı var mı? Gerçekten biz de düşünüyoruz “Biz, siyaset yapma sözü ve vaadiyle halktan oy istemişiz, buraya gelmişiz, eksik bıraktığımız bir şey var mı?” diye.
Siyaseti size unutturdular. 12 Eylül, herkes kendi siyasal partisinin 12 Eylül’den önceki politika yapış tarzına, biçimine, içeriğine baktığında bunların tümünün en kristalize halini BDP’nin bugün yaptığını görecektir. Sizin yaptığınız siyaset olmayınca, bizim yaptığımızı siyaset dışı bir şey zannediyorsunuz. Ne yapıyor bir BDP’li vekil? Bir BDP’li vekilin bir günü, bir haftası, bir ayı nasıl geçer? Burada, tüm komisyonlarda, vekil az, komisyon çok olduğu için fazladan diğer komisyonlarda da görev almak şeklinde en devamlı üyeleriz ve hepsinde birer vekille temsil ediliyoruz.

BDP’liler ne yapıyor?

Kabul edin ki, şurada dişe dokunur, batne cila, ufuk açan, perspektif geliştiren, özgünlüğü olan, yaygara yapmadan derdini derli toplu anlatan en nitelikli önermelerin sahibidir bu grup.
Başka ne yapar? Yaklaşık 3 milyon seçmenimiz var. Sizin birçoğunuzu seçmeniniz tanımaz, sizin partilerinize oy verdiler -önseçimle gelen belli milletvekili arkadaşlarımızı bundan vareste tutuyorum, sistemin kendisi böyle, medyada bilinirliği olan birkaç milletvekilini de çıkarsak- İstanbul özelinde, gidin bir AKP’li, bir CHP’li, bir MHP’li seçmene sorun, vekillerinin belki, en fazla ismini biliyorlar.
Bir BDP’li vekil bu 3 milyon seçmen tarafından tanınır; ismiyle, şahsiyetiyle, özelliğiyle, erdemiyle, zaafıyla, her yönüyle bilinir bu vekiller. Biz de bunları ev ev, sokak sokak, cezaevi cezaevi -çünkü artık olağan suçlu durumundalar, kriminalize edildiler- hepsini biliriz. Siyaset böyle yapılır. Bizlerin gaza, değişik fiziksel şiddete, itibarsızlaştırma operasyonlarına muhatap olmamız olağan bir uygulamaya dönüştü, size de doğal geliyor. BDP’li vekil varsa gaz yer zaten. İşte, mesela, bir BDP’li vekil kendisi gaz yemeden o itiraz alanı neyse, o dile getirme alanı neyse seçmenine bir tek gaz yedirmez, kenara çekilmez, onun meydana gelmemesi için her şeyi yapar ama eğer yenilecekse de ilk gazı o yer. Siyaset böyle yapılır. Derdiyle ağlayıp, sevinciyle hemhâl olarak yapılır siyaset. Birçok siyasi parti artık bir şirket hüviyetinde. Bir ikbal, bir istikbal umudu olmadan sizde bir bardak suyu şuradan şuraya götürecek az adam bulursunuz, herkesin bir hesabı vardır. Bunlar da mermiye kafa atıyorlar; seçmeniyle, vekiliyle, yöneticisiyle; biz. “Kürtler, BDP siyaset yapmıyor.” BDP siyasetin en hasını yapıyor.

Kürt milliyetçiliği sakızı!

