
Daha önce Türkiye’nin AKP iktidarının izlediği politikalarla kaosa doğru sürüklendiğini söylemiştik, ama dinlemedi kimse bizi. Şimdi herkes avazı çıktığı kadar bağırıyor, çağırıyor “ülkede kaos durumu yaratılmak isteniyor” diye. İşin ilginci kaosu ortaya çıkaran etkenler yine doğru analiz edilemiyor. Türkiye’yi bu hale getiren zihniyetin, kişilerin peşine takılınıyor. Bütün antidemokratik uygulamaların ve ortaya çıkan darbe girişimlerinin asıl nedeninin Kürt sorununu çözmeme olduğu ortaya konulamuyor ve çözümün sağlanması için doğru yaklaşımlar gösterilmiyor.
15 Temmuz akşamı ancak görüntülü telefonla katılabildiği televizyon kanalında rengi benzi atmış bir şekilde, “bu defa paçayı kurtaramadık, gittik” moduna girdiği yüzünden okunan Tayyip Erdoğan ne yapıyor? Bu darbe girişimini asıl ortaya çıkaran nedenleri gizlemeye çalışıyor. Bu hercümerç ortamında faşist diktatörlük rejimini sabit kılmaya ve muhaliflerini ortadan kaldırma yoluna yöneliyor. Toplumun Erdoğan’ın bu kadar korku imparatorluğu yaratmasına sessiz kalması ve tepki göstermemesi ayrı bir tartışma konusu, ama Erdoğan böyle bir politikaya yönelmiş bulunuyor.
Aslında işin gerçeği darbe girişimi 15 Temmuz akşamı saat 2’den sonra etkisiz kılındı. O saatten sonra yapılan ve söylenen her şey şovdu ve yıpranan imajını yenilemeye ve milliyetçi şovenist kesimleri daha fazla etrafında toplamaya yönelikti. Bu konuda etkisi kısa süreli de olsa kısmi sonuç aldığı söylenebilir.
Sokaklara çıkarılan güruhların eline bu kadar bayrak tutuşturulup tekbir getirtilmesi niye? Birileri geldi, Türkiye’yi işgal etti de bizim mi haberimiz olmadı? Ya bu kadar vatan millet Sakarya edebiyatı! Bunların darbe girişimcilerinin sonuç almasını engellemeyle bir ilgisi olmadığı açıktır. Zaten darbeciler de o gece başarılı olup AKP’yi devirseydi, yani OHAL değil de sıkıyönetim ilan edilseydi bu defa onlar bayrak sallandırıp, her şeyi büyük Türk milleti uğruna yaptıklarını söyleyeceklerdi. Bugün Erdoğan’a yaranma yarışına girmiş dalkavukların çoğu da o zaman darbecilere dalkavukluk yapacaktı. O zaman niye bu kadar sanki dışarıdan bir güç gelip ülkeyi işgal etmeye girişmiş de, Tayyip de başkomutan olarak polis ordusunun başında ülkeyi kurtarmış havası estiriliyor? Niye bu kadar tek millet, tek vatan, tek devlet, tek bayrak deniliyor ve durmadan bayrak sallandırılıyor. Türk milleti denilmesi ve milliyetçi diğer argümanların kullanılması Kürtlere yönelik yürütülen savaşa tüm toplumu katmak için olduğu açık değil midir? Dolayısyıla 15 Temmuz akşamı gece saat 2’den sonra verilen mesaj darbecilere değil, Kürtlere ve Alevilere yöneliktir. Bütün bunlar Türkiye’nin tüm hücrelerine kadar milliyetçi şovenist Sünni bir devlet haline getirilmesi için yapılmaktadır.
Diyelim ki Erdoğan tek hakim güç oldu, başkan oldu, padişah oldu o zaman Kürt halkını yok edebilecek mi? Kürt halkını yok edemeyeceği ve Kürt sorununu çözme zihniyetine de sahip olmadığına göre yine bir darbeyle karşılaşmayacak mı? Bu defa akıbeti ne olur, nasıl bir darbe olur bilinmez, ama kesin olan Kürt sorununun çözümsüzlüğü ortamında darbe mekaniği her zaman bir şekilde devreye girer. Çünkü Kürtleri yok etme savaşı yürütenler gün gelecek güç ya da iktidar olma hakkının kendilerinde olması gerektiğini söyleyecek ve mevcut iktidarla savaş içine girecek. Bu kaçınılmazdır. Öyle benim yerim sağlam olsun da ne olacaksa olsun, kimin kellesi gidecekse götüreceğiz demek, daha çok düşman çoğaltır ve fırsat bulunduğunda birileri de bunu diyenleri götürür.
