
PKK Yürütme Komitesi Üyesi Murat Karayılan, “Belki devlettir; vahşet uyguluyor; bodrumda yaralı insanların üzerine merhametsizce gidiyor ve katlediyorlar ama artık Türk sömürgeciliği yenilmiştir” dedi.
PKK Yürütme Komitesi Murat Karayılan, Dengê Kurdistan Radyosu’nun sorularını cevapladı. Uzun söyleşinin bazı bölümlerini kısaltarak paylaşıyoruz.
Şu anda direnişin olduğu öz yönetim alanlarında Türk devletinin de vahşi saldırıları var ve katliam düzeyine ulaştı. Bu süreç nereye gidiyor?
AKP devleti 1938’den bu yana halkımıza yapılmayan şeyleri bugün yapıyor. Bugünkü katliamlar Dersim, Geliyê Zîlan katliamlarına benziyor. AKP devleti 21. yüzyılda, dünyanın gözleri önünde açık bir şekilde Kürdistan’da, Cizîra Botan’da bir vahşet ve soykırım gerçekleştiriyor. Bu vahşeti, ‘teröre karşı mücadele ediyorum’ gerekçesiyle yapıyor ama özünde bu saldırıları sivil insanlara karşı yapıyor ve Kürt halkını soykırımdan geçiriyor. Bugün (önceki gün) de üçüncü bir bodrumun ortaya çıktığından ve insanları canlı canlı yaktıklarından bahsediliyor. Bu, vahşetin arşa ulaştığı anlamına geliyor.
Bunlar hesapsız kalmayacak. Hiçbir Kürt gencinin ahı boşa gitmeyecek, hepsinin hesabı sorulacak ve intikamı alınacaktır. Bunu herkes bilmelidir. Kürt halkı artık sahipsiz değildir. Tanklarla ve toplarla her önüne gelen insanın katledilmesi AKP’nin yanına kar kalmayacaktır. Bugün dünyada hiçbir devlet sivil halka, hele hele 130 bin nüfuslu bir şehre karşı tanklarla, helikopterlerle, toplarla, doçkalarla ve havanlarla bu şekilde saldırmamıştır. Ama AKP devleti bugün Cizre’de ve Sur’da bunu yapıyor; Silopi’de de bunu yaptı.
Doğru; Suriye’de bu şekilde yürüyen bir savaştan söz edebiliriz; yani şehirlerde top ve tank kullanılıyor ama Suriye’de hem devletin hem de muhalefetin birbirine karşı top, tank ve doçka kullanma durumu söz konusu. Yani her iki taraf da şehirlerde birbirine karşı ağır silahlarla savaşıyor. İyi de; Cizre’de, Sur’da, Silopi’de gençlerin elinde ağır silah değil kleşler var; en büyük silahları kanas ferdi silahıdır. Ama AKP devleti tank ve toplarla vuruyor ve bu şekilde tüm evleri yıkıyor. Rahatlıkla ferdi silahlarla da operasyon yapabilirlerdi; hiçbir ev de yıkılmazdı. Ama onlar Kürt şehirlerini yıkmak ve bu şekilde Kürt halkına diz çöktürmek istedikleri için kleşle direnen gençlere ağır silahlarla yöneliyorlar. Bu cesaret değil korkaklık; mertlik değil namertliktir. Bu 2 aydır Cizre’yi vuruyorlar; 71 gündür Sur’u vuruyorlar. Bunların yürüttüğü vahşettir. Savaş ölçüleri ve kurallarını hiçe saymaktalar. Sivil, çocuk-yaşlı demeden herkese yöneliyorlar…
Ortadoğu’nun en kadim halkı olan Kürt halkının iradesini kırmak istiyorsun, soykırımdan geçiriyorsun. Buna karşı direniş, meşru ve haklıdır. Sömürgeciliğin zulmüne, terörüne ve vahşetine karşı Kürt halkı kutsal bir direniş gösteriyor.
Ne istiyor bu halk? Özerklik istiyor. Kürt halkının bu haklı ve meşru istemlerine karşı Türk devleti tanklarla ve toplarla büyük bir vahşet yürütüyor. AKP, Kemalizme rahmet okutacak bir durumda. Bu yüzyılda yaralı insanları cayır cayır yakıyorlar…
Düşmanın bile olsa, esir alabiliyorsan esir alırsın. Ama bunlar üzerine gidiyorlar ve yakıyorlar, tek tek kurşuna diziyorlar, infaz ediyorlar. Bu vahşet değil de nedir! Bu hangi ahlakta, hangi dinde, hangi insanlıkta vardır! İnsan olan böyle yapmaz ama bu alçaklar insanlıktan çıkmış.