Mesela, ağzınızdaki bir diğer sakız “Kürt milliyetçiliği” sakızı. BDP, blok olarak seçimlere girdi; Kürt milliyetçisi olmayalım, bu tehlikeye düşmeyelim, diye. Kaçınız bunun farkına vardınız? Bakın; sosyalistler var bu bloğun içerisinde, sosyal demokrat olanlar var, değişik inanç grubundan arkadaşlarımız var, değişik inançlara mensup arkadaşlarımız var. En fazla kadın vekil var. Hanginizde bu çeşitlilik var? Homojen, birbirine benzeyen… Şuradaki konuşmalar bile öyle yani birbirini tekrar eden, muhtemelen danışmanlar elinden çıkmış ya da bakanlık bürokrasisi tarafından verilmiş metinler okuyorsunuz. Siyaset böyle yapılır.
Bakın, bir parti, bir siyasal anlayış kendini milliyetçilik tuzağına düşürmekten alıkoymak için böylesine geniş ve hiçbir sayısal hesap yapmadan siyasal bir tutum alabiliyor. Bu mu BDP’nin siyaset yapmaması?
Bu toprakların –Allah aşkına söyleyin, elinizi vicdanınıza koyun söyleyin- en kadim meselesinin ne olduğunu hepimiz biliyoruz. Yıllardır birçok evladımızın canına sebep oldu. Hepsini rahmetle anıyorum; gerillasını, askerini, polisini, din görevlisini, hepsini. Şimdi, peki, hangi parti bu işe bir çözüm önerisi geliştirdi?
TÜLİN ERKAN KARA (AKP Bursa Milletvekili): AK Parti.
SIRRI SÜREYYA ÖNDER (Devamla): Öyle mi?
TÜLİN ERKAN KARA: Evet.
SIRRI SÜREYYA ÖNDER (Devamla): AKP’nin çözümü Saygıdeğer Hanımefendi, biraz önce o söylediğim güvenlikçi yaklaşım. “Benim artık Kürt sorunu diye bir şeyim yok, Kürt kardeşlerimin sorunu var” dedi ve Kürtler inanın bu “kardeş” lafından tiksiniyorlar, kusacaklar artık. Kardeşlik falan istemiyorlar. Niye istemiyorlar biliyor musunuz? Size göstereyim. Normalde sakin bir konuşma yapmayı, ufuk açıcı bir konuşma yapmayı düşünüyorum.

Bakın, bu bir tabut

Bakın, bu bir tabut. Bu bir tabut. Ölüden ve deliden hüküm kalkar. Bakın, burada TOMA’lar su, gaz bombalarıyla iki tabuta müdahale ediyorlar. Talep ne? Karşı çıkış noktası ne?
Talep şu: “Biz şu 500 metrelik yoldan yürüyerek bu cenazemizi defnedeceğiz” diyorlar. İtikadınız varsa -ilahiyatçı arkadaşlar var, size yardımcı olabilirler- “Ölüye rıfk ile muamele edin” der. Yumuşaklıkla.
Ben size başka bir tarihimizden… Bu yakın tarih, bundan on gün önce. Bu da annesi. Şimdi, General Bridges diye birisi var -hiç duydunuz mu bilmiyorum- Çanakkale Savaşı’nda. Burada çıkıp “Çanakkale” demek kolay. Biraz iki dakika tefekkür etseniz. Çanakkale Savaşı’nda Fransız generali. Asker bürokratlar var burada, bilirler. Hatıratını yazdı. Bir kolu ve bir bacağını kaybetmişti. Hatıratını yazdı, bir anekdot anlatır, onu paylaşmak istiyorum.
“Bir Fransız er yaralanmıştı, bir yoksul Türk askeri, derbeder bir Türk askerini gömleğini yırtarak onun yarasını sararken gördüm.” der. Bir tercüman bulurlar “Niye böyle yapıyorsun?” diye sorar. “Fransız askerinin yarası ağırdı. Elinde bir fotoğraf vardı, baktım, annesinin fotoğrafı herhâlde, yaşlı bir kadın fotoğrafıydı” der. “Benim anam yok, hayatta değil, onun annesi var, bari o ölmesin dedim” der, o gömleğiyle ona pansuman yapardı. Bir Fransız askeri, bu topraklarda işgalcilikten başka hiçbir hüviyeti yok. Ne tarihsel olarak, ne coğrafi olarak, ne kültürel olarak onun burada bulunmasının hiçbir gerekçesi yok. General ağlar, çünkü bakar ki aynı süngü yarası Türk askerinde de var ve oraya ot tepmiş. Hikâyenin sonu çok hazindir, ikisi birden ölürler orada. Bu, Fransıza reva görülen, bu da sizin “Kardeşim” dediniz mi Kürt’ün sövüyor gibi algıladığı Kürt kardeşinize reva görülen muamele. Siz, biz -ben de Türk’üm- bu topraklara gelmeden önce, Kürtler bu toprakların kadim halklarından birisiydi. Ne zaman öğrendiniz bu dilleri, kim öğretti size, nasıl bu kadar kaybettiniz endazeyi? Cenazeye bu yapılır mı, cenaze cemaatine bu yapılır mı?

