İngiltere Gündemi


Benim de araştırma görevlisi olarak bulunduğum Oxford Üniversite’sinde bir grup öğrenci, bu aralar tüm emperyalist güçlere ders verecek nitelikte bir kampanya yürütüyor. Oxford’daki kampanya, anti AB ve göçmen politikaları nezdinde Avrupa’da en kötü ülke listesinde başı zorlayan İngiltere’de herkesin İngiliz tarihi konusunda hem fikir olmadığını görmek için iyi bir örnek teşkil ediyor. Düşünülenin aksine İngiltere’nin emperyalist politikalarından utanç duyan ciddi bir kesim var, zira Ortadoğu’daki bitmek bilmeyen savaşlarda yine İngiliz parmağı olduğunu düşünenler azımsanmayacak sayıda. 

Oxford Üniversitesi'ndeki çoğunluğunun İngiliz olduğu öğrenciler, kendi tarihlerine eleştiren yaklaşanları iyi örnekliyor. Öğrenciler, 1800’lerin sonlarında İngiliz sömürgesi Güney Afrika’nın başbakanlığını yapan işadamı Cecil Rhodes'un Oriel Koleji'ndeki heykelinin kaldırılması için bir kampanya yürütüyor. Zira Rhodes, elmas ticareti yapabilmek için Afrika’da terör estirmiş. 

Rhodes, 19. yüzyılına sonlarında Oxford’dan mezun. Rhodes, kendi adına üniversitede bir vakıf kurmakla birlikte bu vakıf öğrencilere burs imkanı sağlıyor. Buna rağmen öğrenciler Rhodes’un heykeline şiddetle karşı çıkıyor. Okul yönetimi ise heykeli kaldıracak gibi değil. Heykelin yanında Rhodes’u anlatan bir levha (böylelikle sömürgecilik faaliyetleri iyice gün yüzüne çıkmış olacak) konulmasını öneriyor. Mesele henüz açıklığa kavuşmuş değil. Yönetimin heykeli kaldırması İngiliz tarihinin utanç faaliyetlerini kabul etmesi anlamına gelecektir. Aslında Rhodes gibi birçok figür, İngiliz tarihinde 'kahraman' olarak sunuluyor. 

'Üzerinde güneş batmayan imparatorluk' olarak bilinen bir zamanların Britanya İmparatorluğu, sınırları ile en geniş imparatorluk konumundaydı. 17. yüzyılda 6 kıtaya yayılarak, dünya nüfusunun 4’te 1’ine tekabül eden 450 milyon insanı topraklarında barındırıyordu. Tarihi ise insanlık suçlarıyla dolu olan bir imparatorluk. Afrikalı köle ticaretini yürüten imparatorluk, elmas için Sierra Leone’de 150 bin, petrol ve ülkenin diğer kaynaklarını işletebilmek için neden olduğu Nijerya’daki iç savaşta ise 1 milyon kişinin ölümüne sebep olmuştur. Elmas kaynaklarını işletebilmek için sebep olduğu Uganda’ki iç savaşta ise savaşan taraflara silah satıyor, bir de üstüne. 

Sömürgecilik İngiltere’nin zenginliğinin temelini oluşturuyor. Sadece zenginlik elde etmediler. Sömürge ettikleri ülkelerde yaptıkları kıyımlar ve asimilasyon da cabası. Örneğin kolonyal sömürge altındaki ülkeler konuştukları dillerini kaybettiler. Avusturalya’daki yerli halk olan Aborijinler gibi. 1950’li yıllarla bağımsız hareketleri, iyice yaygınlaşsa da Commonwealth gibi kurumlar yoluyla bu ülkelere farklı bir sömürge yöntemi uygulanmaya çalışılıyor. Bağımsızlığını ilan eden Afrika ve Asya ülkeleri siyasal açıdan özgür olsalar da yüzyıllar süren sömürge sisteminden sonra sermaye gibi birçok eksikliklerden ötürü üretim zincirinden kopamadılar. Şimdi bu sözde bağımsız ülkeler ucuz iş gücünden ötürü Avrupa pazarının sömürü merkezleri konumunda. 

Günümüzle ve coğrafyamızla ilişkilendirilirse, kökeni Britanya İmparatorluğu'na dayanan İngiltere’yi Kürdistan’da çekilen acılara derman olmamakla suçlayabilir miyiz? Ya da Türkiye’yi insan hakları ihlallerinden dolayı hizaya çekmeye çalışmamasına şaşırabilir miyiz!? Kürdistan’daki savaşın İngiltere yönetimi için Ortadoğu’daki herhangi bir savaştan bir farkı yok. Devlet eliyle katledilenlerin sayısı da sadece istatistiksel bir rakam!