Uluslararası kurumlar Türk devletinin bu vahşetine karşı neden tepkisiz?
Onların bu sessizliği insanlığın yüz karasıdır. Avrupa, sadece Erdoğan’ın onlara dönük Suriye’den gelen mültecileri gönderme tehdidini hayata geçirmemesi için Erdoğan’a para vermekte ve ‘aman aman sakın mültecileri gönderme, biz seninleyiz’ diyerek sırtını sıvazlamaktadır. Avrupa bir kez daha kirli çıkarları için Türk sömürgeciliğiyle kirli bir anlaşma yapmıştır; bu yaşananlara gözlerini kapatmıştır. Özellikle Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) hukuku lekelemiştir. Batı dünyasının ikiyüzlülüğü olmazsa Erdoğan’ın çeteleri böyle yapamazlardı. Şu an Cizre’de yaşanan katliamlaran onlar da sorumludur.
AKP bu konjonktürel durumdan faydalanarak Kürt halkını yok etmek istemektedir. Bütün amaçları bahar gelmeden, yani gerilla devreye girmeden bu şehirlerde direnen gençleri tasfiye etmektir. Çünkü onlar karlar eriyip de gerilla harekete geçerse Kürdistan Özgürlük Mücadelesi’nin yeni bir döneme girmesinden korkuyorlar. Bunun için de, başta Cizre olmak üzere direnen tüm şehirlerde hangi yöntemle olursa olsun sonuç alabilmek için her yeri ikna etmiş durumdalar.
Yapabilirler mi?
Yapamazlar. Bütün halkımız bunu bilmelidir. Doğru; Cizre, değerli ve kutsal bir şehrimizdir; oradaki direniş çok anlamlıdır ama direnişin konum değiştirmesi Türk devletinin başardığı anlamına gelmez. Şehir direnişleri artık sönmeyen birer ateştir. Bu ateş sönmeyeceği gibi bodrumlarda şehit düşen insanlarımızın ahı da yerde kalmayacaktır. Cizîra Botan direnişin kalesidir ve direnenlerin taktik değişiklikleri olsa da bu böyle devam edecektir. Bunlar kazanmak için her şeyi yaparlar. Ama bugün Kürdistan’da gelişen direniş, artık onların mezarını kazmaktadır. Bunu da herkesin bilmesi lazım. Vahşet uyguluyor; bodrumda yaralı insanların üzerine merhametsizce gidiyor ve katlediyorlar ama artık Türk sömürgeciliği yenilmiştir. Ancak korkaklar, vahşiler, insanlığın düşmanları böyle yapar
Erdoğan, ABD’nin DAİŞ’e karşı mücadele için PYD ve YPG’ye verdiği silahların şu an PKK’nin elinde olduğunu iddia ediyor. Bu iddiaların bir temeli var mı?
Türk devletinin Kürdistan ve Özgürlük Hareketi hakkında söylediklerinin hepsi yalandır. Çünkü mesele Kürdistan olunca, onların temeli yalan üzerine kurulmuştur. Koskoca bir ülkeyi inkar ediyorlar. ‘Yoktur’ diyorlar. Kürdistan ülkesini inkar edenler hangi yalandan sakınır ki?
Bu iddialarına gelince… İyi ki bunun şahitleri var; ABD de dahil olmak üzere Uluslararası Koalisyon üyesi tüm devletler biliyor ki yalandır. Her şeyden önce ABD çok iyi biliyor ki, bugüne kadar YPG’ye bir tabanca bile vermemiştir. Mermi, vb. mühimmatı havadan bırakmışlar ama başka da bir şey vermemişlerdir. Bunu Fransa da biliyor, Almanya da biliyor, Rusya da biliyor. Yani herkes biliyor ki, hiçbir devlet YPG’ye herhangi bir silah vermemiştir. Bugün nasıl ki biz Irak piyasasından silah satın alıyorsak, YPG de aynı piyasadan silah satın alıyor. Yani halihazırda YPG, elindeki silahların hepsini Irak piyasasından kendi parasıyla almaktadır. Biz de silahlarımızı aynı yöntemle alıyoruz. Bunu bütün devletlerin istihbaratları bilmektedir. Ama bir cumhurbaşkanı herkesin gözünün içine baka baka yalan söylüyor. Çünkü, ‘ben bunu söyleyeyim, gündeme girsin, yeter’ diyor. İyi ki o devletler bunun yalan olduğunu biliyorlar.