Demokratik Özerklik önerildi

Kürtler siyaset yapıyorlar. İlk defa bunun için derli toplu bir şey önerdiler: “Demokratik özerklik” dediler. Bunu detaylandırdılar, halen de detaylandırmaya çalışıyorlar. Her türlü öneriye, katkıya, itiraza açık bir noktada duruyorlar, siz ne yaptınız? Herkes. “Akil adamlar” diyor muhalefet. “Bunun yeri Meclis’ti” diyor. Peki, Meclis’te ne yapacağız yani? Ben, Sayın Hamzaçebi, Sayın Şandır, Sayın Ünal oturup bunu konuşacak mıyız? Böyle yürümez, siyasi bir programla geleceğiz. Demokratik Özerklik, bu ülkede, bölünmüş olan bu ülkede Kürtlerin bu ülkeyi bütünleştirme çabalarıdır. Kürtler, federasyon ya da ayrılık ya da başka bir şey isteseler, bunu söylemekten imtina edecek adamlar değil. Halini siz biliyorsunuz, herhalde hepiniz buna kefil olursunuz. Motamot, neyi düşünüyorlarsa onu söyleyip bunun bedelini de bir gün “gık” demeden çeken insanlar.

Böyle kardeşlik olmaz

Kardeş kardeşe bunu yapar mı ya? Olmaz olsun böyle kardeşlik. Uzak akraba olalım bundan iyi eğer kardeşlik buysa. İşte onun için, Kürt’e “kardeşlik” dediniz mi aklına bu fotoğraflar geliyor. “Eşitlik” diyeceksiniz. Bırakın şu kardeşliği ya da manikürcü terimlerini, etmiş, tırnakmış falan… Bunlarla sosyolojik bir mesele çözülemez. Eşitlik kardeşim, en tılsımlı şey budur. Sık sık bu kürsüde dile getiriyorum. Horasan erenleri bu topraklara geldiklerinde atları yoktu, pusatları yoktu, silahları, orduları yoktu, hepi topu 100-150 kişilerdi. Bir tek sözle bütün Anadolu’ya yayıldılar: “Biz 72 millete bir nazarla bakarız.” dediler. 72 millete bir nazarla bakılmadığı için de karşılık buldular. Siz ne yapıyorsunuz? Bir Çamlıca camii rezaleti var. Herhalde benim itikatlar konusundaki hassasiyetimi biliyorsunuz. Oradaki mimar abla diyor ki: “72,5 metre yaptık minarenin boyunu çünkü 72,5 millet var burada.” Buçuk olarak herhalde Çingeneleri kastediyorsunuz. Halen daha buçukların derdinde olan bir anlayış. Bununla çözülmez.
Özerkliği Kürtler kendileri için istemiyorlar. Kürtler gerçekten, bizden daha bağımsız, bizden daha özgür bir hayat sürüyorlar çünkü sistemin bir adım da dışına çıktılar. Sistemin dışında durup yan yana durana yoksulluk yoktur, eziyet vız gelir, zulüm kar etmez. Dibin dibinin dibi! Kürt’ün en yoksulu bu harekete sürekli can suyu veriyor, çünkü “kardeşlik” derken, bölgede ağzından yellenen sizin o valileriniz, yöneticileriniz kol gezerken “Olağanüstü Hal kalkmış” diyorsunuz, “BDP siyaset yapmıyor” diyorsunuz. Peki, el insaf, size düşer bunun hakkını aramak.

Şiddet ile mesafe

Biz BDP olarak -Bakanlık burada, yetkilileri burada- Diyarbakır’da, seçildiğimiz günden bugüne; İstanbul’da, seçildiğimiz günden bugüne izinli -ki izin almak bile saçma- izin verilmiş, müsaade edilmiş bir tek toplantı yapamadık, bir tek basın açıklaması yapamadık. Bu mu “BDP siyaset yapmıyor?” Şiddetle arasına mesafe koyacakmış! Bununla mı koyacak? Siz siyasete alan açmazsanız, bu alan bir polisin zırhı ya da bir TOMA’nın süpürgesi mesafesinde olursa Kürt’ten neyi bekliyorsunuz, BDP’liden neyi bekliyorsunuz? Bir tek şunu murat ediyorsunuz: “Dokunulmazlıkla korkuturuz, hapisle korkuturuz, baskıyla korkuturuz.”

