
Yüzyılı aşkın bir zaman süresince varlığını sürdüren Kürt meselesinin Doğunun azgelişmişlik sorunundan kaynaklandığı konuşulmuştur hep. Bu iddiaya göre, eğer devlet Doğuya kendi bildiği biçimde bir kalkınma programı uygulasaydı ve insanların gelir düzeyleri yükselseydi, başımıza Kürt meselesi diye bir mesele çıkmayacaktı. Bu kitapta anlatılan Kavar havzasının hikâyesi, ki buna Türkiye Kürdistan'ının hikâyesi de diyebiliriz, bu sığ değerlendirmeyi yerle bir ediyor. Kavarlılar büyük şehir yaşamını terk ederek, taş üstünde taş kalmamış, sürekli jandarma ve özel timin taciz ve hakaretlerine maruz kaldıkları bir yaşamı seçiyorlar.
Özgürlük alanlarını, kolektif kimliğin onlara sunduğu eylemlilik ile açıyorlar. Her türlü engel ve engellemeye rağmen yaşamı kendi topraklarında kurmayı seçenlerin failliğine ve kurulmakta olan bu yaşamın ezilmeye, yok edilmeye çalışılan bir kolektif kimlik üzerine inşa edilmesine tanıklığa götürüyor okuru Kavarlıların mücadelesi O Gün'de, devletin muktedir olmak için yakıp yıktığı, silahlı, silahsız her türlü hâkimiyet kurma ve asimilasyon stratejisini uyguladığı bir coğrafyada boyun eğmeyen bir halkın hikâyesi anlatılıyor.
KÜLTÜR SERVİSİ