Sadece bu da değil; ‘PKK-PYD-YPG iç içedir; bunlar birdir’ sözünün de yalan olduğunu biliyorlar ama ısrarla bu yalanı da sürdürüyor. Çünkü bu şekilde Rojava Devrimi’ni boğmak istiyorlar. Kürt halkının Rojava’da statü ve kimlik sahibi olmasını istemiyorlar.
Dış devletler, filan deniyor. Herkes de biliyor ki biz öz gücümüze dayanıyoruz. Rojava Devrimi de öyledir.
Nasıl ki tüm Kürdistan parçalarının devrim hareketleriyle ve bölge ile Türkiye’deki devrimci hareketlerle ilişkimiz varsa, Rojava Devrimi ile de ilişkimiz vardır. Bundan daha doğal bir şey yoktur. Biz PKK olarak Kürdistan ve bölgedeki tüm devrim hareketlerini destekleriz. Güney Kürdistan kazanımlarını da bugün biz savunuyoruz; Rojava Devrimi’ni de destekliyoruz.
Son olarak, başta öz yönetim alanlarında direnenlere ve Kürt halkına dönük mesajınızı alabilir miyiz?
Başta Cizre ve Sur’da olmak üzere bu tarihi mücadeleyi yürüten tüm direnişçileri selamlıyor; bütün sivil ve savaşçı şehitlerimizi büyük bir minnetle anıyorum. Onların direnişleriyle verdikleri mesajı derinden algılıyorum. Mutlaka ama mutlaka onların sözüne bağlı kalacağımızı ifade etmek istiyorum. Yaşanan şahadetler nedeniyle tüm değerli ailelerimize Kürdistan halkına başsağlığı diliyorum. Vahşi bir biçimde gerçekleştirilen bu şahadetler yükümüzü daha da ağırlaştırdı. Bunun bilinciyle yaşıyoruz, tüm yaşamımız ve mücadelemiz bu bilinç yörüngesinde yoğunlaşacak ve bunun hesabının sorulması tek gayemiz olacaktır.
Oralardaki gençler gerçekten tarihi bir direniş yürütüyorlar. Bu direnişe büyük bir saygımız ve bağlılığımız vardır.
Tüm halkımız bunu bilmeli: Doğru; acımız büyük ama bu yiğitler kendi şahadetleriyle bize başarı yolunu da gösterdiler. Bu yüzden cenazelerimizde ağlamayı değil, bu değerli insanların açtığı zafer yolunda kahramanca yürümeyi esas almalıyız.
Tüm Kürdistan halkının ve gençliğinin ilham alacağı bir tarihi sayfa açılmıştır. Bu sayfalar bizi başarıya götürecek yolu da göstermiştir.
Cizîra Botan şehri Dimdim Kalesi olmuştur; direnişi başarılıdır; gerçekten büyük bir sonuç ortaya çıkarmıştır. Zaten Sur’un düşmana tarihi bir ders vereceği görülmektedir. Gerçekten hem Sur direnişi ve hem de yöntemleri çok güçlü bir düzeydedir. O aslanlar bilmeli ki tüm Kürt gençleri, tüm Kürt halkı ve herkes onları büyük bir umutla izliyor. Sur ve Cizre direnişçileri, şimdiden birer yaşayan efsane olmuştur; bir ruhu temsil etmektedirler. Tarih bunu yazacaktır.
Halka dönük gerekli çağrıyı zaten Cizre Halk Meclisi Eşbaşkanı Mehmet Tunç yapmıştı. Bu çağrı üzerinden söyleyeceğim yeni bir şey yok.
O bodrumlarda yapılanlar sadece o insanlarımıza değil, tüm Kürt halkına yapılmıştır. Yurtiçinde de yurtdışında da halkımızın çabaları var fakat yetmiyor. Hawar’a yetişmek lazım. Bundan sonra kimse eskisi gibi yaşamayacaktır. Yaralı insanlarımızı nasıl yaktığını unutabilir miyiz? Kim bunu sindirebilir; kim bunu yerde bırakabilir! Şerefi olan ve yüreğinde insanlık taşıyan birinin buna karşı sessiz kalması mümkün mü? Artık konuşma dönemi değildir.
BEHDİNAN