Kürtlerin umurunda değilsiniz

Bitmedi bu KCK operasyonu çünkü bütün Kürtler, BDP’ye oy veren bütün Kürtler politik kimliğe, ulusal demokratik kimlik bilincine sahip. Bütün Kürtler bitmeden de biteceği yok. “Biz bunu yaparız, bunlar da korkarlar, eksilirler” falan…
Bakın, açlık grevi sırasında en yoğun kitlesel katılımlı mitingleri yapan -ne tesadüfse- üç yerde tekrar KCK operasyonları yapıldı. Belediye başkanlarının, seçilmişlerimizin de içinde olduğu gözaltılar oldu.
Bununla olmaz. Kürtler özgürleşmişler. Gerçekten artık umurlarında değiliz. Ummayı bırakmışlar, ümit etmeyi bırakmışlar, bir de korkmayı bırakmışlar. Bir tek bir şey istiyorlar: “Halen bütünleşebiliriz” diyorlar. Bunun için de canını dişine takmış. Mahkemelerde suç delili olarak sayılan önermeleri ile özerkliği önermek, neoliberal sistemin fazileti üzerine burada saatlerce dil dökmek hiçbir suç teşkil etmeyecek. Bu gücü bu kadar…

ANKARA




İdris Naim laf atıyor

Bak, ben sana bir şey demiyorum, sen de bana bir şey deme. Oradan laf atıp durma.
İÇİŞLERİ BAKANI İDRİS NAİM ŞAHİN: Sen benim valime söylediğin sözü bir düşün.
SIRRI SÜREYYA ÖNDER: Valinizin bir vilayet…
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
SIRRI SÜREYYA ÖNDER (Devamla): Bir basın açıklaması için bütün meydanları yasaklamış bir vali sadece ağzından yelleniyordur.
BAŞKAN: Teşekkür ederiz Sayın Önder.
İÇİŞLERİ BAKANI İDRİS NAİM ŞAHİN: Cevabını alacaksın, o kadar.
SIRRI SÜREYYA ÖNDER (Devamla): Sadece ağzından yelleniyordur. Bunun başka hiçbir açıklaması yok. (BDP sıralarından alkışlar)
İÇİŞLERİ BAKANI İDRİS NAİM ŞAHİN: Terbiyeli konuş!
BAŞKAN: Teşekkür ederiz Sayın Önder.
SIRRI SÜREYYA ÖNDER (Devamla): Orada 15 tane seçilmiş vekil vardı. Biraz siz de kendi kendinize düşünün. Ya, bunları nereye kadar sıkıştıracaksınız, nereye kadar derdest edeceksiniz? Bak, şu sıra, 118 sene hapis yatmışız biz; görmediğimiz eziyet, işkence kalmamış.
BAŞKAN: Teşekkür ediyoruz Sayın Önder.
SIRRI SÜREYYA ÖNDER (Devamla): Başka bir yol bulun, bununla olmaz. Bizim derdimiz bütünleşmek, bu ülkenin ortak bir vatan…
BAŞKAN: Sayın Önder, lütfen…
İÇİŞLERİ BAKANI İDRİS NAİM ŞAHİN: Terbiyeli olmak lazım, o kadarını söyleyeyim, cevabını alacaksınız. (BDP sıralarından gürültüler)
PERVİN BULDAN (BDP Iğdır Milletvekili): Önce sen terbiyeli ol!
BAŞKAN: Sayın Önder, lütfen yerinize geçiniz.
İDRİS BALUKEN (BDP Bingöl Milletvekili): Sayın Başkan, uyarın bu bakanı ya!
PERVİN BULDAN: Terbiyesiz! Önce sen terbiyeli ol! Ayağımın yarası hala burada, senin valinin attığı gaz bombasıyla yaralandım ben.
İDRİS BALUKEN: Sayın Başkan, Sayın Önder konuşmasını yaptı, düşüncelerini açıkladı. “Terbiyeli ol” demek sizin haddiniz değil.
SEBAHAT TUNCEL (BDP İstanbul İstanbul): Terbiye size lazım!
SIRRI SÜREYYA ÖNDER: Bir gün Kürtler “Haydi, Allah’a ısmarladık” derler, ondan sonra oturup çok dövünürüz hepimiz. Haydi, Allah ısmarladık!
İÇİŞLERİ BAKANI İDRİS NAİM ŞAHİN: Bunların terbiyesiyle bağdaşıyor!
SIRRI SAKIK (BDP Muş Milletvekili):  Ya, yeter artık ya, buramıza getirdin! Allah aşkına yeter artık ya!
SIRRI SÜREYYA ÖNDER: İşgal altındaki bir yerde olur bu manzaralar. Ben terbiyeyi bilirim ama… (Şahin’e yanına kadar giderek fotoğrafları önüne attı)
BAŞKAN : Lütfen, Sayın Önder, lütfen…