Sayın Öcalan’ın önerisi doğrutusunda yapılan “Barış ve Demokrasi Konferansı”nın üçüncüsü Avrupa’nın başkenti Brüksel’de bir Kürt işadamının düğün salonu olan “Prenses” düğün salonunda yapıldı. Salon böylesine bir konferansın yapılması için hem hacim olarak, hem de verilen hizmet açısından yeterli idi.

Konferansa katılan delege sayısı 300 dolayında idi. İzleyiciler ve gazetecilerle birlikte bu rakam 400’e ulaştı. İsimleri katılımcılar listesinde olup, katılmayan Kürt akademisyenlerin yanında, araştırmacı yazarlar da vardı. Bunun dışında konferans olabilecek en geniş Kürt, Türkiyeli halkları (Ermeni, Asuri-Keldani, Rum Pontus, Laz ve Çerkezleri) devrimci demokratları, inanç gruplarını (Müslüman, Êzîdî, Alevi, Hıristiyan), çeşitli uluslardan ateistleri kapsıyordu.
Kürt ve Türkiyeli Aleviler, Êzîdîler, Hıristiyan halklara ait kurumlar kongrede olabildiğince geniş bir biçimde temsil edilirken, Kürt Müslüman kurumlar bu pozitif ayrımcılıktan nasibini alamamıştı.
Sayın Öcalan’ın Konferansa gönderdiği mesaj anlamlı idi. PKK lideri “Kürt-Türk ilişkilerinde paradigmasal yeni bir değişimle artık bütün Ortadoğu’yu etkisi altına alacak, bir barışı inşa etmenin zamanıdır. Gelinen aşamada PKK üstüne düşen sorumluluğu ciddiyetle yerine getirmiş olması nedeniyle ölümler durmuş, geri çekilme aşaması büyük oranda gerçekleşmiştir. Şimdi artık hükümete sorumluluğun düştüğü 2. aşamaya geçmiş bulunuyoruz” dedikten sonra “Ülke dışında yaşamak zorunda kalan sizleri bu konferansınız dolayısı ile selamlıyor, demokratik siyaset ve mücadele hamlesine aktif katılmaya çağırıyorum” diyordu.
Konferans divanı seçimi bizim dernek kongrelerinde olduğu gibi kongre hazırlık komitesinin hazırlayıp, delegelere sunduğu listenin onaylanması ile oluştu. Divan önerisinde bulunan hazırlık komitesi delegesi her zaman olduğu gibi “başka isimler de önerilebilinir” deyip kongre divanının demokratik bir biçimde oluştuğu imajını vermeye çalıştı!
Konferans divanının arkasındaki platformda bilgisayar marifeti ile yansıtılan Geothe’nin önemli sözü “Geçmişini anlamayanlar, onu yeniden yaşamaya mahkum olurlar” sözü sanki biz Kürtler için söylenmişti. Yine “Kadın köleliği aşılmadan, diğer kölelikler aşılamaz”, “Irkçı, tekçi, imhacı politikalara son”, “Zaman birlikteliğimizi, ittifakımız, ve ortak geleceğimizi kurma zamanıdır” cümleleri sık, sık ekrana geldi.
Ermeni katılımcı Hovsep Hayrani’nin sunumunda diaspora Ermenilerinin hiddeti, Öcalan’ın ilk BDP heyeti ile görüşmesinde dile getirdiği bir cümleye yönelik tepkisi vardı. Asuri temsilci de aynı endişelerin olmasına karşılık konuşması sürgünde yaşayanların söylemlerine nazaran daha bir yumuşaktı. Bence Türkiyeli halklar içerisinde en önemli konuşmayı LAGURA (Laz Dilini ve Kültürünü Koruma Derneği) adına Nurtel Altuntaş Alpaslan yaptı. Bütün salonun ilgi ile izlediği sunumda Nursel arkadaş konuşmasına Lazca başladı, Lazlar’ın 5000 yıllık tarihlerinin olduğunu anlattı. Laz dilinin Gürcüceden bir kaç kelime almasına rağmen aralarında hiçbir benzerlik olmadığını söyledi, yumuşak ve bilimsel sunumu ile büyük alkış aldı.
Kürt delegelerin konuşmalarına kadın delegeler damgasını vurdu. Şehit anası Mıhelmi Sultan Ogur “Ben teori bilmem, teoriyi sokaklardan öğrendim” cümlesi kongreye damgasını vuran belirlemelerden bir tanesi idi. Konuşmasının tamamı delegeler tarafından ilgi ile dinlendi ve büyük alkış aldı. Diğer önemli bir Kürt kadın konuşmacı ise şehitlerin bacısı Ayten Durmuş idi.
Konferans divanına, delegelere, hazırlayıcılarına 29 Haziran’ın Şeyh Said ve arkadaşlarının şahadet yıldönümü, 30 Haziran’ın ise Zilan’ın eylem ve şahadet günü olduğunu hatırlatan Durmuş, 35 yıldan beridir sokaklarda olduklarını, sonuna kadar da hep sokaklarda olacaklarını söylerken, ağabeyi Hayri Durmuş’a kalan borcunu da ödediklerini, bizlerin onlara(şehitlere) borçlu olduklarımızı bizlere hatırlattı. Eşini ve iki evladını şehit veren Nuray Şen ise her zaman olduğu gibi acılarını içine atıp, onurlu duruşunu sergiliyordu.
Konferansa ben de katıldım. Bana verilen süre içerisinde derdimi anlatmaya çalıştım. Gazetemizin muhabiri sağ olsun konuşmamın birkaç cümlesini yansıtmış, ancak daha önce de olduğu gibi ismim Sedat Bucak olarak geçirmiş haberine.
Konferans sonuç bildirgesini basından ve Tv izlediniz. Delegelerin bir kısmının itirazları sonuç bildirgesine yansıtılmadı. Bu da bir eksiklikti.


KÜRDİSTAN TARİHİNDE BU HAFTA:
* 30 Haziran 1996 tarihinde Dersim’de bayrak töreni sırasında ARGK gerillası Zilan (Zeynep Kınaca) üzerindeki bombayı tören kıtasının içerisinde patlatarak yaşamına son verdi. Eylemde 6 asker yaşamını yitirdi.
* 1 Temmuz 1992 tarihinde İstanbul’da Yeni Halk Gerçeği yayınlanmaya başladı.
* 4 Temmuz 1966 tarihinde PDK-T Genel Başkanı Faik Bucak MİT tarafından düzenlenen bir suikast sonucu yaralanarak kaldırıldığı Urfa Devlet Hastahanesinde kendisine iğne yapılarak 5 Temmuz 1966 günü saat 7.30’da şehit düştü.
* 5 Temmuz 1991 tarihinde HEP Diyarbekir İl Başkanı, İHD Diyarbekir kurucularından, DDKD davası sanıklarından Vedat Aydın Jitem tarafından evinden alınarak gözaltına alındı.
* 5 Temmuz 1994 tarihinde KUM üyesi sendikacı İkram Mikyaz (Kawa) işyerine giderken İzmir’de uğradığı kontrgerilla saldırısında şehit düştü.
* 7 Temmuz 1997 tarihinde Ülkede Gündem gazetesi günlük olarak yayınlanmaya başlandı.