15 Temmuz akşamı kurulan diktatörlük sistemine karşı darbe girişimi olunca, Erdoğan darbecileri hemen Fetullahçılarla ilişkilendirdi. Bu kasten ve bilinçlice yapıldı. Belki Fetullahçılar da darbecilerin içinde yer alıyordu, ama darbecilerin Kürtlere yönelik yürütülen savaşta boy vermiş farklı ulusalcı bir kesim olduğu ortada. Fetullahçıları öne çıkarmasının nedeni, demokrasi güçlerinin ve Kürt Özgürlük Hareketi’nin mücadeleleriyle ve verdikleri büyük bedellerle Türkiye toplumunda ortaya çıkardıkları “darbeler kötüdür”, “darbeler demokrasiye yapılır”, “darbelere karşı olmak gerekir”, “darbeler askeri vesayetin sivil vesayeti yok saymasıdır” algısını kendi çıkarına kullanarak, hasmını bitirme meşruiyetini güçlendirmesine yönelmek içindi. Artık Fetullahçılara istediği gibi yönelebilecek, üniversiteler, emniyet, ordu ve diğer devlet kurumlarında AKP’nin kendi iktidarı döneminde konumlandırdığı kişiler sökülüp atılacak, onun yerine kendi kadrolarını yerleştirecek; uluslararası güçlerin de bu operasyonlara ses çıkarmasına karşı darbecileri engellemeye yönelik operasyonlar yapıldığı gerekçesini ileri sürerek, tepkileri bertaraf edecekti. Nitekim böyle de olmuştur. Tam da organize işler. Allahtan televizyonlardan anı anına izleme imkanımız oldu, yoksa Erdoğan’ın bu darbe girişimini bu kadar fırsata dönüştürmesini komplo teorileriyle acaba bu darbe girişimini kendisi mi planlayıp hayata geçirdi kuşkularımızı dile getirirdik.
Herhalde içeride düşmanları azaltma, dostları çoğaltma politikası dedikleri, çakallar gibi demokrasi güçlerinin yarattığı “darbelere karşı durmak gerekir” gibi değerler üstüne üşüşerek kendisinin düşman gösterdiği kesimi herkesin düşman görmesini ve kendi kuyruğuna takılmasını sağlamak oluyor. Ya Erdoğan’ın yanında olunacak ya da kimi isterse darbeci diye gösterecek ve tasfiye edecek!
CHP bile darbecilerle bir bağlantısının olmadığını ve darbecilere karşı olduğunu göstermek için AKP’nin dediği her şeyi yapıyor. Kılıçdaroğlu o kadar kaçak saraydan söz ediyordu, hiçbir zaman gitmeyeceğim diyordu, sonunda paşanın ayağına gitmedi mi? Herhalde Kılıçdaroğlu Saray’a giderken paşa sarayının penceresinden bakıp pişkin pişkin gülerek “seni nasıl ayağıma getirdim” demiştir. AKP’den gelen birlik beraberlik sözleri aslında CHP’yi kendi politikalarına angaje etmek için atılmış bir yemdi, CHP de zokayı yuttu.
Bu darbecilerin Fetullahçı olduğu algısı Türkiye toplumunda yaratıldı. Ama bu algı yaratmanın Tayyip’in yaptığı darbeyi gizlemek için olduğu görülemiyor. Tayyip’le Türkiye’de sorunlar çözülmez, çünkü zaten şu anda Tayyip’in kendisi sorunları yaratan durumdadır.
Şimdi utanmadan Özgürlük Hareketi ile Fetullahçıları ilişki içinde göstermeye çalışııyorlar. Gülünecek bir durum. 2010 yılında KCK operasyonları yapıldığında hükümet yetkilileri bu operasyonları Fetullahçıların yaptığını söylüyordu. Yine o dönem Kürt Özgürlük Hareketi ellerinde Fetullahçılarla ilgili çok kapsamlı belge olduğunu ve bu belgeleri yayınlayacak ve kendine güvenen gazetecileri davet etmişti, ama kimseden ses çıkmamıştı. Bu daha birkaç yıl önce yaşanan bir durum. Ama şimdi neler söyleniyor.
Tayyip Erdoğan ve Fetullah Gülen’in yol arkadaşı olduğunu kim inkar edebilir? 17 Aralık’a kadar birbirlerine övgü dolu sözler dizmiyorlar mıydı? Beraber yürüdükleri yollarda beraber ıslandıklarını söylemiyorlar mıydı? Ama gün geldi iktidar olma arzusu can ciğer dost olanları düşman etti ve birbirlerinin yerle yeksan olmasını ister duruma geldiler. Peki, ne için? Sadece kendileri mutlak güç olsunlar diye! Yoksa Tayyip Erdoğan ve Fetullah Gülen’le zihniyet farklılığından söz etmek mümkün değildir. Kimin iktidar olacağı dışında kavga etmelerine ileri sürebilecekleri herhangi bir gerekçeleri de yoktur.
Fetullah ve Tayyip’in gerçekten de çok ortak yanı var. En büyük ortak yanları da Kürt düşmanlığıdır. Birbirlerini iyi tanıyorlar. Zaten birbirlerine çok benziyorlar. Zihniyetleri de, amaçları da aynıdır. Kendilerine bakarak karşılarındakinin ne yapacağını biliyorlar. Zaten bu kadar birbirlerine girmelerinin nedeni birbirlerini iyi tanımaları ve ne yapacaklarını bilmeleridir. Her ikisi de ortak arzuları paylaşıyor. Tayyip, Fetullah’tan çok şey öğrenmiş, ama boynuz kulağı geçmiştir.
Rohat Baran