Kendini unutmak ne?
Başkaları kim?
Hatırlanmak çok mu büyük mesele?
Bu sorular hayatın esaslı soruları.
Bu soruların yanıtlarının içinde "ben", "ailem", "mülküm", "param", "geleceğim" sözcükleri geçmez.
Yaşam da mücadele de tüm insanların, bütün toplumun özgürlüğü içindir.
"Ya hep birlikte özgürleşeceğiz ya da hiçbirimiz" desturu.
Kürt halkının uluslaşması ve özgürleşmesinin harcı olan bu ilke, günümüzde yoğun saldırılar altında, sağdan ve soldan tırtıklanarak dejenere edilmeye çalışılsa da, bir kültür olarak yaşamda ve ilişkilerde esas olmaktadır. Kürt Özgürlük Mücadelesi'nin son kırk yılında bu ilke bir yaşam biçimine dönüştü.
Yerel seçim tartışmalarının gündemleştiği bu dönemde, bu ilkeleri yeniden hatırlamanın da zamanıdır.
1979 yılında yapılan yerel seçimlerde, Hilvan'da Kürt yurtseverlerinin adaylarından Nadir Temel belediye başkanlığını kazanmış; Düre Kaya, Emine Hacıyusufoğlu ve Saadet Yavuz da Kürdistan'da ilk defa belediye meclisi üyeliği kazanan kadınlar olmuştu. Seçimlerden kısa bir süre sonra 12 Eylül darbesi gerçekleştiğinde Nadir Temel ve belediye meclisi üyesi kadınlar tutuklanmış, Diyarbakır zindanında Esat Oktay'ın zulüm tezgahından ve ağır işkencelerden geçirilmişlerdi.
***
Uzun hapis yıllarından sonra cezaevinden çıktığında Nadir Temel, artık hasta ve yarım bir insandı. Üstelik ne bir işi ne de parası vardı. Ailesini geçindirmek için ömrünün sonuna kadar hamallık, amelelik yaptı. 2009 yılında, Adana Numune Hastanesi'nde, büyük bir yoksulluk içinde öldü. Ama hiç kimse, sağlığında onun ağzından bir yakınma, bir şikayet ve yaşadıklarından bir pişmanlık cümlesi duymadı. Belediye başkanlarımız, milletvekillerimiz, il başkanlarımız Nadir Temel'le, onun bir beklentisi olmasa da ilgilenseydi, ne iyi olurdu.
Şimdilerde geliştirilmek istenen eşbaşkanlık kurumunun ilk temsilcisi sayılan Dürre Kaya da büyük yoksunluklar içinde, vücudunda sömürgecilerin zulüm ve işkence izleri ile yaşadı. Ömrünün büyük bölümü, Hilvan'daki evinde yoksulluk ve hastalık içinde geçti. Ama asaleti ve derin yurtseverliği, bir tek gün dahi birilerinden veya bir yerlerden yardım talep etmesine izin vermedi. 9 Ekim 2010 günü, yalnız yaşadığı Hilvan'daki evinde öldüğü, iki gün sonra komşuları tarafından fark edildi. Kadın aday adaylarımız sağlığında Dürre Kaya'dan haberdar olsa, sahiplense ne iyi olurdu.
***
1987 doğumlu Ceyda Zengin(Umut Zeryan) sistem koşullarında hiçbir sorunu veya sıkıntısı olmayan genç bir kadın... Ailesinin koşulları iyi. "İyi" bir üniversite, "iyi" bir iş garantisi var. Olağanüstü güzellikteki sesi ve müziğe ilgisi ile konservatuar seçeneği hazır. Ama Ceyda sadece kendisini, kendi geleceğini düşünmenin ayıp olduğunu bilecek bir asaletin sahibi. Kürdistan ve Kürt halkı özgürleşmeden yaşamanın bir anlamı olmayacağını düşünüyor. Çünkü devrim, acilen yerine getirilmesi gereken bir görevdir Ceren için. Ailesine, yakın arkadaşlarına, "ben buralara değil, dağlara aitim" diyor ve dağın yolunu tutuyor. Katıldıktan kısa bir süre sonra, 21 yaşında, Kürdistan dağlarında şehit düşüyor. Şimdi geride güzel sesi ve şarkıları ile hepimizi, unutmamaya, bu onurlu yürüyüşü tamamlamaya çağırıyor. Gençlerimiz, politik hesap ve iktidar mücadelesine girmeksizin, kayıtsız şartsız katılım geleneğini sürdürse ne kadar iyi olurdu.
***
Ali Dayı ya da Şemsettin Kara.
Bir dava adamı. Ömrünü Kürt halkının özgürlüğüne adamış, inatçı bir devrimci. Zorlukları, sorunları dert etmeyen; sömürgecilere ve egemenlere rahatsızlık vermekten zevk alan bir asi. Kapitalist sistem içindeki köleliği özgürlük sananlarla alay eden, "anı yaşa, istersen geber" dünyasına kahkahayla gülen adam.
İşkencelerin, cezaevlerinin, sürgünlerin ve hastalığın ıslah edemediği bir inat.
Hayatın karşı çıkamadığı bir savaşçı ve kahramandı o. Edebiyatçıların zor bela yarattığı roman karakterlerinden değil, sahici bir kahraman!
Kendisi için bir tek gün, bir tek şey istemeden, halka adanan 77 yıl...
Kürdistan Özgürlük Mücadelesi'nin içinde, şu veya bu yerinde yer alan hepimiz Ali Dayı gibi yaşayabilsek ne iyi olurdu.
Şimdi bütün yıldızlardan konfeti yaparak, avuç avuç atalım üzerine, Nadir Temel'in, Dürre Kaya'nın, Umut Zeryan'ın, Şemsettin Kara'nın ve "bizim" dediğimiz tüm ölülerimizin.
Ha... İçinde çokça krizantem çiçeği de olsun, malum Kasım iklimindeyiz.
Böyle Ölür Bizimkiler
Halil Dağ(Uysal) yazılarının birinde şöyle diyordu: "Başkaları için kendilerini unutanlar başkaları tarafından hep hatırlanırlar."