Cihan DENİZ
Bugün Türkiye’de siyasetin, ekonominin, toplumsal yaşamın gidişatından memnun olan, işlerin doğru bir şekilde yürütüldüğünü söyleyecek bir tek kişiyi bulmak bile mümkün değildir. AKP mahallesinden yükselen homurtuların sesi bizlere kadar ulaşmaktadır.
“Bekası” doğrudan saraya bağlı, ancak o iktidarda kaldığı sürece varlığını sürdürebilecek olan küçük bir kesim dışında mahallenin aklı karışmış durumda. Referandumda evet diyenlerin önemli bir kısmı verdiği oydan pişmanlık duymaktadır. Zenginlik, huzur, refah ve istikrar getireceği umuduyla AKP’ye verdikleri oylar ile nasıl bir canavar yarattıklarının dehşetini yaşamaktadırlar.
İstikrar istediler ama bugün toplum belki de hiç olmadığı kadar kutuplaşmış durumda. Oy verdikleri partinin kendi iktidarını koruma pahasına toplumun neredeyse yarısını “terörist” ilan ettiğini görmektedirler. Dün belki işe yarayan bu taktik, bugün artık AKP seçmeni için bile bir şey ifade etmemektedir. Hatta tersine böylesi bir kutuplaştırıcı siyaset artık AKP seçmeni nezdinde bile büyük bir rahatsızlık yaratmaktadır. Yapılan anketler de bu gerçeği doğrulamaktadır.
Aynı şekilde belki de onlar için en öneli konu olan ekonomi açısından da derin bir hayal kırıklığı söz konusudur. Haziran 2015’den beri AKP için oy kullandıkça sadece kendilerinin değil tüm ülkenin nasıl daha fakirleştiğini yaşayarak gördüler. Ekonominin toptan çöküşün kıyısına nasıl adım adım geldiğine; doların nereden nereye geldiğine; faizlerin ulaştığı noktaya şahit oldular. Ve artık onlar için dış güçlerin oyunu ve benzeri AKP fantezileri açıklayıcı değildir. Giderek daha fazla bu siyaseti yürütenleri sorgulamaktadırlar.
Kürtler başta tüm ezilenlere karşı ilan edilmiş seferberlik artık AKP’yi destekleyen kesimlerin de özgürlüğünü, hakkını hukukunu tehdit eder bir noktaya ulaşmıştır. DBP belediyelerine atanan kayyumu kayıtsızlıkla izleyen, bu konuda tek bir eleştiri getirmeyenler, çok kısa bir süre sonra aynı şeyin kendi başlarına da geldiğini gördü. Oylarıyla seçtikleri belediye başkanlarının halktan değil ama saraydan gelen baskılarla nasıl istifa ettirildiğine şahit oldular. İktidarın oy, sandık, halk iradesi gibi yaygaralarının aslında nasıl bir yalan olduğunu, kendi verdikleri oyun hiçbir değerinin olmadığını yaşayarak gördüler.
Benzer bir şekilde, muhalif gazeteler, televizyonlar birer birer kapatılırken, muhalif gazeteciler yargılanıp hapse atılırken suskun kalanlar, aslında kendi seslerinin de kesildiğini acı bir şekilde anladılar. Bugün AKP mahallesinde, uygulanan politikalara, bu politikaların uygulayıcılarına yönelik en ufak bir eleştiriyi yapanlar bile başta sosyal medya olmaz üzere iktidarın trolleri tarafından linç edilmektedir. İster bu partinin kurucusu olsun, isterse de bu parti adına başbakanlık, bakanlık yapsın; kim bu kişilerin linç edilme korkusu olmadan özgürce fikirlerini açıklayabildiğini iddia edebilir?
Çözümsüzlük ve sorunların giderek daha devasa bir hal alması, AKP’deki bu eğilimi daha da derinleştirmekte ve artık aynı zamanda tam bir komedi halini almaya başlamıştır. Bu ülkenin başkenti Ankara’yı yönetmeye talip bir kişi çok basit bir konuda, seçimlerde yarıştığı partinin adayı ile televizyona canlı yayına çıkmak için bile cumhurbaşkanı izin verirse ben isterim deme noktasına gelmiştir. Rakibi ile televizyonda tartışma konusunda bile iradesi olmayan biri Ankara’ya mı yönetecek diye sorası geliyor insanın.
HDP’nin Batı’da AKP’yi geriletme stratejisi tüm bunlardan dolayı maruz kalınan tüm baskılara rağmen belki de hiç olmadığı kadar kolay ulaşılır bir hedeftir. Yeter ki o mahalleye ulaşmayı amaçlayalım. Dolayısıyla, HDP başta demokratik siyasete düşen en önemli görev, AKP seçmeni içinde gidişattan rahatsız olan geniş kesime ulaşmaktır; onları verecekleri her oyun sorunları daha da ağırlaştıracağına ve içinden çıkılmaz bir hale getireceğine ikna etmektir. Onların AKP’den kopmasını sağlamaktır.
AKP de bu adımın kendisi için yarattığı tehlikenin farkında ve buna karşı sürekli daha da saldırgan bir tutum içine girmektedir. Ama bu kez bu tutum kendi seçmeni için de bir rahatsızlık kaynağı olmaktadır ve bu muhalefet için bir fırsata dönüşmektedir.
Tarihi bir seçime doğru gidiyoruz. Bu yolda cezaevlerinde tecride karşı yakılan ateş, kayyumlara karşı yakılan ateş ile buluştu ve her geçen gün daha da harlanıyor. Ama önemli olan bu ateşin Batı’da da yükselmesidir. Batı’da yükselecek böylesi bir ateş tüm Türkiye halkları için özgürlüğe, barışa, kardeşliğe giden yolun kapılarını açacaktır.